1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. TALAT, MARAŞ İDDİALARINI DEĞERLENDİRDİ
TALAT, MARAŞ İDDİALARINI DEĞERLENDİRDİ

TALAT, MARAŞ İDDİALARINI DEĞERLENDİRDİ

Talat 1 Temmuz sürecini ve Maraş konusunu değerlendirdi.

A+A-

 

“BİZ BURAYA İNTİHAR ETMEYE GELMEDİK”

 

İkinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bu sabah  Ada TV’de yayınlanan ‘Günaydın Ada’ programına katılarak Kıbrıs sorununda gelinen nokta ve Maraş’ın açılması haberlerini değerlendirdi. Talat, Maraş konusunun Papadopulos döneminde de gündeme getirildiğini ve Kıbrıs Türk tarafının yaptığı öneriler üzerine Rum tarafının “Biz buraya intihar etmeye gelmedik” dediğini anlattı.

1 TEMMUZ’A DOĞRU

Bir soru üzerine, Kıbrıs Türk tarafının çözüm talebini 1 Temmuz’a kadar hedef göstermesinin haklı olduğunu vurgulayan Talat, bu konuda baskı yapılması, dünyayı hareketlendirmeye çalışılması ve Rum tarafının zorlanmasının doğru olduğunu söyledi. Bununla birlikte ‘1 Temmuz’da görüşmelerden çekiliriz’ imajı yaratmanın yanlış olduğuna işaret eden Talat, “uluslararası alanda moral üstünlük bizdeyken böyle bir imaj bunu kaybetmemize yol açar. Bizim öyle bir lüksümüz yok. Türkiye, ‘Hayır, görüşmeler devam etmelidir’ demese, Kıbrıs Türk tarafının şu anlayışıyla görüşmeleri durdurma ve suçlanma gibi bir gailesi yok. ‘Bizi ilk defa mı suçladılar?’ falan derler. Maalesef, Türkiye parayı gönderiyor, maaşlar ödeniyor ya, bu yeter. Halbuki memleket elden gitti. Bunları görmemek için kör olmak lazım. Kıbrıs Türk halkı gözümüzün önünde yavaş yavaş eriyor” dedi.

RUM’U İKNA ETMEK

Taviz ve esneklik kavramlarının farklı olduklarını vurgulayan Talat, Rumların şu anda en fazla kaybedecekleri şeyin, kazanmaları muhtemel olan noktalar olduğunu belirtti. Talat, bunun da bir miktar toprak olduğuna dikkat çekerek, “Ama zaten şu anda elinde toprak yok ki. KKTC tanınırsa, kuzeyde egemenlik hakkından söz edemeyecekler. Zaten şu anda o da yok. Sadece iddia ediyor. Artık o iddiayı yapamayacak. Ama Rum tarafı bunları yapabilmek için devletin yarısını bize verecek, başka tavizler verecek. Rum tarafının kaybedecek bir şeyi yok. Rum tarafının bir çözüme razı edilmesinin imkanlarını yaratmak bize düşüyor. Bir köşede oturup ‘Rum tarafını bu konuda zorlayın’ vs. demek birşey getirmiyor” ifadelerini kullandı.

KIBRIS KİLİT ÖNEMDE

Bir başka soruyu değerlendiren Talat, mevcut yapının haksızlığını uluslararası topluma göstererek uluslararası toplumun Rum tarafına baskı yapmasını sağlamak gerektiğini belirtti... Talat, Rum tarafının şu anda elinde olanlardan bir şeyler kaybedebileceğini hissederse, o zaman çözüme yaklaşabileceğini ve çözümü kabul edebileceğini söyledi. “Ayrıca Rum tarafının o muhtemel kazanacaklarını da görünür kılmak gerekir ki, liderlik ve halk da bunun cazip olduğunu görebilsin. Ama en önemlisi uluslararası faktördür” diyen Talat, Güney’in AB gibi büyük bir ittifakın içinde olduğunu ve bu ittifakın etkilenmesi gerektiğini kaydetti. Türkiye’nin AB sürecini ‘bir şekilde’ hızlandırmanın yolunu bulmak gerektiğini de sözlerine ekleyen 2. Cumhurbaşkanı, Kıbrıs’ın bunun için kilit önemde olduğuna dikkat çekti.

 

ÜÇ İHTİMAL...

 

BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un uluslararası konferans çağırmayacağını, o koşullarda da çıkmazın nasıl ilan edileceğinin konuşulacağını vurgulayan Talat, sözlerine şöyle devam etti:

 

“Birinci ihtimal çıkmaz ilan edilir, ‘bu iş bitti, biz artık BM olarak bu işin içinde olmak istemiyoruz, taraflar düşünsün, kendileri isterse iki taraf da çağrıda bulunsun biz o zaman döneriz’ denir. Bu en zayıf ihtimaldir. İkinci ihtimal; BM’nin işi rölantide tutmaya devam etmesidir. Rum tarafı 1 Temmuz’dan itibaren çok yoğun olacaklarını, bu yüzden müzakerelere zaman olmayacağını söylemişti. Sonra vazgeçtiler, ‘o ayrı bu ayrı’ dediler. Haftada bir değil belki ayda bir görüşecekler, ‘dostlar alışverişte görsün’ misali görüşmeler sürecek. Sıklığı düşürülerek, etkinliği düşürülerek müzakereler devam edecek. Başka bir ihtimal ise; Genel Sekreter artık bir ara verip müzakereleri Kıbrıs Rum tarafındaki seçimlerin sonrasına erteleyebilir. ‘Güneydeki seçimlerden sonra sürece yeniden döneceğiz, bu dönem içinde çalışmaları durduruyoruz veya alt düzeyde devam ettiriyoruz’ gibi bir yaklaşım da koyabilir. Son iki ihtimal daha güçlü”.

“MÜZAKERELERDE HEYECAN KAYBOLDU”

Başka bir soruyu değerlendiren 2. Cumhurbaşkanı, müzakereler konusunda heyecanın kaybolduğu eleştirisinde bulundu. En başta, halkta yeterince olmasa bile müzakerecilerde heyecan olması gerektiğini kaydeden Talat,  “O heyecan gitti. Bizimkiler -zaten olmayan- Rum tarafının heyecanına denkleşti, heyecansızlaştı” dedi. 2. Cumhurbaşkanı, müzakerelerin sürüncemede kalması durumunda bu heyecanın dibe vuracağını, yürümeyen sürecin yürüyormuş gibi gösterileceğini, bunun da Kıbrıs sorununun çözüm çabalarına zararlı olacağını ifade etti.

FREKANS UYUMSUZLUĞU

Kıbrıs Türk ve Rum tarafları arasında frekans uyumsuzluğu olduğunu söyleyen Talat, şunları söyledi:

“Farklı frekanslarda konuşulunca kimse ne anlar ne duyar. Kıbrıs Türk tarafının, Kıbrıs Rum tarafının frekansını anlaması lazım. Frekans değiştirmesi lazım. Onların anlayacağı frekansta konuşması lazım. Bu olmadığı sürece sağırlar diyalogu olur, öyle bir müzakere süreci sonuç getirmez. O yüzden yarından bir şey beklemiyorum. Downer’in olumsuz raporu Genel Sekreter’e intikal edecek. Genel Sekreter’in tarafların tutumuyla ilgili değerlendirmesi ne olacak? Beni en çok düşündüren ve kaygılandıran bu. ‘Türk tarafı daha ılımlı ve daha çok çalışıyordu ama Rum tarafı pas vermedi, olumlu uyumlu yaklaşmadı’ mı diyecek? Rum tarafını sert ya da yumuşak mı eleştirecek? Türk tarafını mı eleştirecek? Her ikisini mi eleştirecek?.. Görüntüde her ikisini de eleştirecek. ‘Rum tarafı istekli davranmadı, müzakerelerin hızlandırılmasına hazır olmadı. Ama Türk tarafı için de yönetim ve güç paylaşımında Rum tarafının kabul edeceği hiçbir öneri yapmadı’ mı diyecek? İki tarafı da eleştirmesi bizim aleyhimizedir. Türk tarafını doğrudan eleştireceğini sanmıyorum ama iki tarafı da eleştirmesi, 2004-2010 arası kazanılan uluslararası alandaki moral üstünlüğü Rum tarafıyla eşitlemiş olacak. Övülmeliyiz. Övülmezsek ya da eşit suçlanırsak yine kötü olur. 2010’a kadar hep övüldük”.

 

MARAŞ KONUSU

Maraş’ın açılmasıyla ilgili haberleri de değerlendiren Talat, konuyu tarihsel sürecini de ele alarak yorumladı. Talat, Türk tarafının Maraş’ı açma gibi bir planı olup olmadığını bilmediğini söyledi.“Maraş her zaman bizim çantamızda oldu” diyen Talat, tarihsel süreci şöyle özetledi:

 

“Sanırım 1984’ten hemen sonra, Güvenlik Konseyi’nin Maraş’ın yerleşime açılmaması, ancak eski sahiplerinin yerleşimi için BM kontrolüne verilmesi kararının ardından Kıbrıs Türk tarafından öneri yapıldı. ‘Maraş’ı verelim, izolasyonları kaldırın’ denildi. Maraş hep bir taş oldu. Aslında daha 1979’da Denktaş-Kiprianu anlaşmasında, Kıbrıs sorununun diğer konuları çözülmeden Maraş’ın çözülebileceği kararlaştırılmıştı. Maraş’ın açılabileceği ima edilmişti... Dolayısıyla Maraş farklı bir statüye oturdu. Yine Güvenlik Konseyi’nin 1984 kararlarıyla bu pekiştirildi. Gali Fikirleri’nin çökmesi üzerine 1993-1994’te Maraş, güven yaratıcı önlemlerin bir unsuru oldu. O dönemde Maraş yine farklı statüsünü bir kez daha pekiştirdi. ‘Kıbrıs sorunundan hariç Maraş’la ilgili bir şey yapılabilir’ dendi. Annan Planı’yla birlikte Maraş bütünlüklü çözümün bir parçası oldu. 2004’ten beri Maraş tüm belgelerde bütünlüklü çözümün bir parçasıdır. “

PAPADOPULOS VE MARAŞ

2. Cumhurbaşkanı, Papadopulos’un referandumdan sonra Maraş’ı gündeme getirdiğini de hatırlatarak şunları söyledi: “Papadopulos, Maraş’ın içinde olduğu bir paket önerdi. Rum sahiplerine açılması, Rum yönetimine verilmesini denedi ve bütünlüklü çözümün dışına çıkarmaya çalıştı... Başka girişimler de devreye girerek Maraş’ın AB yönetimine devredilmesi ve Rumlara verilmesi gibi bir noktaya taşınmasına çalışıldı. Buna karşılık ne olacak? Mağusa limanı AB gözetiminde çalıştırılacak. Bunun için Brüksel’de toplantı yapıldı. Konu tartışıldı ve biz dedik ki ‘bu işi böyle ıcığıyla cıcığıyla yapamayız. Rumlar onu koz olarak kullanıyor. Biz başka teklif verelim; Maraş’ı Rum tarafına verelim, buna karşılık Mağusa limanı ve Ercan Havaalanı fonksiyonel hale gelsin ve bizi yakan diğer ambargolar kaldırılsın. “

 

İNTİHAR OLARAK GÖRDÜLER

Rum tarafının bu yaklaşımı ‘biz buraya intihar etmeye gelmedik’ şeklinde değerlendirdiğini belirten Talat, böylece sürecin kapandığını kaydetti.

Talat sözlerine şöyle devam etti: “Sonradan Maraş’ı Türk yönetimi altında açalım, Taşınmaz Mal Komisyonu vasıtasıyla mülk sahiplerine iadeleri yapalım diye düşündük. Fakat Kıbrıs Türk idaresinde olsun... Yani Türkiye, Maraş meselesini bilmiyor diye bir şey yok. Türkiye çoktan biliyor. Biz süreci sürdürürken o zamanki İşadamları Derneği yönetimi, bu konuyu kendisi gündeme getirdi. Bana geldiler ve ‘biz böyle düşünüyoruz, Maraş, Kıbrıs Türk idaresinde açılsın’ dediler. ‘Benim için hiçbir sakıncası yok, aynı fikirdeyim ama olgunlaştırmak gerek’ dedim. ‘Türkiye ile bunu konuşsak bozulur musunuz?’ dediler, ‘Ne münasebet’ dedim. Türkiye’nin de desteklediği bir proje olmalıdır. Uluslararası boyutu da var, Türkiye desteklemeli dedik. Türkiye ile görüştüler”.

 

 

 

 

Bu haber toplam 760 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler