1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'Taksim'in ikiz kardeşi, entegrasyon' (3)
Taksimin ikiz kardeşi, entegrasyon (3)

'Taksim'in ikiz kardeşi, entegrasyon' (3)

Vamık Volkan, Kıbrıs Sorununun kalıcı bölünmeyle hallolacağına inandığı için Kıbrıslı Rumlarla çözülmesi gereken bir sorun olduğuna inanmıyor ve çatışma-çözümü çalışmalarının eksenini değiştiriyor. Bugüne kadar çatışma-çözümü çalışmaları daha çok Kıbrısl

A+A-



YAZI DİZİSİ / Prof. Dr. Niyazi Kızılyürek
“Taksim’in ikiz kardeşi, entegrasyon” (3)

 “Türklerle Türklerin Anlaşması”

Bugüne kadar çatışma-çözümü çalışmaları daha çok Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumlar arasında yaşanan çatışma ve gerilimleri ortadan kaldırmada kullanılan bir yöntem iken, şimdi bu yöntem Türkiye-Kıbrıslı Türkler eksenine kaydırıldı. Böylece, Kıbrıslı Türklerin “Türkiye ile anlaşması” birinci gündem maddesi yapıldı.


Vamık Volkan, Kıbrıs Sorununun kalıcı bölünmeyle hallolacağına inandığı için Kıbrıslı Rumlarla çözülmesi gereken bir sorun olduğuna inanmıyor ve çatışma-çözümü çalışmalarının eksenini değiştiriyor.
Bugüne kadar çatışma-çözümü çalışmaları daha çok Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumlar arasında yaşanan çatışma ve gerilimleri ortadan kaldırmada kullanılan bir yöntem iken, şimdi bu yöntem Türkiye-Kıbrıslı Türkler eksenine kaydırıldı. Böylece, Kıbrıslı Türklerin “Türkiye ile anlaşması” birinci gündem maddesi yapıldı.
Vamık Volkan, Ada TV’de katıldığı bir programda bunu açıkça dile getirdi ve “Türkler ile Türklerin anlaşmasının, Rumlarla Türklerin anlaşmasından daha önemli olduğunu“ ileri sürdü. Gerçekten de Vamık Volkan’ı meşgul eden konuların başında “Türklerin” uyumlu birliği gelir. Düzenlediği çalıştaylarda da bu konuya öncelik veriyor. Yani, Kıbrıslı Türklerle Türkiye kökenli nüfus arasında yaşanan sorunları gidermek ve Kıbrıslı Türklerle Türkiye arasında olası gerilimlerin önünü almak ve entegrasyonu sağlamak, Vamık Volkan’ın temel mesaisi haline gelmiş. Bir mülakatında şöyle diyor mesela: “Okullarda duyduğuma göre kavgalar çıkıyor. Şimdi siz Türkiye’den geliyorsunuz bir üniversiteye gidiyorsunuz. Sen Türkiyeli Türk’sün. Yani Türk Türkiyelisin. Ben Türk Kıbrıslıyım. Senin grubun var, benim grubum var. Senin grubundaki bir kız ile ben yaklaştım mı kavgalar çıkıyor. Kimlikte bir kargaşalık olmuş.” (Zaman Gazetesi, 15 Haziran 2008) Vamık Volkan, Kıbrıslı Türklerle Türkiye arasında zaman zaman yaşanan gerilimleri kestirmeden bir bakışla ve son derece basit bir okumayla “diyalogsuzluğa” bağlıyor. “Bütün mesele (…) Türkiye’deki Türklerle Kuzey Kıbrıs’taki Türkler arasında -ki çok acayip bana göre- normal bir iletişimin olmaması. Normal bir şekilde ‘Merhaba kardeşim, oturup konuşalım’ gibi bir sürecin olmaması’.” (Aksam Gazetesi 19 Şubat 2011)  



Son Söz Yerine


Vamık Volkan’ın temel tezleri bilimsel açıdan yanlışlarla dolu ön kabullere dayanıyor.

1) Israrla vurguladığı “Kıbrıs ulusu” yaratma projesi ne dün vardı ne de bugün var.

2)Dünyanın Kıbrıs sorununa önerdiği çözüm, en iyi durumda, gevşek federasyon olarak adlandırılabilir ki, bu, 1974 sonrasında Türk tarafının resmi tezi olarak masaya getirildi, sonra da “iki devletli çözüp” denilerek unutuldu.

3) Vamık Volkan’ın kimlik anlayışı sosyal bilimlerde hiçbir geçerliliği kalmayan “primordialist”, özcü (essentialist) bir anlayıştır. Bu anlayışta modern kolektif kimlikler değişmeyen bir öz üzerine inşa edilirler. Bu yüzden de şekillendikleri tarihsel koşullar ortadan kalksa bile, kimlikler hiçbir değişime uğramadan varlıklarını aynen korurlar. Bu kimlik anlayışından yola çıktığınız zaman, kimliklerin -çarpışan otolar gibi- sürekli çatışma içinde olduğunu düşünürsünüz ve tek çare olarak temelli bölünmeyi görürsünüz.

4) Volkan, Kıbrıslı Türklerin bir yanılsama içinde “Kıbrıslı” kimliğe yöneldiklerini ileri sürüyor. Bu tezin de hiçbir bilimsel dayanağı yoktur. Sorun Kıbrıslı Türklerin “Kıbrıslı” olmaları değil, Kıbrıslı Türk olarak yaşadıkları sıkıntılardır. Kıbrıs Türk toplumunun yaşadığı en derin duygu, adada tarihsel varlığının sona ermek üzere olduğu duygusudur. Bu endişenin kimliğe yansımaması mümkün değildir. Fakat burada özcü bir “kimlik saplantısından” söz edemeyiz. “Kıbrıslılık güzeldir” gibi mikro-milliyetçi eğilimler olsa da, Kıbrıslı Türkler kendilerini üç ayrı kimlik kategorisi üstünden tanımlamaktadırlar: en büyük grupta kendilerini her şeyden önce “Kıbrıslı Türk” olarak görenler vardır. İkinci grup, kendini sadece “Türk” olarak tanımlarken, üçüncü grup kendine sadece “Kıbrıslı” diyenlerden oluşuyor. Bu verilerden de anlaşılacağı gibi, “Kıbrıslılık” başat kimlik değildir, “Kıbrıslı Türklük” ön plandadır. Ortada bir sorun varsa, bu, “Kıbrıslı kimliğinden” değil, “Kıbrıslı Türk” olmaktan kaynaklanıyor. Kıbrıslı Türklük kavaramı bir sentez kavramıdır. Etnik durumsallık ve yurt algısıyla harmanlanan bir sentez… Bu sentezde “Türklük” Kıbrıs’ın koşullarında şekillenen kimliğin durumsal bir boyutuna işaret ederken, “Kıbrıslılık” Kıbrıs’a yurt olarak duyulan bağlılığı gösterir. Günümüzde Kıbrıslı Türk kimliğini oluşturan bu iki boyut ciddi saldırılar ve meydan okumalarla karşı karşıyadır. Kıbrıslı Türklük sentezinin  “Türklük” boyutu, özcü Türk milliyetçiliğinin baskı ve saldırısına hedef olmaktadır. Türk milliyetçiliği kendi tanımladığı “Türklük” kavramını Kıbrıslı Türklere dayatmak istiyor ve bir tür “aynılaştırma” mücadelesi veriyor. Türklükten anlaşılan ister “Türk-İslam” sentezi, isterse “Laik-Türklük” algısı olsun, Kıbrıslı Türklere aynen dayatılmak isteniyor. Oysa Kıbrıslı Türklük kavramının “Türklük” boyutu Türk milliyetçiliğinin “Türklük” anlayışından farklıdır. Durumsallık üstünden bir okuma yapacaksak ve özcü kimlik okumalarını bir kenara bırakacaksak, Kıbrıslı Türklük sentezindeki “Türklük” boyutunun Türkiye’dekinden çok farklı bir ortamda şekillendiğini söylemeliyiz.  Fakat bu farklılık Türk milliyetçiliği tarafından tanınmadığı gibi, aşağılanmaktadır da. İster Laik-Kemalist cenahta olsun, isterse mukaddesatçı-milliyetçi cenahta olsun, Kıbrıslı Türklerin “Türklüğü” hep sorgulana gelmiştir. Kıbrıslı Türkler “yeteri kadar Müslüman” ve “yeteri kadar  Türk” sayılmıyor ve aşağılanıyorlar.

5) Kıbrıslı Türklük kavramına vatandaşlık açısından bakacak olursak, burada da çok ciddi sorunlar yaşandığını görürüz. Her şeyden önce vatandaş olarak Kıbrıslı Türkler yaşadıkları topraklarda egemen olmadıklarını biliyorlar. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurumsal, söylemsel ve sembolik ağırlığı Kıbrıslı Türkleri aktif vatandaşlık icra eden bir toplum olmaktan çıkarmakta ve onları “soydaşlık” rolüne hapsetmektedir.

6)
Bir diğer boyut mekansal yabancılaşmadır. Bu noktada 1974 sonrasında tutulan mekanın yurda dönüştürülmesi önünde çok önemli yapısal sorunların dışında, Kıbrıslı Türklerin yaşadığı coğrafyada her şeyin süratle değiştiğini, başkaları tarafından değiştirildiğini görüyoruz. Yaşadıkları yerler kendi katkıları olmadan ve kendi iradelerine rağmen değiştirildiğinden, kendilerini giderek daha da “yabancı” olarak hissediyorlar. Bu, insanın kendi yapmadığı yasalara göre yaşaması gibi bir şeydir. Yabancılaşma buradan kaynaklanıyor.

7) Bir diğer önemli sorun Kuzey Kıbrıs’taki nüfus yapısıdır. Kuzey Kıbrıs sayısını hiç kimsenin tam olarak bilmediği bir nüfusa ev sahipliği yapıyor. Türkiye’den gelip adaya yerleşenlerin sayısı bilinmediği gibi, uzunca bir süre ‘Gelen Türk, Giden Türk’ denilerek göçün yaratacağı sorunlar karşısında kayıtsız kalındı ve ‘soydaşların birliğinden’ söz edildi. Oysa ‘soydaşların’ sayısı arttıkça, ‘yurttaşlarla’ ‘soydaşlar’ arasında sorun yaşanacağı aşikardı. Sadece milliyetçi hamaset yapıp sosyo-ekonomik-kültürel olguları göz ardı ederseniz, uyumlu bir nüfus yapısı oluşturamazsınız. Nitekim zamanla birbirine karşı ön yargılı davranan nüfus grupları ortaya çıktı. Kıbrıslı Türklerin (Türkiye’nin Beyaz Türkleri gibi) Oryantalist bir damarı olduğu kesindir.  Öte yandan, Kıbrıs’a çalışmak ve yaşamak üzere gelen Türkiyeli nüfusun, örneğin, Almanya’ya gittiği gibi gitmediği de bir vakıadır. Fetihçi zihniyeti içselleştirerek kendini “ulusun kan akıtarak ele geçirdiği topraklara” gitmiş sayanların sayısı hiç de az değildir. Bu yaklaşım içinde olanlar Kıbrıslı Türklerin yurt-hakkını sorguluyor, aslında bu hakkı inkar ediyorlar. Bu yaygın anlayış elbette Türk milliyetçiliğinin bir ürünüdür.

8) Kıbrıs Türk toplumunda yaşanan sorunların temelinde Türk milliyetçiliğinin “kimlik” ve “vatan” algısı ile, Kıbrıs (“yavru vatan”) ve Kıbrıslı Türklere (“soydaşlar”) bakış yatmaktadır. “Kavga” buradan kaynaklanıyor, “kimlikten” söz edilirse, bunun için söz ediliyor. Bunları görmezden gelirsek, kendine “Kıbrıslı” diyen ve “ırkçı bir saplantı” içinde Türkiye kökenli insanları “ötekileştiren” Kıbrıslı Türklerden söz ederiz ki, bu gerçekleri yansıtmadığı gibi, tam bir çarpıtma anlamına gelir.

Bitirirken şunu söylemeliyim: Vamık Volkan’ın “Türklerin Türklerle Anlaşması” adına ortaya koyduğu gayret Kıbrıslı Türkleri “Kıbrıslılık” yanılsamasından uyandırmak -gerçekte böyle bir yanılsama yoktur-, veya kimlik karmaşasına son vermek için değil, Kıbrıslı Türkleri federal çözüm fikrinden uzaklaştırmak ve organik bir ulus anlayışıyla Türk ulusuna entegre etmek içindir. Bütün söyledikleri buraya işaret ediyor ve bizde buna Taksimin ikiz kardeşi anlamında Entegrasyon denir…

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1795 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler