1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. Sulak Alanların Etik Kullanımı
Sulak Alanların Etik Kullanımı

Sulak Alanların Etik Kullanımı

Sulak Alanların Etik Kullanımı

A+A-


  Asuman Kuyucu
asumankorukoglu@gmail.com

                       

Etik ve Çevre Etiği Kavramları
Etik, insanların kurduğu bireysel ve toplumsal kuralların temelini oluşturan değerleri, kuralları, doğru-yanlış ya da iyi-kötü gibi ahlaki açıdan araştıran bir felsefe disiplinidir (Kırel,2000). Bir yaşam etiği olmaksızın dünyada insanca ve zararsız bir şekilde yaşamaya ve bazı değerleri gelecek nesillere iade etmeye olanak yoktur. Uzmanlar çevre etiğine sahip olabilmek için bilgi toplumu olmanın kaçınılmaz olduğunu belirtmektedirler (İnaç,2010).

Çevre Etiği
İnsanlar ile doğal çevreleri arasındaki ahlaki ilişkilerin sistemli olarak incelenmesidir.  Çevre etiği, ahlak kurallarının insanların doğal dünya karşısındaki davranışlarını yönettiği ve yönetmesi gerektiğini varsayar. Ekosistemi oluşturan tüm varlıkların uyum ve işbirliği içinde varolabileceği bir yaşam etiğini oluşturur (Kural, Çevre Etiği Ders Notları). Çevre etiği dünyayı paylaştığımız diğer türlere karşı davranışlarımızı belirleyen bir anlayıştır.

Çevre Etiği Kavramının Tarihçesi
Çevre etiği kavramıyla ilgili en eski gelenek Aristoteles’e dayanır (Kural,2014). 1950’li yıllardan bu yana dünyamızda çok önemli gelişmeler olmuştur. Bu değişimler, insanlığın refah seviyesinin yüksekliği ve sürdürülebilirliği, sürdürülebilir bir çevre ile mümkündür (İnaç ve Pınar,2006). Sürdürülebilir çevre için çevre etiği anlayışı geliştirilmesi gereklidir. 1980’den günümüze kadar 4 ana başlık altında çeşitli çevre etiği yaklaşımları geliştirilmiştir (Barrow 1999).
1. Teknokratik çevre etiği anlayışı
2. Yönetsel çevre etiği anlayışı
3. Toplumsal çevre etiği anlayışı
4. Derin çevre etiği anlayışı
Bireylere kazandırılacak çevre etiği anlayışına göre doğal çevreye karşı tutumlarını değiştirmek mümkün olacaktır. Doğanın yaşaması için, yaşatılması kaçınılmaz olan sulak alanların korunması için bir hedef belirlemek zorundayız. Sulak alanların korunmasında edinilecek hedef, hangi çevre etiği anlayışını benimsememiz gerektiğini işaret edecektir. Sulak alanların mevcut durumu ve koruma gereksiniminin değeri ise hangi çevre anlayışının ülkesel ölçekte kazandırılacağını gösterecektir.
Sulak Alanlar: Su, canlı, toprak ve hava birlikteliğinin yaşam ortamı…
Sulak Alan Kavramının Tarihçesi: 1971 yılında imzalanan ve sulak alanların önemini ispatlayan en önemli uluslararası sözleşme RAMSAR SÖZLEŞMESİ’dir. Bu sözleşmenin amacı bakımından Sulak Alan tanımı şöyledir: Doğal veya yapay, devamlı veya geçici, suları durgun veya akıntılı, tatlı, tuzlu veya acı, denizlerin gel git hareketinin çekilmiş durumunda derinliği 6m.’yi geçmeyen sular dahil, bütün sular, bataklık, sazlık ve turbiyerler sulak alandır.

Sulak Alanların Korunması
1971 yılında imzalanan Ramsar Sözleşmesi’nden sonra 1979 yılında Avrupa Birliği’nin en eski doğa koruma sözleşmesi olan Kuş Direktifi ile göçmen kuş türlerinin yaşam alanlarının da korunması için özel korunmuş alanlar arasında sulak alanların korunması söz konusudur. 1991 yılında ilk kez Medwet insiyatifi,   Akdeniz Sulak Alanları konulu bir konferansta ortaya çıkmış, Akdeniz’deki sulak alanların korunmasını öngören bir organizasyondur. 1992 yılında kurulan Bird Life International ise; küresel bir; doğal kaynaklar, biyolojik çeşitlilik ve kuşların sürdürülebilir korunması ortaklığıdır. Natura 2000, Kuş Direktifi ve Habitat Direktifleri içeriğinden oluşan uluslararası bir bilgi ve koruma ağıdır. Bu ağ çerçevesinde önemli kuş alanı olan sulak alanların koruma ve yönetim şekilleri de çalışılmaktadır. Kıbrıs adası çapında yapılan çalışmalarla içinde sulak alanların da bulunduğu Natura 2000 Alanları saptanmış ve yönetim planları hazırlanmıştır (Seffer ve arkadaşları, 2011). Sulak alanlar kendilerine özgü flora ve faunası, mikrokliması ve biyolojik çeşitliliği yanında doğal güzelliği ile de dikkat çekmekte ve cazibe merkezi oluşturmaktadır.

Çevre Etiği Anlayışları’na göre Sulak Alanların Korunması
Geleneksel çevre etiği yaklaşımları arasında, dinsel çevre etiği anlayışına göre; Tanrı’nın yarattıklarının iyiliği, doğanın tanrının bir parçası oluşu, yaşamın kutsallığı ve insanların doğada yalnızca emanetçi oluşu, doğadaki düzenin korunmasına yardımcı olacak düşünceler olarak ortaya çıkmıştır. Bu anlayıştan yola çıkarak sulak alanların korunmasıyla ilgili düzenlemelerde, doğal yapıya saygı göstermek, türlerin ve yaşam ortamlarının kutsallığını gözönünde tutmak gerekir. 1980’lerden günümüze kadar geliştirilen çevre etiği yaklaşımlarına göre sulak alanların korunması aşağıda açıklanmıştır.

Teknokratik Çevre Etiği
Teknokratik çevre etiği; kaynakları işleyen ve büyüme odaklı bir anlayışa sahiptir. Bu anlayışla sulak alanların ve türlerinin korunması pek mümkün görünmemektedir. Günümüze kadar gelinen yıllarda sulak alanların korunması gerekliliği vurgulanana kadar meydana gelen gelişme hareketlerinin sahip olduğu anlayıştan farklı olmadığı düşünülmektedir.
Yönetsel Çevre Etiği
Yönetsel çevre etiği; kaynaklara çevreyi koruyan bir anlayışla yaklaşan, sürdürülebilir büyüme odaklı bir anlayıştır. Günümüzde kaynakların tükenmesi ile karşı karşıya kalındıktan sonra ortaya atılan, ancak doğal çevrenin korunmasında ana amacın sadece sürdürülebilir tüketim odaklı bir anlayış olduğu için sulak alanların korunmasında yeterli görünmeyen bir yaklaşım olduğu düşünülmektedir.

Toplumsalcı Çevre Etiği
Toplumsalcı çevre etiği; kaynakları iyi bir şekilde muhafaza eden, sınırlı veya sıfır büyüme odaklı bir çevre etiği anlayışıdır. Günümüzde, biyolojik çeşitliliği en üst düzeyde olan sulak alanların, doğal alanlardan biri olduğu bilinmektedir. Sulak alanların bugüne kadar gelebilmiş olanlarının en az bugün olduğu gibi korunmasının gelecekte gereksinimimiz olacak doğal türlerin birçoğunun da korunmasını sağlayacağı düşünülmektedir. Bu bağlamda, toplumsalcı çevre etiği anlayışının sulak alan korunmasında tercih edilmesi gereken bir yaklaşım olduğunu söylemek gerekir.

Derin Çevre Etiği
Derin çevre etiği; en üst düzeyde kaynakları muhafaza eden, büyüme karşıtı bir anlayıştır. Sulak alan korunmasında her ne kadar büyümeye tamamen karşı olmak gerekirse de bunu sağlamak günümüz dünyasında pek olanaklı görünmemektedir. Ancak en azından yok olmakla karşı karşıya kalan sulak alan ve su ortamlarının ve türlerinin korunması için bu anlayışa uygun koruma planları yapılması gerektiğini söylemek doğru olur. Söz konusu sulak alanlar ve çevreleri için hazırlanacak koruma ve yönetim planlarının hazırlanmasında bu anlayışa sahip önlemler geliştirilmesi gereklidir.

KKTC’de Sulak Alanların Gözle Görülür Durumu
2012-2014 yılları arasında Kaşot ve Kuyucu’nun yaptığı bir çalışma ile haftalık gözlemlerde KKTC’deki sulak alanlarda, sulak alan ve su ortamını tehdit eden faktörler listelenmiştir. Bu faktörlerden en çok rastlananlar şöyledir:
• Yapılaşma
• Su kirliliği
• Çevre kirliliği
• Yanlış ağaçlandırma
• Bilinçsiz doğa sporları etkinlikleri
• Kaçak avcılık
• Sivrisinek mücadelesinde yanlış kimyasal kullanımı
• Evsel katı atıklar
• Sulak alan sınırlarına müdahale
• Su çekimi
• Kanal açılması
• Saz ve kamışların yakılması
• Çiftliksel atıklar
• 4X4 arazi tipi taşıt seyahati
• Piknikçilerin atıkları
• Başıboş köpekler  
• Ötrofikasyon
• Ağaç kesimi
• Yükseltilerin değiştirilmesi            

Elbette, kimse sulak alan denilen doğal güzellik yığınının bu çevresel sorunlar içine gömülmesini istemez. Sulak alanlara kuş gözlemine götürdüğümüz öğrenciler, öğretmenler ve velilerden hep aynı tepkiyi alırız: “insanı dinlendiren ve insana ait dünyasal sorunları unutturan bir etkinlik” olduğu söylenegelir. Gonnara’nın kıymetini bilen yaşlı yerliler sulak alanları, “çevreye ayrı bir güzellik katan bir başka değer” olarak tanımlarlar. İşte bu dinlence ve güzellikleri, sağlıklı besinleri ve temiz havayı tadabilmek için sulak alanların kıymetli ve korunası değerler olduğunu, sulak alanlar yok edilirse geri dönülemeyeceğini ve korunmaları için başka türlü telafi edilebilir bazı bedeller ödemenin gerekli olduğunu bilmek gerekir. 
Sulak alanların etik kullanımı için doğadaki varlıkların her birinin, insana faydası olsun veya olmasın, kendilerine özgü bir değer taşıdıkları ve korunmaları gerektiğinin bilinmesi gerekir. Bu anayışla yaklaşıldığı zaman sulak alanlarda yaşayan türlerin ve yaşam koşullarının belirlenerek koruma planlarının yapılması; yaşama geçirilen koruma ve yönetim planlarının uygulama aşamasında denetlenmesi; toplumsalcı çevre etiği anlayışının bireylere kazandırılması ve toplumsalcı çevre etiği anlayışının çevre halkı, öğrenciler ve yasa yapıcılara kazandırılması için eğitim etkinlikleri düzenlenmesi gerekmektedir. 

Toplumsalcı çevre etiği anlayışının geliştirilmesi ve topluma kazandırılması için hukuk ve çevre bilgisine sahip olmak gerekmektedir. İnsan dahil doğadaki bütün türlerin birbirlerine ve ekolojik sistemlerine zarar vermeden, doğadaki su, toprak, oksijen ve besinden yararlanma hakkı olduğunu bilerek; her türün, bir görevi yerine getirebilmek için yaşamını kendi yaşama ortamında sürdürmesi gerektiğini bilerek ve her türün doğada bulunduğu yer, onun yaşama ortamı ve yaptığı iş de onun mesleğidir, noktasından hareketle birtakım hukuki önlemler almak çok önemlidir.
İnsanın oluşumuna katkıda bulunmadığı ve asla kendinin yapamayacağı doğal varlıkların korunması gerektiği; temiz hava, su, toprak ve besin olmadan insanın yaşamını sürdüremeyeceği; insanın ruh sağlığı için temiz deniz, temiz orman, temiz kırlar, temiz kumullara ve hayvanların sesine gereksinimi olduğu ve tüm bu varoluşsal durumlardan yararlanma konusunda bütün insanların hakları olduğu bilinmelidir. Kirleten öder, yok eden öder ve israf eden öder gibi durumlardan hareketle mantıklı yasalar yapılmalı ve sözü edilen yasalar ciddiyetle ele alınmalıdır.
Doğadaki varlıkların görevini bilmek, doğadaki varlıkların korunması için yasal düzenleme yaparken işimize yarayacaktır:
*Kerkenezler, karayılanlar, engerekler ve tilkiler fare yiyerek beslenirken onların doğadaki sayısını dengelemekle görev yaparlar. Kimyasallar yerine onlardan faydalanmalıyız.
* Geceleyin sabaha kadar şarkılar söyleyen kurbağaların doğadaki mesleği sulak alanlardaki sineklerin sayısını dengelemektir. Kimyasallar yerine onlardan faydalanmalıyız. Kurbağalar bu işi, kırlangıçlar, sinekkapan kuşlar ve kertenkelelerle birlikte yapar.
* Sulak alanlardaki sineklere kimyasallarla açılan savaş sulak alanlardaki, kırlangıçların, kertenkelelerin, sinekkapan kuşların, kurbağaların ve bu türleri yiyen yılanlarla yırtıcı kuşların ölümüne neden olur.
*Yılanlarla yırtıcı kuşların doğadan eksilmesi farelerin sayısının artmasına neden olur.
* Kimyasallar, sulak alanların çevresinde yaşayan yabani otları toplayan insanların vücudunda birikerek bugünden bilemeyeceğimiz birçok ölümcül hastalığa neden olabilir.

Sonuç olarak, su ve su ortamlarının korunması ve sulak alan türlerinin korunması, yaşamak için gereksinim duyduğumuz doğanın korunması için kaçınılmazdır. Doğanın korunması için doğadaki varlıkların her birinin bir değeri ve görevi olduğunu bilen ve buna saygı duyan bireyler ve toplumlar yetiştirmek gerekmektedir. Böyle toplumların yetişmesi için bir çevre etiği anlayışına gereksinim vardır. Çevre etiği anlayışını benimseyebilmek için bilgi toplumu olmak önemlidir.
 

-----------------------------------------------------------------

Kaynaklar
Kırel, Ç.(2000). Örgütlerde etik davranışlar ve bir uygulama çalışması. Eskişehir Anadolu Üniversitesi Yayınları, No:1211, İ.B.F. Yayınları No:168, s.2.
Orhankural.net.  İTÜ, Orhan Kural PPT Sunumlar.
Seffer, J., Yalınca, G.K., Fuller, W., Tuncok, I.K.,  Stanova, V.S., Ozden, O. Eroğlu, G. (2011). Kıbrıs’ın kuzeyinde potansiyel Natura 2000 Alanlarının korunması için teknik yardım. Lefkoşa: KKTC Natura 2000 Ofisi.
İnaç, S. (2010). Kahramanmaraş’ın sulak alanlarından Gavur ve Kumaşır Göllerinin kuşlar açısından önemi ve çevre etiği. II. Karadeniz Ormancılık  Kongresi, Mayıs 2010. Cilt III s.1217-1224.
İnaç S. ve Pınar A. H. (2006). 21. yüzyılda çevre etiğinin yaban hayatı, kalkınma ve bilgi toplumlarının sürdürülebilirliğindeki rolü ve önemi. Uluslararası Katılımlı 2. Ulusal Uygulamalı Etik Kongresi, Bildiriler Kitabı, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Ankara, 18-20 Ekim 2006.
www.bcs.gov.tr
Kaşot, N. ve Kuyucu, A. (2014). Kuzey Kıbrıs’ta sulak alanları tehdit eden çevresel faktörler. Doğu Akdeniz Üniversitesi 5. Ekoloji Sempozyumu, Bafra, Mayıs 2014.
Kuyucu, A. (2012-2014). Mağusa sulak alanları. Yayımlanmamış kuş sayımı ve gözlem kayıtları.
Kuyucu, A. (2013). Kıbrıs’ta kuşlarla ilgili kaynakların kronolojik dizini ve tehlike altındaki Neapolis Sulak Alanı çevresinde yaşayan halkın sulak alanla ilgili bilinç düzeyi. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Yakın Doğu Üniversitesi, Lefkoşa.

Bu haber toplam 538 defa okunmuştur
Gaile 271. Sayısı

Gaile 271. Sayısı

Önceki ve Sonraki Haberler