1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Tabakki’nin izinde Köfünye’den Alaminyo’ya...
Tabakki’nin izinde Köfünye’den Alaminyo’ya...

Tabakki’nin izinde Köfünye’den Alaminyo’ya...

23 Ocak 2012 Pazartesi sabah, “kayıp” Mehmet Arif Tabakki’nin torunu Mehmet Özarifoğlu’yla Lefkoşa’da Ledra Palace barikatında buluşuyoruz. Kayıplar Komitesi Kıbrıslıtürk üye yardımcısı Murat Soysal ve Kıbrıslırum üye yardımc

A+A-

 

 

23 Ocak 2012 Pazartesi sabah, “kayıp” Mehmet Arif Tabakki’nin torunu Mehmet Özarifoğlu’yla Lefkoşa’da Ledra Palace barikatında buluşuyoruz. Kayıplar Komitesi Kıbrıslıtürk üye yardımcısı Murat Soysal ve Kıbrıslırum üye yardımcısı Ksenofon Kallis’in yanısıra, Kazılar Koordinatörü Okan Oktay’la birlikte “kayıp” Mehmet Arif Tabakki’nin mezarını bulmaya gideceğiz...

20 Temmuz 1974’te 84 yaşında olan Mehmet Arif Tabakki, bir grup Kıbrıslırum askerin köye saldırdığını görünce, çıkıp etrafı bir kolaçan etmiş, sonra da ailesine kendisine ait portokal bahçesine sığınmasını söylemiş... Alaminyo’daki bu portokal bahçesinin bir de motor evciği varmış. Aile oraya sığınmış. Tabakki ise “Ben Köfünye’ye Birleşmiş Milletler kampına giderek Alaminyo’daki bu durumu haber vereceğim” demiş ve dere kenarından yola koyulmuş... Tabakki dere kenarında yürürken büyük olasılık dere kenarında bulunan kiliseden açılan ateş sonucu öldürülmüş... Tabakki’nin portokal bahçesindeki motor evciğine yerleştirdiği ailesi, üç gün boyunca bu evcikte kalmış, sonra Alaminyo’daki Kıbrıslıtürkler’in esirliği bitince, bir tanıdıkları onların burada saklandıklarını tahmin ederek gelip onlara seslenmiş ve saklandıkları yerden çıkıp köye dönmüşler...

“Kurşuna dizilenlerin kanları ve beyin parçaları duvarın üstündeydi, bunları gördüydüm” diye hatırlıyor Mehmet Özarifoğlu. Sonra Köfünye’ye kaçmışlar ailece...

Tabakki’nin cesedi ise 10-15 gün kadar derenin kenarında, vurulduğu ve öldüğü noktada öylece kalakalmış... Sonra cesedi kızgın güneş altında kalmış olduğu için yakılmış... Bu ceset yakma olayları gerçekten çok korkunç – her iki taraf da zaman zaman savaş sırasında bunu yapmış... İnsanın kolay kolay kabullenemeyeceği, hazmedemeyeceği bir şey... Çünkü sonuçta orada ölü olarak yatan bir insan...

Mehmet Özarifoğlu o zamanlar 12 yaşındaymış. Babası Ahmet Tabakki’yle birlikte dedesinin öldürülüp yakıldığı yere gitmişler, Alaminyo’da dere kenarına – yani aradan 10-15 gün geçtikten sonra Köfünye’den traktörle Alaminyo’ya gitmişler... Köyden kaçmamış olan birkaç Alaminyolu Kıbrıslıtürk aile, köydeki Kıbrıslırumlar’dan Tabakki’nin kiliseciğin karşısında vurulup öldürüldüğünü ve sonra da cesedinin yakıldığını duyunca, Köfünye’ye göçmen gitmiş aileye haber yollamışlar. Onlar da bunun üzerine kiliseciğin karşısındaki dere kenarına gelmişler.

“Nenem Meryem da yanımızdaydı... Biz kemikleri topladık, o ağladı, biz topladık, o ağladı... Dedemin giydiği petikare gömlekten parçalar da bulduk.  Gömleği küçük kareli, siyah, yeşil, beyaz kareliydi ve içinde naylon olduğu için ateşte eriyip büzüldüydü ama gömlek parçalarını bulduyduk... Meryem nenem, bu gömleği tanıdıydı... Kafatası parçası da bulduyduk ama bilekten aşağı kemiciklerini bulamadıydık sanırım” diyor.

Topladıkları kemikleri ipten dokunmuş bir torbaya doldurmuşlar...

Torbayı yanlarına alıp Köfünye’ye gitmişler... Mehmet Özarifoğlu ve babası Ahmet Tabakki, traktörün üstünde Alaminyo’dan Köfünye’ye gittikten sonra mezarlığa giderken, bir arka yolu kullanmışlar, anayoldan kaçınmışlar çünkü o günlerde anayollarda seyahat onlar için tehlikeliymiş...

Köfünye’deki Kıbrıslıtürk mezarlığına arka kapıdan girdikleri zaman, arazinin çukurluk bir bölgeden yüksekçe bir tepeciğe doğru eğim yaptığını görmüşler. Tabakki’yi çukurluk bölgeye gömmek istememişler... Tepelik olan bölgeye 70 santim derinliğinde bir mezar kazmışlar, sonra da kemikleri torbayla birlikte bu mezara gömmüşler. Ahmet Tabakki, biri başucuna, biri ayağı ucuna iki taş koymuş, üstüne Tabakki’nin adını da yazmış... Mehmet Arif Tabakki, Köfünye’ye gömülen tek Alaminyolu Kıbrıslıtürk. Adı “kayıplar” listesinde bulunuyor. Alaminyo’nun 14 “kayıp” insanı bulundu, tek bulunmayan “kayıp” Mehmet Arif Tabakki... İşte bu yüzden torunu Mehmet’ten rica ediyorum, Kayıplar Komitesi yetkilileriyle birlikte Köfünye mezarlığına gidelim, belki Tabakki’nin mezarının yerini hatırlayabilir diye... Mehmet Özarifoğlu bu önerimi kabul ediyor, Kayıplar Komitesi yetkilileri de öyle... Zaten Ksenofon Kallis, uzun zamandır, Tabakki’nin Köfünye mezarlığında gömülü olduğundan bahsetmekteydi ve bu mezarı bulmamız gerektiğini söylemekteydi...

Köfünye’ye varıyoruz... Kayıplar Komitesi Kıbrıslıtürk üye yardımcısı Murat Soysal’ın anne tarafı Köfünyeli... Köyün hemen girişindeki evlerini bize gösteriyor... Evin yanında çok yaşlı selvi ağaçları var...

Yolda bir başka “kayıp” yakınıyla karşılaşıyoruz: Kostas Poyrazis... Stroncilo’dan (Turunçlu) Köfünye’ye göçmen gelen Poyrazis’in ailesinden beş “kayıp” var – Stroncilo köyünün Kıbrıslırum muhtarı Stavros Poyrazis, köydeki Kıbrılsıtürkler’i hem 1963’te, hem 1974’te koruduğu halde, Sinde’den (İnönü) geldiği söylenen bazı Kıbrıslıtürkler tarafından alınıp Beygirli Mağara’da öldürülmüş, sonra da başkalarıyla birlikte bu civara gömülmüş... Gömü yerinin boşaltıldığı anlatılıyor ancak Sinde’de (İnönü) Abalestra Çiftliği’nde bir kuyudan çıkan 15 civarındaki “kayıp”tan geride kalanlar, bunların o gömü yerinden çıkarılıp Abalestra Çiftliği’ne taşınmış olabilecek olan “kayıplar” olduğu izlenimi yaratıyor... Fakat DNA testleri bize bunun böyle olup olmadığını söyleyecek... Kostas Poyrazis köyün postacısı, motorcuğunun üstünde mektupları dağıtıyor, bu yüzden telaşlı... Birkaç hoşbeşten sonra ona vedalaşıp Köfünye mezarlığını bulmaya gidiyoruz...

Mehmet Özarifoğlu, “Onu gömerken Köfünye’den ayrılıp da bir daha geri dönmeyeceğimizi bilmiyorduk, böyle bir şey aklımızdan bile geçmiyordu” diyor...

“Kapılar açıldığı zaman babamla birlikte Köfünye mezarlığına giderek dedem Tabakki’nin mezarını bulmak istedik. Fakat pek çok Kıbrıslıtürk bize ‘Sakın gitmeyin, Köfünye mezarlığına Kıbrıslırumlar şiroyla girdiler, bütün mezarları allem gallem ettiler, taş taş üstünde bırakmadılar’ diye konuştular. Biz da inandık ve Köfünye mezarlığına gitmedik’ diyor...

Oysa onlara bu anlatılanların tamamen yalan olduğunu kendi gözleriyle görecek bugün: Mezarlığı bulduğumuzda, “Aman Allahım! Her şey aynen duruyor! Hiç dokanılmamış!” diyor ve gözlerine inanamıyor, ona yalan söylemişler ancak bunu anlayabilmesi için buraya gelmesi gerekiyordu...

“Herşey yerli yerinde, aynen duruyor” diyor...

Mezarlık kapıları sıkıca kapalı, mezarlığın etrafında büyük bir taş duvar var...

“Bak, taş duvar bile aynen duruyor” diyor...

Önce 1967’de Grivas güçlerinin Köfünye saldırısında ölen 24 Kıbrıslıtürk’ün gömülü olduğu alana gidiyoruz... Sonra mezarlığın ön kapısına bakıyoruz ama kilitli, geri dönüyoruz ve o zaman arka kapıyı görüyoruz...

Mehmet Özarifoğlu içeriye girince, “Tam hatırladığım, beklediğim gibi... İşte çukurluk alan... İşte tepecik...” diyor ve yükseltiye doğru yürüyor... Karşıda selvi ağaçları, tepecikte bir efgalipto...

Mezarlığın arkası sayılan bu bölgede, bu tepecikte tek bir yapılmış mezar var: Kani Emir Ali’nin mezarı bu... Çevresinde ise isimsiz üç-dört tane yapılmamış mezarlar buluyoruz. Taşları duruyor ama üstlerindeki yazılar çoktan silinmiş...

Bu mezarlardan bir tanesi, Mehmet Özarifoğlu’nun ilgisini çekiyor, “Dedemin mezarı bu olabilir” diyor.

Kallis, “kayıp” Tabakki’yle ilgili araştırmasını henüz 1995 yılında yapmış ve Tabakki’nin Köfünye mezarlığına gömülmüş olduğunu öğrenmiş...

Tabakki’nin gömülü olabileceği mezarın fotoğraflarını çekiyoruz... Diğer mezarların da... Ve mezarlıktan ayrılıyoruz... Hedefimiz Alaminyo... Tabakki’nin öldürüldüğü dere kenarına gideceğiz...

Köfünye’nin çıkışında Tabakki ailesinin arazileri varmış, bahçeleri varmış... Köfünye çıkışında, Alaminyo’ya giden yol üzerinde sağlı sollu bu arazilerde Tabakkiler’in kendi kuyuları da varmış...

Alaminyo’ya varıyoruz... Alaminyo’da 13 Kıbrıslıtürk’ün gömülmüş olduğu alanı görüyoruz, burada kazı yürütülmüş ve onlar ailelerine teslim edilen ilk “kayıplar” olmuştu...

Sonra dereyi bulmaya gidiyoruz, Mehmet Özarifoğlu “Tam kiliseciğin karşısında vurulduydu dedem” diyor. Geçerken Tabakkiler’in evini de görüyoruz, bir bahçede Tabakki’nin ekmiş olduğu incir ağacı duruyor... Durup bu incir ağacının fotoğrafını çekiyoruz...

Sonra dereyi ve kiliseciği buluyoruz...

Alaminyo’ya Dipkarpaz’dan göçmen gelmiş bir köylü, bir zamanlar babası bu tarlayı biçerken, dere kenarında bir ayakkabı ve içinde de kemikler bulduğunu ama bunu almadığını anlatıyor. Bu kalıntılar da büyük olasılık Tabakki’ye ait olmalıydı...

Bu dere 1960’ların ortalarına kadar yaz-kış akarmış, sonra yalnızca kışları akmaya başlamış... Bu dereyi izleyerek Köfünye’ye gitmek isteyen Tabakki, herhalde kilisenin damında mevzilenmiş olan bazı Kıbrıslırumlar tarafından vurulup öldürülmüş...

Dipkarpazlı Kıbrıslırum bize tarlasında yetiştirdiği taze soğanlardan ve gulumbralardan söküp armağan ediyor... Oradan ayrılıp bir kahvehaneye gidiyoruz... Kahveci kadın Despina meğer Ayguruşlu’ymuş (Ayios Amvrosios – Esentepe).  Ona Ayguruşlu çok yakın bir arkadaşım olduğunu, Maria Hacıpavlu’yu tanıdığımı anlatıyorum – gözleri ışıldıyor çünkü Maria onun yeğeniymiş...

Despina’nın yaptığı kahveleri bahçede içiyoruz... Ama Mehmet Bey’i bir başka sürpriz daha bekliyor: Kahvehanede bulunan Haralambos Dimitriu onu görür görmez, “Sen Ahmet Tabakki’nin oğlu musun?” diye soruyor... Mehmet Bey “Evet” deyince, çok seviniyor... Tabakkiler, köyde çok sevilen, çok sayılan bir aileymişler. Bay Haralambos bize, 1960’lı yılların başında, köydeki Kıbrıslırum gençlerin seçimlerde kime oy verecekleri konusunda tartıştıklarını, en sonunda Tabakki’ye kime oy vermeleri gerektiğini sorduklarını ve Tabakki’nin söylediği adaya oy verdiklerini anlatıyor! “Tabakki’nin hanımı Meryem da çok güçlü kuvvetli, çok çalışkan bir kadındı...” diye hatırlıyor. Mehmet Arif Tabakki, bu köyde çok geniş topraklara sahipmiş – 80 dönümlük bir arazisi var, başka arazilerin yanısıra... Deniz kenarında, Almanlar’ın yaptığı otelden 500 metre uzaklıkta da altın değerinde araziler, Tabakkiler’e aitmiş...

Köyde Kıbrıslıtürkler’le Kıbrıslırumlar’ın mahallerini bir dere ayırırmış... Tabakkiler, Kıbrıslırumlar’la da iyi geçinirler, zaman zaman tarla ekip biçmede ortaklık yaparlarmış... 1963 olayları patlak vermeden önce, Tabakki’nin oğlu rahmetlik Ahmet Tabakki’nin iyi geçindiği, birlikte iş yaptığı Nenni adlı Kıbrıslırum, “Bu memleket iyiye gitmeyecek... Ben Avustralya’ya kaçacam” diyerek gitmiş, kendi tarlalarının bakımını da Ahmet beyin yapmasını istemiş... Köyde Hambi Markos adlı Kıbrıslırum da Tabakkiler’le iyi geçiniyormuş, karısı da Mehmet beyin annesi Meryem hanımla birlikte tarlalarda çalışırlarmış – 1974’te bazı Kıbrıslıtürkler, Markos’u belinden vurmuşlar, kurşun hala belinde duruyormuş...

Alaminyo’da bu kahvehanenin az ilerisinde, 13 Kıbrıslıtürk’ün çıkarılmış olduğu toplu mezar var... Bu toplu mezar kazısında çalışan Okan Oktay, o günleri çok iyi hatırlıyor, kahveci Despina’yı da bu kazıdan hatırlıyor... 5-6 Kıbrıslıtürk’ün mevzilendiği iki katlı ev de buradaymış ama yıkılmış... Bu mevziden açılan ateş sonucu beş Kıbrıslırum öldürülmüş – bu Kıbrıslırumlar’ın köyün ortasında heykelleri var, durup onların da fotoğrafını çekiyorum...

Mehmet Özarifoğlu, “Öldürülen Kıbrıslırumlar’dan birisi şişmandı, tam bu köşede yerde yatıyordu, biz kaçarken onu gördüydük, adam öldüydü...” diyor...

Tabakki ailesi köyde o kadar iyi bir isme sahip ki, insanlar bu aileyi çok iyi hatırlıyor, çok iyi şeyler anlatıyorlar... Mesela bazı Kıbrıslırum aileler, eğer Tabakkiler ovada değilse, kızlarını yalnız başlarına ovaya gitmeye bırakmazmışlar. Eğer Tabakkiler ovaya çıkacaksa, o zaman gönül rahatlığıyla kızlarını ovaya gönderebilirlermiş çünkü Tabakkiler’in bu Kıbrıslırum kızların başına herhangi kötü bir şey gelmesini önleyeceğini bilirlermiş...

Bu kadar iyi yürekli, bu kadar sevilen bir Alaminyolu’nun, Mehmet Arif Tabakki’nin bu şekilde öldürülmesi ne yazık ve ne büyük utanç... Alaminyolu Kıbrıslıtürkler için de, Kıbrıslırumlar için de ne büyük bir kayıp...

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1274 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler