1. YAZARLAR

  2. Tayfun Çağra

  3. Su’da strateji
Tayfun Çağra

Tayfun Çağra

Yazarın Tüm Yazıları >

Su’da strateji

A+A-

Su konusunu yazıyoruz haftalardır. Yine bu haftaya girerken su konusu daha da konuşulacak çünkü planda bir değişiklik yoksa yetkililerimiz bu hafta Türkiye’ye gidecekler ve CTP PM’nin hazırladığı, UBP PM’nin de görüşüp “CTP ile aynı noktadayız” dediği bu taslağı beraberlerinde götürecekler.

Ne vardı bu taslakta kısaca; “Su adaya girdiği anda belirlenen fiyatla Su İşleri Dairesi ya da Özerk Su Kurumu’nca devralınacak, eğer suyun maliyeti şu anki bedellerin üzerindeyse ilerleme olmayacak, anlaşma ile suyun fiyatının kesin olarak belirlenmesi gerekiyor, kamu-özel ortaklığının görüşülmesi gerek, en uygun modelin ‘kamu hizmeti imtiyaz sözleşmesi modeli olacağı ve bir şartname ile tüm detayları yer alacak şekilde Kıbrıs’ta ihale edilmesi.”

Tüm yer altı kaynaklarının tekelleşmesi tehlikesini de ortadan kaldıracak çalışmaların olduğu bu taslak, bu hafta Türkiye’de masaya yatırılacak ve karşı taraftan da onay beklenecek. Madem ki “biz hazırız, beyefendiler karar versin biz suyu akıtalım” deniyor işte karar ortada… Bakalım ne olacak?

Bu arada halkımız da su probleminin çözümü konusunda öneriler sunuyor. Elektronik posta adresime sorunlara duyarlı dostumuz Ali Bağlarbaşı’dan bazı satırlar düştü. Bazı yerlerinde daha anlaşılabilir olması için ufak değişiklikler yaptığım yazıyı aşağıda aktarıyorum; 

“Sn. Çağra ben de bu konuda bazı şeyler eklemek isterim. Bazı tesbitler ile Türkiye diyor ki; Şebekelerdeki kaçaklar giderilmeli, bunun için yatırım gerekli…
Bunun gerçeklik payı var mı?
Nerde bu kaçaklar?
Belediyelerimiz bu konuda hiçbir açıklama yapmadı.
Kaçak oranı ne kadar? Önemli ki gündeme getirildi.
Peki bu kaçaklar şu anki su varlığımızı düşünerek sıfırlanırsa bizim için yeterli olur mu?
Sn Harmancı güzel girdi konuya; Fiyat sordu ve alıcı olduğunu söyledi.
Bizim konumuz bu zaten, fiyat uygunsa alıcılara cazip gelir ve alır.
Bölgemizde su belediyeler tarafından dağıtılır. Sonra tüketiciler alır.
Her mesken bir abonedir. Abone, Belediyeden bunu talep eder.
Demek ki şu anda belediyeler suyu alıp almamakta karar verecek.
Alternatifler vardır; Ya şimdi kullandığımız suyumuzu idare edip kullanacağız, ya da piyasaya girmeye çalışan yeni satıcıdan suyumuzu almaya başlayacağız ya da alternatifi uygun hale getireceğiz. 
Suyu satmaya çalışan yeni satıcı kendini reklam ediyor, piyasada hakim olan su satıcılarına çamur atıyor, “beceriksiz onlar, hiçbirşey yapamazlar” diyor, aynı şekilde tüm bir halka bunu söyleyerek özgüvenlerini yerle bir etmeye çalışıyor.
Bu bir ticari strateji tabii ki... Bunun karşılığında bizim de stratejimiz olmalı… Benim aklıma gelen bir yol var, burada açıkça yazmak istemem ama en azından projeyi yürütebilmek için içimizden veya İngiltere’deki iş insanlarımızı veya bankaları devreye sokabiliriz…
Güzelyalı’da bedelini ödeyerek alacağımız suyu kendimiz finansesini sağlayarak evlerimizdeki musluklarımıza kadar taşıyabiliriz. Bunu da yapacak gücümüz olduğuna ben inanıyorum.”
Gördüğüm kadarıyla hazırlanan taslak ve gelen öneriler aynı paralelde gidiyor. Bakalım bu paralellik bu hafta kurulacak masada da olabilecek mi?  

-------------------------------------------------------------------

Savaşın çocukları

Ülkemizde ilkyarı biterken çocuklar bu Cuma karnelerini alacaklar, Türkiye’de ise karneler geçtiğimiz gün verildi. Peki ya savaşın çocukları!.. Suriye’de savaş sürerken, bombalar başlarında patlarken eğitimin-öğretimin olması mümkün mü? Canlar tehlike altındayken öğretimi hangi çocuk, hangi veli veya hangi otorite önemser ki!

Sadece Suriye’de değil, ülkelerinden göçeden Suriyeliler gittikleri yerlerde hangi eğitim sürecine dahil olabildiler ki! Ya Türkiye’dekiler… İnsan Hakları Örgütü Türkiye’de 400 bin çocuğun bu sürece katılamadığını ortaya koydu. Türkiye’de 700 binin üstünde okul çağında Suriyeli çocuk bulunurken mülteci kamplarındaki çocukların çoğunluğunun bu sürece dahil olduğunu ancak ülkenin çeşitli bölgelerine dağılmış ailelerin çocuklarının ancak dörtte birinin eğitim alabildiklerini de saptamış İHÖ…

Bunu düşünüp yazarken bize de çok uzak olmayan geçmişim geldi gözümün önüne… Ben de başka arkadaşlar gibi 74’teki savaşta yarım dönem kaybetmiştik… Orta 1’i ancak ikinci dönemde yakalayabilmiştik. Biz Kıbrıslılar daha iyi anlıyoruz Suriyelileri… 

--------------------------------------------------------------------------

BANA GÖRE

“Akmazsa damlar”

Şimdi görür gibiyim; Maliye Bakanı Birikim Özgür açıkladığından beri hesaplar yapılıyordur… Bu ay maaşlara %4.60 artış yapılacağını açıkladıktan sonra hemen hesap makinaları alınmıştır ele… Maaşım bu kadarsa %4.60’ı ne yapar? Bu kadarsa maaşa ne kadar artı gelir? Kimisini tatmin etmemiştir belki, kimisi de “akmazsa damlar” demiştir. Sonuçta bir miktar artış herkesi memnun eder mutlaka… Tabii yine kamudan maaş alanlardan sözediyoruz. Özelde artık patrona kalmıştır. Ya yapmıştır artışı ya da o da kamuda artışa göre belki maaş ayarlayacaktır. Sonuçta biraz geç ödenen 13. maaşlardan sonra ay sonu da artışlı maaş sevindirici olmuştur.

-------------------------------------------------

ÖNERİ

Belirsizlik

Dün bu satırları yazarken Beşparmaklar’ın yüksek tepelerinde yine kar vardı. Meteorolojimiz tahminlerinde yanılmamış… Bugün de kar devam eder mi, çoğalır mı yoksa eriyip biter mi bilemem ama artık kitaplar Akdeniz iklimini yazarken ‘yazları kurak ve sıcak, kışları ılık ve az yağışlı’ yerine ‘belirsiz bir iklim biçimi var’ diye yazarlarsa daha doğru olacak! ‘Belirsizlik’ bizim için daha uygun bir sözcük… Herşeyimizde olduğu gibi… Küresel iklim değişikliği dünyada iklimleri farklılaştırırken biz de bundan nasibimizi alıyoruz.

-------------------------------------------------

Dünya; kötülük yapanlar değil, seyirci kalıp hiçbir şey yapmayanlar yüzünden tehlikeli bir yerdir

Albert Einstein

Bu yazı toplam 1250 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar