1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. TABİAT’LA BİRLİKTE MACERAM
TABİAT’LA BİRLİKTE MACERAM

TABİAT’LA BİRLİKTE MACERAM

YENİDÜZEN-Deniz Plaza Öykü Yarışması’nda derece alan çocuklarımızın öykülerini yayınlamaya devam ediyoruz ...

A+A-

Esma Büşra Belet

 

Yaş: 13

Okul: Levent College

Sınıf: 8

Konu: Dünya sadece bizim değil

 

 

TABİAT’LA BİRLİKTE MACERAM

 

Bir sabah gözlerimi kuş cıvıltıları ve rüzgârın uğultularını işiterekten açtım. Uykumdan uyanmama rağmen hala daha rüya görüyor gibiydim. Çünkü çam ağacı ve asilliğiyle bilinen, barışın simgesini taşıyan bembeyaz bir güvercinin konuştuklarını duydum ve sanki bütün doğanın gücü onların bu konuşmasına katılıyor, destek veriyor gibiydiler. Çam ağacı ve güvercinin arkasında tabiat ananın gücünü hissediyordum. Sanki onların arkasında ve onlara destek çıkıyor gibiydi.

Yataktan fırladım, perdemi sonuna kadar açtım ve camımı biraz daha aralayarak, gözlerimi ovuşturdum, onlara daha fazla kulak vermeye çalıştım. Çam ağacının çok sinirli olduğunu fark ettim. Çam ağacı insanların bencil, düşüncesiz ve ne kadar bilinçsiz olduğu konusunda dert yanıyordu. Güvercin de buna katılıyordu fakat o sitem etmek yerine dünyada sadece onlar yaşıyormuş gibi davranan insanlara bir ders verme düşüncesinde idi ve bir yandan çam ağacının sinirini yatıştırmaya çalışıyordu, bir yandan da düşünüyordu. Ben de bu konuşmaları duyunca dayanamadım. Hemen hazırlandım ve koşarak dışarı çıktım. Çam ağacının ve güvercinin yanına gittim. Çünkü onlara yardım etmek istiyordum, bu konuşmalarına katılıyordum. Ne kadar sinirlenseler de bir o kadar da çaresiz olduklarının farkındaydım bu yüzden de bir desteğe ihtiyaçları olduğunu anladığım için bu işe el atmaya karar verdim. Güvercin beni görünce biraz irkildi ve kanatlarını hızla çırparak çam ağacının üstüne kondu. O sırada sanki bir şey yüzüme üflüyordu ve beni pamuk gibi okşuyor, içime huzur veriyordu. Bu sanki tabiat ananın dokunuşuydu anlamıştım, doğanın gücü, huzuruydu. O rüzgar birden bir insan vücuduna dönüştü ve kulağıma “bunu sen başarabilirsin” diye fısıldadı ve birden kayboldu ama onun gücünü bütün vücudumda hissediyordum. Ağaçlar, kuşlar birden durdu hatta benden korkan o güvercin bile omuzuma kondu. O saat kendimi çok özel biriymiş gibi hissettim ve müthiş bir rahatlık, huzur geldi içime. Çam ağacı yerinden oynadı, kulağıma doğru eğildi ve bana “sen bizim konuşmalarımızı duyabiliyorsun hatta tabiat anayı bile görebiliyor, hissedebiliyorsun sen çok özel bir kızsın ve bize yardım edebilecek kişi sensin” dedi. Bu sözleri işittikten sonra doğanın bütün canlı varlıkları yanıma toplandı ve gözlerimin içine içine derince bakıyor, dudaklarımdan dökülecek kelimeleri bekliyorlardı. Ben de aynen tabiat ananın yaptığı gibi onlara usulca eğilerek “biz bu işi becerebiliriz” diye fısıldadım ve biraz bekledikten sonra “macera şimdi başlıyor” diye bağırdım. Artık bu dünyada sadece kendilerinin yaşadığını düşünen tabiata, hayvanlara kötü davranarak, kirleten, bencilce ve bilinçsizce davranan bu insanlara karşı ders verme zamanı çoktan geldi geçiyordu bile.

O zaman biz ilk işimizden başlayalım. Öncelikle boğaların gösterisinden başlıyoruz. Boğaların üstüne düşen görev İspanya’da her yıl insanlara eğlence amaçlı ama boğalara eziyet veren bilinçsizce yapılan çok marifetmiş gibi festival haline gelen İspanya’nın gelenekselleşmiş bu katliamına son verme operasyonundayız. Herkes görevini biliyor ve hazır, o zaman başlayalım. İspanya’dayız yine o gelenselleşmiş boğa kızdırma oyunundayız. Matador piste çıktı ve kırmızı örtüsünü hazırlayıp sallamaya başlıyor, bir yandan da boğanın çıkmasını bekliyor, boğa da piste geldi fakat bir sorun var boğa kırmızı rengi görüyor ve saldırıya geçmiyor, matador boğanın hamlesini bekliyor ancak beklenen hamle gelmiyor. Seyirciler şaşkınlık içinde. Bildiğimiz boğa, bildiğimiz kırmızı renk çok ilginç öyle değil mi? Aslında bu bir başlangıç her şey birazdan başlayacak ve asıl o zaman ilginç olacak. Evet boğa aslında bildiğimiz boğa fakat tabiatın anası boğayı sakinleştirdi. Bu oyunun bir parçası idi. Matador boğayı tam mızraklayacakken boğa birden bir dönüş yapıyor ve mızraktan kurtuluyor. Boğa matadora o kadar kötü bakıyor ve yerdeki mızrağı alıp matadora batırıyor. Acı çığlıklarla yanıp tutuşan matadorun yanına giden boğa ona şöyle söylemeye başlıyor: İşte biz de böyle acı çekiyoruz fakat hayvanız zaten değil mi? Biz acı çekersek ne olur? Tek canlı örneği siz insanlarsınız öyle değil mi? Hadi cevap ver; hiçbir soruma cevap vermiyorsun. Matador bir an kendi acısını unutuyor ve şaşkınlık içinde bir boğaya, bir seyircilere bakıyor ama anlam veremiyor. Boğa: -Ben sana sadece bir mızrak batırdım ama sen benim hem hoşuma gitmeyen kırmızı renkle beni sinir ettin hem de mızraklayarak öldürmeye çalıştın. Unutma bu dünyada sadece siz insanlar değil aynı zamanda hayvanların, bitkilerin de acı çekmeden yaşamaya hakkı var. Ben mızrağı senin omzundan çıkarırım ve acısını da alırım ama bir şartım var. Matador: - bunu gerçekten yapar mısın? Boğa: - Evet yaparım ama dediğim gibi bir şartım var. Matador: - Söz kabul ederim yeter ki çıkar. Boğa: - Peki anlaştık diyerek tabiat anayı çağırır ve matadoru kurtarır. Matador: - Soğuk soğuk terlemekte ve şaşkınlık içinde, hayretle kalmaktadır. Boğa: - Evet ben üstüme düşeni yaptım. Şimdi sıra sende bu ülkede bir daha boğa kızdırmaca oyunları olmayacak boğalar ve bütün bu evrendeki canlı varlıklara iyi davranılacak, bakılacak ve korunacak der. Matador bunu kabul eder ve ülkedeki boğa kızdırma oyunları kaldırılarak ülkede hayvanlar ve doğa büyük bir sevgiyle korunur. Böylece boğa matadora güzel bir ders vermiş, İspanya’daki bu katliam sona ermişti.  

Şimdi de sıra çam ağacında. Çam ağacı bütün bitki arkadaşlarını toplamış, evrenin bütün oksijenini sağlayan güzel kokularıyla özlerinden birçok şifalı şeyler yaptığımız, pamuk elde ettiğimiz, arıların vızır vızır bal yaptığı ve daha da saymakla bitmeyen bizlere sonsuz güzellikler veren bu bitkilerin insanların bu güzellikleri fark ettikleri halde onları ev, otel, kağıt, kalem yapabilmek için bilinçsizce kesip, insanlığa yanlış faydalanma biçiminde hor gördükleri bitkilerin şimdi insanlara ders verme zamanı. Bitkilerle birlikte hazırladığımız oyun şöyle: Tabiat ana evrenin oksijen kaynağı olan ve saymakla bitmeyen bu güzellikleri kısa bir süreliğine yok etti. Dünya haritasında olan bütün ağaçlar, çiçekler yok oldu. Fakat insanların gözünde bu kısa süre sanki dünyanın döngüsü sanki hep böyleymiş gibi görünüyordu. Dünyaya yağmur yağmıyor, göller, nehirler kuru, insanlar oksijen alamıyor, aslında koskoca evreni ayakta tutan bu doğanın olmaması yaşamın bittiği anlamına geliyor. Fakat insanlar bunun farkına varsın diye böyle yaşıyorlar. Yani yaşamın bittiğinin değil de dünyanın döngüsünün hep bu şekilde olduğunun bilincindeler. Gökyüzünün ağlamaya, dünyasını yıkamaya gözleri bile yok ne yağmur akıtabiliyor ne de temiz bir hava verebiliyor. İnsanlar nefes alıp vermek için doğal yöntemleri oksijenli havayı kullanmadıkları için tüplerle yaşıyorlar, su nedir onu bile bilmiyorlar. Kolay hasta olup zor iyileşiyorlar. Çünkü şifa bulacak hiçbir şey yok ve artık isyan ediyorlar. Tabiat ana insanların artık derslerini aldığını düşündü ve dünyadaki bütün insanları bir araya topladı, herkes şaşkınlık içindeydi. Çam ağacı topluluğun yanına geldi. Çam ağacı o kadar büyüktü ki insanlar onun yanında karınca gibi duruyorlardı ve çam ağacının gölgesinden bile korkmuşlardı. Çam ağacından küçük oldukları için korku dolu gözlerle etrafa bakıyorlardı ve bir o kadar da çaresizlerdi. Çam ağacı konuşmaya başladı. Ve şunları söyledi. Küçük olmak eli kolu bağlı olmasa da öyleymiş gibi çaresizce hiçbir şey yapamamak ne kadar kötü bir şey öyle değil mi? Siz insanlar cüsselerinizin büyüklüğüne güveniyorsunuz ve kendinizden küçük canlı varlıkları böyle eziyorsunuz ama unutmayın ki önemli olan cüsselerinizin değil yüreğinizin büyüklüğüdür. Eğer yüreğinizde büyüklük yoksa asıl küçük olan ezilen sizsinizdir ama farkında değilsinizdir. Bu konuşmayı kendi adıma yapmadım bizden olan karınca kardeş, böcek, sinek, arı ve kelebek kardeş ve bunlar gibi olan birçok minik kardeşlerimin adına yaptım. Çünkü onları canice küçükler diye eziyor, yuvalarına ekmek götüren küçük ama büyük yürekli canların ekmeklerini bile ağızlardan alıp yuvalarını kapatıyorsunuz. Dünyada sadece sizler yoksunuz bütün canlılara saygı duymanız onların varlığı ile yaşamayı kabul etmeniz lazım artık. Gördünüz ki bizler yoktuk yaşam da yoktu. Bizler olmadan yaşayamadınız. Umuyoruz ki artık bizim kıymetimizi bilmişsinizdir ve doğanın bütün canlı varlıkları çam ağacının yanına geldi. İnsanlar şaşkın ama bir o kadar da pişmandılar. Çam ağacı sordu: - Bize artık kötü davranacak mısınız, insanlar “hayır” diye bağırırlar. Çam ağacı; bu evrendeki bütün canlılar birbirlerinin kıymetini bilerek yaşayacak mı? İnsanlar “evet” diye aynı şekilde bağırırlar. Çam ağacı: - Unutmayın nasıl siz bizsiz yaşayamıyorsanız, biz de sizsiz yaşayamayız çünkü insanlık olmazsa bu dünyada tabiat ananın bizlere verdiği güzellikleri kime sunacağız. Unutmayalım ki dünyanın döngüsünü biz canlılar birlikte oluşturuyoruz. İnsan ya da hayvan değil, bütün canlı varlıklar. Dünyada sadece siz yoksunuz ya da biz… Dünyada biz canlılar varız. Herkes alkışlamaya başlar ve insanlar bugüne kadar yaptıkları bu davranışlardan dolayı tabiattan özür dilediler ve bir daha bu hataları tekrarlamayacaklarına söz verdiler. O sırada her şey eskisi gibi oldu. Dünya yine bütün canlı varlıklarla düzenine girdi. Eski düzen ama yeni bir disiplin hakimdi dünyada çünkü insanlar büyük bir ders almış asıl şimdi insan olduklarının farkına varmışlardı, her şey çok güzeldi. İnsanlar doğaya, çevreye saygı duyarak çöp dökmeyerek, bilinçsizce ve bencilce davranmayarak yaşıyorlardı.

Ben bütün bu olanlara çok sevinmiştim. Her şey bir rüya gibiydi ama değildi. Zaten olmasın da, böyle çok güzel her şey. Güvercin de bütün evrene sevgi ve barış dallarını atıyordu. Böylece dünya sevgi ve barış çemberi içinde yaşıyordu. Bu güzel şeyler yaşandıktan sonra tabiat ana beni pamukların, bulutların içinde doğanın en güzel yerine yanına getirdi. O rüya gibi yerde bana kraliçe tacını taktı ve şunları söyledi. Sen artık doğanın kraliçesisin, bize öyle inanılmaz fikirler verdin ki bütün insanlar dize geldi. Biz bu insanları değiştirdik de bu insanlardan memnun olduk. Ama senin hiç değişmeye ihtiyacın olmadı bile. Çünkü hem çok zekisin, hem de kalbindeki güzellik yüzüne yansımış. Bütün tabiat adına sana çok teşekkür ederim küçük ve güzel kızım benim. Bize ne zaman ihtiyacın olursa biz hep senin yanında olacağız. Bunun için bu tacı sadece 3 kez okşayıp ‘tabiat ana’ demen yeterli. Bu taş doğanın en güzel üç çiçeğinden yapıldı. Bu taca sahip olmak gerçekten çok güzel bir şey. Kızım bu taç seni bütün kötülüklerden koruyacak, maceracı ruhunda sana yardımcı  olacaktır. Çok mutlu olmuştum ve bu duygu tarif edilmez bir şeydi tabiat ana ve tabiatın güzellikleri asıl ben size çok teşekkür ederim. Hey insanlar unutmayalım ki dünya sadece bizim değil, dünyanın döngüsünü bütün canlı varlıklar birlikte yürütmekte. Yaşasın eşitlik, yaşasın barış. O günden sonra dünyada hiç görülmemiş şenlikler yapıldı, güvercinler havada barışı simgeleyerek uçtu; tabiat ana mutluluk saçtı insanlar doğayla birlikte sevgi içinde yaşadılar. “UNUTMAYALIM Kİ BİZ BİRLİKTE BİR YAŞAM OLUŞTURMAKTAYIZ.”

 

  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 769 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler