1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Tahakküm...
Tahakküm...

Tahakküm...

Bugün, Kıbrıs Türk halkının yaşadıklarının esas nedeni nedir? *** Jean de La Fontaine, 17. yüzyıl edebiyatının ünlü öykücüsüdür. Öyküleri üç yüz yıla aşkın bir süredir okunmaktadır. Toplumsal tarihten süzülüp gelen deneyimlere dayanarak, kırmadan, incit

A+A-

 

 

Bugün, Kıbrıs Türk halkının yaşadıklarının esas nedeni nedir?

***

Jean de La Fontaine, 17. yüzyıl edebiyatının ünlü öykücüsüdür. Öyküleri üç yüz yıla aşkın bir süredir okunmaktadır. Toplumsal tarihten süzülüp gelen deneyimlere dayanarak, kırmadan, incitmeden derin anlamlı, düşündürücü bir ahlak, ibret ve hayat dersi vermektedir. “Doğayı sev”, “yalan söyleme”, “adaletli ol”, “ikiyüzlülük yapma”... gibi mesajlar içermektedir.

Rousseau, öykülere yönelik yaptığı eleştirilerde kötülük yapanların yanına kar kalmayacağını, masumlara ve zulüm görenlere, haksızlıklara karşı adaletin var olduğunu gösterdiğini ileri sürmektedir.

La Fontaine’nin aşağıdaki öyküsü, “yönetim iradesi” ile birlikte “demokrasi, adalet, özgürlük, eşitlik” gibi kavramların düşünsel sorgulanmasında günümüze ışık tutacaktır.

***

KURTLA KÖPEK

Köpekler kuş uçurmaz olmuş çiftlikten

Kurt çelebi tazıya dönmüş açlıktan.

Bir deri bir kemik, dolaşırken dağda

Bir çomar görmüş, ama ne çomar.

Kerli ferli, yağlı besili, parlak tüylü.

Yolunu şaşırmış besbelli.

Saldır, lokma lokma et şunu,

Hazretin canına minnet,

Ama bakmış, kan gövdeyi götürecek:

Kelleyi pahalıya vereceğe benzer

Bu koçak köpek.

Aşağıdan almış, ne yapsın;

Ahbaplığa dökmüş, biraz da pöhpöhlemiş:

— İyi ense yapmışsınız maşallah! demiş.

— Sizin de elinizde bayım, demiş köpek, Benim gibi beslenmek.

Bırakın şu ormanları, beni dinleyin.

Yaşamak değil bu sizlerinki.

Hep böyle sefil, perişan, serseri,

Açlıktan ölmek hepinizin kaderi.

Nedir bu canım,

Ne rahat uyku, ne rahat lokma,

Her şeyiniz can pahasına.

Gelin benimle de dünya varmış deyin.

Kurt sormuş:

— Orda işim ne olacak benim?

— Hiç canım, demiş çomar, işten değil: Fakir fukaraya saldırmak,

Evin adamlarına kuyruk sallamak,

Efendine hoş görünmek, hepsi bu kadar.

Buna karşılık yağlı gündelik;

Bütün artıklar senin:

Tavuk kemiği mi istersin,

Güvercin, bıldırcın kemiği mi istersin!

Üstelik sırtın okşanır sabah akşam.

Kurdun ağzı kulaklarına varmış

Gözleri dolmuş sevinçten.

Kurt, köpeğin boynunda bir iz görmüş çepeçevre

— Bu da nesi? demiş.

— Hiiç, demiş köpek.

— Hiç, ama ne?

— Değmez söylemeye, nenize gerek?

— Söyleyin canım, merak ettim.

— Tasmanın yeri olacak; Hani bağlıyorlar ya arada bir...

— Ne? Bağlıyorlar mı? demiş kurt; Öyleyse her istediğiniz yere gitmek yok!

— Her zaman yok, ama ne çıkar bundan?

— Ne mi çıkar? Bundan çıkar ne çıkarsa! Sizin olsun eti de, kemiği de; Dünyaları verseler yokum bu işte.

Böyle demiş kurt çelebi, der demez de çekip gitmiş. Gidiş o gidiş.

***

Her ne şekilde olursa olsun demokratik irade, yönetme, karar verme erki tahakküm altına girerse, “Ne çıkar bundan?” demeyiniz. Bundan çıkar ne çıkarsa!

Özgürlük, irade, demokrasi silikleşir...

Tahakkümden semiren iktidar, kendisini oraya getiren demokratik iradeyi hiçe sayarak fakire, emekliye, sigortalıya, asgari ücretliye saldırır...

Doğaya saldırır...

Laik yaşama, eğitime saldırır...

Yalana, hileye, ikiyüzlülüğe... başvurur.

Onur ve özgürlüğü bir tarafa bırakarak, güle oynaya koşar tahakküm ipini boynuna geçirmeye.

Eğer, demokratik irade tahaküm altına alınmak istenirse ve irade de siyasi çıkar uğruna  buna razı olursa halkın iradesi, temsiliyeti ortadan kalkar. Halk, bozulan iradeyi demokratik yollarla yeniden inşa etmek zorundadır. Yoksa yabancılaşan iktidarın saldırıları devam edecektir.

Umarım bu öyküden kıssadan hisse çıkarabilirler.

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1051 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler