1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. TAKSİM’e giden ilk adım
TAKSİM’e giden ilk adım

TAKSİM’e giden ilk adım

Ermu Sokağı’nda ortak ticari hayatın yokedilmesi... Aslında Anita’yı tanımadan önce, Ermu Sokağı’yla ilgili pek fazla düşünmemiştim – üstelik Ermu Sokağı’na bakan bir sokakta anneme ait iki havlı ev olmasına, 1955’t

A+A-

 

 

Ermu Sokağı’nda ortak ticari hayatın yokedilmesi...

 

Aslında Anita’yı tanımadan önce, Ermu Sokağı’yla ilgili pek fazla düşünmemiştim – üstelik Ermu Sokağı’na bakan bir sokakta anneme ait iki havlı ev olmasına, 1955’te EOKA kurulunca, sevgili babacığımın Çağlayan’da şimdi oturduğumuz evin arsasını Seyfi Akdenizler’den satın alarak buraya bir ev yapmasına ve Ermu’dan kaçarak Çağlayan’a yerleşmelerine rağmen... Ben, Ermu’daki evimizi hiçbir zaman görmemiştim... 1958 doğumluyum ve ben henüz beş yaşındayken 1963’te Lefkoşa bölünmüş ve Ermu Sokağı’ndaki evimize artık asla gidilemez olmuştu... Ermu Sokağı’ndaki evimizi Birleşmiş Milletler Barış Gücü işgal etmiş ve uzun yıllar bu evde kalmışlardı... Küçükken annemden hep bu Ermu Sokağı’ndaki evle ilgili öyküler dinlerdim... Ermu Sokağı’ndaki iki havlı evi anneme küçük teyzesi hibe etmişti... Ablam ve abimin çocukluklarının bir bölümü bu evde geçmişti. Ablama göre evimizin bulunduğu sokağın sonunda Ayyakovos Kilisesi vardı ve sokak da Ayyakovos Sokağı idi. Evimizin bulunduğu sokağın köşesinde Kıbrıslırum bir demirci vardı – ablam için demirden küçücük bir yatak yapmıştı, bebeklerini yatırıp oynasın diye... Yeşile boyalı bu küçük demir yatak ablamdan bana geçti ve ben de küçük bir kızken bu yatacığa bebeklerimi yatırır, oynardım. Yatağın küçük bir şiltesi ve pembe beyaz dantellerle işlemeli bir de küçük yastığı vardı... Herhalde bu yatak benden de ablamın çocuklarına geçmiştir... Ermu’yla ilgili benim hiçbir anım yoktu, yalnızca annemden ve ablamdan dinlediğim öyküler vardı...

EOKA kurulduğu zaman babam hırıltıyı sezmiş olacak ki derhal Çağlayan’da bir arsa satın almış ve buraya bir ev yaptırmıştı... Çağlayan’daki evimizin inşaatı 1956’da tamamlanmıştı, ben doğmadan iki yıl önce bu eve taşındı ailemiz... Evin kapıları ve pencerelerindeki demir işlemelerini annem dizayn etmişti – sokak kapısının üstünde “Türkan”ın ilk harfi olan “T” harfi ile “Niyazi”nin ilk harfi olan “N” harfi içiçe geçmişti... Pencerelerde ise ablam “İlkay”ın adının ilk harfi olan “İ” harfi ve abimin adı “Alper”in ilk harfi olan “A” harfi işlenmişti... Evin kocaman bir bahçesi vardı – bahçeye bir de şadırvan yapılmıştı... Babam gülleri sevdiği için bahçeye her çeşit gül ekilmişti, siyah güller bile vardı... Akşamları ablam akordeon, abim keman çalardı bu bahçede, şadırvanda... Henüz ailemizin hayatı mutlu ve huzurluydu, ben henüz doğmamıştım, henüz babam TMT’ye girmeyi reddettiği için hapse atılarak ağır biçimde cezalandırılmamıştı, genç yaşta bir kalp kriziyle aramızdan ayrılmamıştı... Ermu’dan kaçarak Çağlayan’a gelen ailemiz, henüz bu adada yaşanacak korkunç günlerin kıyısında, bir gül bahçesinde, keman sesleri ve akordeonla çalınan “La Komparsita”yı, “Mavi Tuna”yı dinliyor, geleceğe umutla bakıyordu...

Ermu, başkent Lefkoşa’nın ticari merkeziydi – aslında Anita’yla oturup konuşmadan önce, bunun tam olarak bilincinde değildim... Bir ülkeyi ikiye bölmek, taksim etmek, insanları birbirinden nefret ettirmek, içlerine korku salmak için ilk yapılan şey, elbette bu ticari merkezi yok etmek, Ermu Sokağı’ndaki canlı ticari yaşama son vermek olacaktı. Adamızın TAKSİM’ine giden ilk adımlar işte burada, bu hiç görmediğim sokakta, Ermu Sokağı’nda atılacaktı... Ve ne tuhaftır ki, Ermu’nun geçtiği güzergah da, adanın başketini, Surlariçi’ni TAKSİM eden güzergah olacaktı... Bunu haritadan da çarpıcı biçimde görmek mümkündü...

Anita Bakşi, Ermu Sokağı’yla ilgili çok ilginç bir çalışma yaptı: Geçtiğimiz aylarda bu çalışmalarını Tarihsel Diyalog ve Araştırma Derneği AHDR’nin merkezi olan Dayanışma Evi’nde sergilemeye başladı. Bu sergiye gittim ve sonra da oturup Anita’yla onun da hiç gitmediği Ermu Sokağı’nı konuştuk...

Anita, Ermu Sokağı’na hiç gitmemişti çünkü zaten hiç kimse gidemezdi Ermu Sokağı’na – ara bölgede kalmıştı Ermu Sokağı...

Ama bu onu yıldırmamıştı... Eski ticari kataloglardan bulduğu dükkan ve işyeri ilanlarından hareketle, Lefkoşa Surlariçi’nde esnafla konuşa konuşa, Ermu Sokağı’nda bir zamanlar faaliyet gösteren Kıbrıslıtürkler, Kıbrıslırumlar ve Kıbrıslıermeniler’in izini sürmüştü... Bulabildiği hayatta olan Ermu esnafıyla röportajlar yapmış, onları Dayanışma Evi’nde sergisinin açılışında bir araya getirmeye çalışmıştı...

Uzak topraklardan gelen bu genç kadın, Ermu Sokağı’yla ilgili sergisinde Ermu Sokağı’nın dev bir haritasını da bir masaya koyarak, insanların bu sokakla ilgili hatırladıklarını birer not olarak haritanın üstüne yazmalarını istemişti...

Anita’yla röportajımızı yarın yayımlayacağız...

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 830 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler