1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. STRATEJİ
STRATEJİ

STRATEJİ

Yaşadığımız yılların sistemsizlikle birlikte düzensizliği ve 1974 sonrası ganimet sisteminin yarattığı toplumsal sorunlara karşı; özellikle bugünkü anti-demokratik gelişmelerin ve ekonomik yıkımla birlikte toplumsal değerlerin erozyonunu yaratan üçlü ikti

A+A-


 

Yaşadığımız yılların sistemsizlikle birlikte düzensizliği ve 1974 sonrası ganimet sisteminin yarattığı toplumsal sorunlara karşı; özellikle bugünkü anti-demokratik gelişmelerin ve ekonomik yıkımla birlikte toplumsal değerlerin erozyonunu yaratan üçlü iktidar bloku karşıtı, demokratik değerleri savunan, barış ve çözüm yanlısı, demokratik bir sistem, sosyal bir devlet, üretime dayalı bir ekonomik yapı, kendi kendini yöneten bir toplum ve gelecek endişesi yaşamayan nesiller yetiştirebilmek amacı ile bedel ödemeyi de ciddi anlamda içselleştiren, gerçek anlamda muhalif bir topluluk tahayyülünün yaratılmasında kendi içimizde çok bocaladığımızı düşünüyorum; akademik araştırmalardaki tahayyüller, basında oluşturulan tahayyüller ve toplumun bu topyekün sistemsizlikten her boyutta şikayet etmesine karşın çeşitli bireysel ve zümresel gerekçelerle iktidar blokuna karşı suskunluğa bürünmesi de buna dahil.

KKTC’de strateji kavramı; toplumun kanıksamak durumunda bırakıldığı bir grup tarafından sahiplenilmiş, onu sürekli sunan, üreten bir ideoloji  olarak görülüyor maalesef.

Oysa ki, strateji: insanların içinde dolaştığı yerdir.

Strateji yaşamın ve sorunlarımızın ta kendisidir.

Strateji buralardan üretilmelidir.


GELENEKLERİMİZDEN GELECEĞİMİZE


Örneğin, Laiklik, Sosyalizm, Liberalizm, Sosyal Devlet, Milliyetçilik, Devletçilik, Atatürk, Kemalizm, İnsan Hakları, Hukuk, Aile ve benzeri birçok kavram ve olgu, tesis etmiş oldukları şeyler değil!; hepsi bizim yorumlarımızla başka şeyler olmuş; bunlara geleneklerimizle ve yaşantılarımızla cevap bulmaya çalışıyoruz.

Genel geçer söylemler tutturmuş, belirli insan gruplarına “gerici”, “muhafazakâr”, “statükocu”, “komünist”, “Liberal”, “Dinsiz”, “Rumcu”, “Kahraman” gibi “yaftalar” yapıştırıyoruz...Bunlar yapılırken, farkında olarak ya da farkında olmadan, bilerek veya bilmeyerek, isteyerek veya istem dışı, demokratik düzenin karşısında olup sistemsizlik ve çözümsüzlükten beslenenlerin oyununa geliyor ve tam da böyle davranarak statükonun sürmesini engeleyemiyor hatta daha da besliyoruz!..

Bunu yaptığımız andan itibaren de, strateji gibi herkesin içinde dolaştığı alandan uzaklaşıp, bireyler, toplumsal aktörler, çeşitli menfaat grupları ve iktidar blokunun hegemonik anlayışı tarafından uygulanan taktikler dünyasının etkisine giriyoruz.

Taktikler daha çok zamana ilişkin şeyler...taktiklerle Marksizmi, Hukuku, Laikliği, Aile kavramlarını ve diğer olguları  yorumlayamazsınız. Bu bize kurnazlık gibi geliyor belki ama mümkün değil!

Yorumlar gerçekten de insanların yaşadığı yerdedir...yorumlar aynı strateji gibi, herkesin içinde dolaştığı yerlerdedir...

Yorumlar ve alternatifler hegemonyanın bizi içerisine çektiği düzlemde kesinlikle değildir. Buralarda yapılmak durumunda bırakıldığımız yorumlar, geliştirmek zorunda hissettiğimiz alternatifler ve projeler son tahlilde dönüp dolaşıp iktidar blokunun bizleri içerisine sürüklediği girdapa doğru çekiyor toplumumuzu.



YETERİNCE ANLAMADIK VE TANIMADIK MI BU DÜZENİ?


İnsanların nelere yatırım yaptığı, belirli stratejileri nasıl kullandığı, bu stratejilerin içinde nasıl dolaşıldığı önemli!

Kendi anlatıları içinden cevapları çekmeye çalışmak önemli!.

Yeri gelmişken söylemekte fayda var:

Belirli akademik ön kabuller ya da teoriler de belirli şeyleri esir edebilir. Kafamızda nasıl bir modelle gidiyorsak, bulduğumuz şeyleri de onun içine oturtmaya çalışıyoruz; böylelikle de yeni stratejiler üretmek yerine var olanların içerisine esir olabiliyoruz...

Halbuki Marks demişti ki:

dünyayı yeterince anladık, şimdi artık onu değiştirmek lazım...”

Biz de yeterince anladık ve tanıdık bu düzeni!

Artık bu düzeni, yeni stratejileri kendi içimizden çıkartarak değiştirmeli ve kendi düzenimizi yaratmalıyız...şimdi tam zamanıdır, ve daha da ertelememek, bu bozuk ve yanlış kurulmuş düzeni kendi düzleminde ve hegemonyanın çizdiği sınırlarda düzeltecek iddiasıyla alternatiflerde boğulmamak, düzenin dışına çıkıp kendi düzenimizi yaratmak gerek...

Ben “alternatif” lafını yeterince tanımlanmadığı ölçüde ve değişimi hedeflemediği müddetçe çok benimsemiyorum bu gibi durumlarda. Bizlerin görevi değildir bu sistemsizliğe ve düzensizliğe alternatif üretmek. Bırakınız bu düzeni yaratanlar bulsunlar kendi alternatiflerini, ki zaten bize sormadan da bunu yapıyorlar ve bizim planlarımız onlara göre onların uygulamak istediği türden değildir.

Bizim alternatiflerimiz, stratejimiz ve planlarımız tam da bu düzenin dışından bakarak, insanların içinden çıkartarak oluşturulacak planlardır ve eğer zaten bu düzeni değiştirmeyi istiyorsak toplum adına mutlaka düzenin dışından üretmek zorundayız toplumsal planlarımızı da...

Marx’ın Ruge’ye yazdığı bir mektuptaydı galiba; “dünyaya nasıl davranması gerektiğini öğretemeyiz” diyordu. İşte tam da bu anlayışla biz dünyadan nasıl davranmamız gerektiğini öğrenmeliyiz insanların ve olayların içerisinde yaşayarak; insanları duyarak, ihtiyaçlarını görerek, demokrasiyi isteyerek...

Sonuçta, tarihsel olarak karşımıza çıkan mücadelelerin içinden bir eleştiri üretmek, onların içindeki anlamı farklı bir şekilde göstermek durumundayız. Buna toplum adına, insanlık adına mecburuz da...


SORUNSALLAŞTIRMA TAKTİKLERİ


Son yıllarda, özellikle Kıbrıs’a ve Kıbrıslı Türklere bakarken, AKP hükümet  politikalarının kendilerine sorun olarak gördüğü ve ötekileştirerek aşmaya çalıştığı bazı “yaşam tarzları” ve "zihniyet kalıpları" var; onları sorun olarak tespit edip, öteki olarak kurguluyorlar. Bunun üzerine de kendi politikalarını bina ediyorlar. Bu bina esnasında da son dönemlerde artan bir biçimde UBP hükümeti ile işbirliğini yükseltiyorlar bir strateji olarak; UBP hükümeti de ekonomik sorunsallarından ve her şartta hükümet etme emellerinden dolayı sorgulamadan kabul ediyorlar bu binanın inşasında görev almayı!

Yani, Kıbrıs’ın kuzeyine Türkiye egemen çevrelerinden ve AKP hükümetinin gözlerinden bakanların stratejilerinin "Anahtar kavram"ı şu olmaktadır: Sorunsallaştırma ...



PEKİ BİZ NE YAPMALIYIZ ?

Bizler, belirli pratikler yaratmalıyız; KKTC içinde yaşayan insanların hepsi aynı deneyimi aynı anda yaşamıyor, bu yüzden kafamızdaki modeli de gündelik hayata oturtamayız.

Yeni bir "dil" üzerinden insanları o düşünme ve eyleme, bu yeni dilin kalıbına ve kanalına sokmak, ülke insanlarımızın demokratik geleceği için  aynı dili konuşur duruma gelmek, aynı vizyona sahip olmak gerekir; yapılması gereken budur.

Nasıl mı?

Nasıl yapılabileceği aslında malumunuzdur.

Ben bunun yapılabilirliğine de yapılacağına da yürekten inanıyorum...

Artık yola koyulma zamanıdır kendi stratejilerimiz için...toplumsal olarak.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1165 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler