1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. STRES... ÇAĞIMIZIN KORKULU RÜYASI...
STRES... ÇAĞIMIZIN KORKULU RÜYASI...

STRES... ÇAĞIMIZIN KORKULU RÜYASI...

Ayşe BAŞEL: Hepimizin sıkça şikayetçi olduğumuz bir durumdur stres. Günlük hayatımızda kendimizi, ne hissettiğimizi tanımlarken ve anlatırken de çok sık kullanırız bu kavramı

A+A-

 

 

 

Ayşe BAŞEL

 

Hepimizin sıkça şikayetçi olduğumuz bir durumdur stres. Günlük hayatımızda kendimizi, ne hissettiğimizi tanımlarken ve anlatırken de çok sık kullanırız bu kavramı. Tam mevsim değişimine denk gelen bir dönemdeyiz ve herkes günlük yaşam stresinden bu dönemlerde birkaç kat daha fazla etkileniyor. Kimi bunun farkında kimi değil. O sebeple ben de herkeste bir farkındalık  yaratabilmek için bu konu üzerine yazmak istedim bu hafta.

 

Önce stresin tanımını yaparak başlayalım. Stres negatif ve pozitif etkileri olan durumları anlatan nötr bir terimdir. Türkçe’de yaygın olarak kısaca stres olarak ifade edilen “distress”, stresin istenmeyen negatif yönünü, “eustress” ise stresin heyecan formu olan ve istenilen pozitif yönünü anlatmak için kullanılır. Stres, vücudun homeostatik (dıştan gelen etkiler karşısında organizmanın kendi dengesini koruma eğilimi) durumunu tehdit eden gerçek ya da hayali çeşitli uyaranlara karşı verdiği tepki olarak tanımlanır. Tehlike altındaki insan vücudu, organizmanınhomeostatik dengesini bozmaya çalışan tehditlerle başa çıkabilmek için bir dizi beyin hormonları ile ilgili tepkiyi (nöroendoktrin) harekete geçirir.

 

STRES VE BEDEN

 

Stres sisteminin uzun süreli aktivasyonu, üreme ve büyüme hormonları ile tiroit eksenin baskılanmasına sebep olur. Bu metabolik bozukluklar, kardiyolojik risk faktörleri ve metabolik sendromun yani vücudumuzun verdiği fizyolojik tepkinin bileşenleri olan, insülin direnci, obezite, hipertansiyon, dislipidemi ve damarsal bozulmalar gibi klinik hastalıklara sebep olur. Kısa süreli stres bireyin yaşamını tehdit eden bir kriz durumu olarak algılanır. Bu durumlarda beyne ve diğer stres alanlarına oksijen ve besin sağlamak için kalp atışları hızlanır ve solunum artar. Yaşanan stresli durum karşısında gösterilen uyum tepkisi organizmayı konrollü bir şekilde denge durumundan “değişim süresince dengeyi sağlama” anlamına gelen allostaz durumuna doğru saptırır.

Kronik stres, öfke, kaygı, unutkanlıkı, uykusuzluk, konsantrasyon bozuklukları gibi belirtiler ile yüksek tansiyon , ülser, kolit, kanser, felç ve kalp rahatsızlıkları gibi ciddi fiziksel, klinik kaygı bozukluğu, kronik yorgunluk sendromu, depresyon, alkol ve madde bağımlılığı  gibi psikolojik rahatsızlıklarınbaşlamasına ve gelişmesine sebep olabilir. Kronik stres belirtileri arasında iştah değişiklikleri, yara iyileşmesüresinde uzama, kas yorgunlukları, kas ağrıları, viral enfeksiyonlara yatkınlık, keder ve değersizlik hisleri de sayılabilir.

Araştırmalar stres ve kişilik arasında bir ilişki olduğunu öne sürmektedir. Stresin, Friedman ve Rosenman (1975) tarafından yapılan davranış profili araştırmaları sonucunda aşırı mükemmelliyetçilik, yarışmacılık, aşırı çalışma, hızlı ve çok konuşma, sabırsız ve agresif davranışlarla karakterize edilen “A tipi kişilik”in stres ile ilişkisi olduğu düşünülmektedir. A tipi kişilik özelliklerinin kalp hastalığı riskini arttırdığı ortaya konulan bulgular arasındadır.

 

KRONİK STRES

 

Kadınların erkeklerden daha fazla kronik stres yaşadıkları tespit edilmiş ve bazı araştırmalar erkeklerle karşılaştırıldıklarında kadınların stresli durumlarla daha sık karşı karşıya kaldıklarını öne sürmüştür. Kadınların erkeklerden daha fazla stres yaşadığı; fiziksel ve psikolojik kaynaklı bedensel belirtilerden daha çok şikayet ettikleri ve stres karşısında erkeklere göre daha dayanıksız oldukları bildirilmiştir. Yukarıda da belirttiğim gibi stres psikolojik sorunlara yol açabilir. Aşırı ve kronik stresle ilişkili görülen yaygın iki psikolojik bozukluk kaygı (anksiyete) ve depresyondur. Dpresyon dönemlerinden önce genellikle şiddetli bir stresin olduğu, ayrıca kronik stresin ve stresli yaşam olaylarının depresyon oluşturma etkisini artırdığı bilinmektedir. Erken yaşamdaki olumsuz olayların ve kronik stresin belli başlı hormonları salgılayan hücrelerde uzun süreli değişikliklere yol açtığı ve bu şekilde depresyona yatkınlık oluşturduğu ileri sürülmektedir. Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) genellikle stresin sebep olduğu en tipik psikiyatrik bozukluktur. Çocukluk çağında yaşanan travmaların strese yanıt veren nörobiyolojik sistemlerde kalıcı değişikliklere yol açarak bireylerde strese aşırı duyarlılık oluşturduğu ve bu şekilde hem TSSB, panik bozukluk, genelleşmiş anksiyete bozukluğu gibi kaygı bozukluklarına hem de depresyona yatkınlığa neden olduğu ileri sürülmektedir. Stresin alkol bağımlılığının başlaması, devam etmesi ve yeniden alevlenmesinde önemli etkisinin olduğu bilinmektedir. Stres ve alkol bağımlılığı arasındaki nedensel ilişki tam olarak kurulamamış olmakla birlikte, travmatik olaylara maruz kalma, son bir yıl içinde olumsuz olaylarla karşılaşma, ve erken çocukluk çağındaki stresli olaylarla alkol bağımlılığının gelişmesi arasında bir ilişki olduğunu bildirmektedir. Bu ilişkinin, serotonin, dopamin, endojen opoiod peptid sistemi ve HPA sistemi gibi her iki durumda da işe karıştığı bilinen ortak nörokimyasal sistemler tarafından kurulduğu düşünülmektedir. Ayrıca kişiler arası stres, şizofrenide alevlenmeye neden olan en önemli risk faktörlerinden biridir.

 

STRESLE NASIL BAŞ EDİLİR?

 

Peki nasıl baş edeceğiz biz stresle? Bizi her gün çökertmesine izin mi vereceğiz. Tabi ki hayır. Yoğun şehir yaşantısı, zorlu iş hayatı, evlilik sorunları, ekonomik zorluklar çoğumuzun günlük hayatının parçasıdır. Bunların hepsi strese neden olur ve bunlardan korunmak çoğu zaman mümkün değildir. Ancak bunların neden olduğu stresi azaltmanın çeşitli yolları vardır. Stresinizi azaltmak için şunlara dikkat edin: Kendinize daha çok vakit ayırın, temponuzu yavaşlatın, size huzur ve keyif verecek şeyleri sık yapın, hobi edinin, bir sonraki gün için akşamdan hazırlanın, yapacağınız işleri not alın, kendinize ve çevrenize karşı dürüst olun, sıkışık durumlar için acil planları oluşturun, sigortalanın, bekleme vakitlerini değerlendirmek için hazırlıklı olun, planlı hareket edin ama sıkışık planlar yapmayın, işleri son ana bırakmayın, kafeinli içeceklerden uzak durun, aşırı kuralcı ve mükemmeliyetçi olmayın, kendinizi her işin altına atmayın, iyimser olun, “hayır” demeyi bilin, kendinizi aşırı eleştirmeyin, affedici ve hoş görülü olun, hayatı basitleştirin, evhamlı insanlardan uzak durun, düzenli ve kaliteli uyuyun, düzenli ve dengeli beslenin, dertlerinizi ve duygularınızı paylaşın, hayatınızı yeniden düzenleyin, hep aynı şeyleri yapmak yerine hayatınıza çeşitlilik (farklı uğraşlar) getirin, görünümünüze dikkat edin, işleri deklare etmeyi bilin, nefes egzersizleri ve spor yapın. Ve bence en önemlisi, stresi yaşam içerisindeki bir engel ya da önünüze çıkan bir sorun olarak algılamak yerine, yaşamın o noktada size meydan okuduğunu düşünerek kendinizi daha da güçlü hissederek devam edin yolunuza. Tüm Bunları başaramıyorsanız ya da bunlar stresin fiziksel ve ruhsal sağlığınızı etkilemesine engel olmuyorsa profesyonel yardım almaktan da çekinmeyin sakın.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

        

 

Bu haber toplam 631 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler