1. YAZARLAR

  2. Asım Akansoy

  3. Statükocu anlayışın dönüşü…
Asım Akansoy

Asım Akansoy

Yazarın Tüm Yazıları >

Statükocu anlayışın dönüşü…

A+A-

UBP DP hükümet programında, Kıbrıs sorunu ile ilgili bölümün önemli yer tutması göz ardı edilecek bir konu değildir.

Malum olduğu üzere, 2016 yılında çözüme dönük sonuç alıcı adımların atılması hedeflenmektedir. Bugüne dek yapılan yoğun diplomatik çalışmalar, sürdürülen müzakerelerin hedefi yıl sonu referanduma gitmektir. Kalıcı ve dikkatli adımlarla alınan yolun kesintiye uğramasını veya engellenme ihtimalini doğrusu ihtimal dahilinde görmüyorum. Çünkü bundan önceki dönemlerle kıyaslanamayacak bir kararlılık söz konusu.
Müzakere sürecini referanduma götürmek demek, Kıbrıs sorununun federal kapsamda çözüleceği anlamına gelmemektedir. Esas tehlike de burada yatmaktadır.
Sn.Eroğlu’nun, Denktaş geleneğinden sapmayarak, sorunun çözümünü değil, müzakere masasında kalmayı amaçlayan yaklaşımı, 5 yıllık süre zarfında 11 Şubat 2014 ortak açıklaması dışında ciddi bir iş üretmedi.
Denktaş - Eroğlu geleneğinin yarattığı çözümsüzlük siyaseti, bugünkü hükümet programında yatan metinde bulunmaktadır.
11 Şubat 2014 ortak açıklamasını, baskı sonucu üretilmiş siyasi ve diplomatik bir kaza olarak değerlendiren ve hiçbir zaman benimsemeyen UBP ve DP, ortaya çıkan sonucun Türkiye hükümeti tarafından sahiplenilmesinden dolayı bugüne dek bu açıklamaya, yüksek sesle karşı çıkamadılar.
* * *
Çözümsüzlük veya ayrılıkçı söylem demek, BM parametreleri dışında siyaset üretmek demektir. Bu hükümet programında yer alan iki ayrı halk, iki ayrı demokrasi, sulandırılmamış iki kesimlilik, iki ayrı devlete dayalı bir kuruculuk gibi vurgular, müzakere sürecini tamamen ortadan kaldıracak, konfederal çözümü tanımlamaktadır. Hatta müzakere sürecinin bu denli yoğunlaştığı bir aşamada, kimseye mecbur değiliz, izolasyonlar kaldırılsın,  sulandırılmamış iki kesimlilik ve iki ayrı devlete dayalı bir kuruculuk v.d vurguları ile şu anki mevcut durumu yasallaştırmak amacı içerisinde olduklarını düşünebiliriz.
İki tarafın “Garantiler” konsundaki değerlendirmesini dikkate alacak olursak, mevcut garanti sisteminin devam edemeyeceği açıktır. Kıbrıslı Türk toplumunun, Türkiye’nin güvencesini talep etmesi her ne kadar meşru ise, Kıbrıslı Rum toplumunun buna karşı çıkması, istememesi o ölçüde meşrudur. Dolayısıyla var olanın dışında bir sistem, model yaratılacağı aşikardır. Dünün koşullarının ortadan kalktığı bir dönemde, her hangi bir gücün aynı modeli savunabilme gerekçesinin de ortadan kalktığını düşünebiliriz.
UBP DP hükümet programında, “Garanti ve İttifak Antlaşmalarının devamı” ifadesi ile, yeni kurulacak Federal Kıbrıs’ta Türkiye’nin, Yunanistan’ın ve İngiltere’nin adanın bütünü üzerindeki garantörlük haklarının devam etmesine gönderme yapılmaktadır. Bu konuda, günlük siyasi değerlendirmelerde her ne kadar, en son görüşülsün… üç garantörler aralarında görüşüp karar versin… gibi gündemden düşürme ifadeleri kullanılsa da, bu iddianın masanın dağılmasına eşit bir öneri olduğu açıktır.
Bu kadar zamandan, tarihsel dönemeçlerden ve yaşananlardan sonra ne bir Kıbrıslı Türk, Yunanistanın adanın bütününe dönük garantörlük iddiasını kabul eder ne de bir Kıbrıslı Rum Türkiye için…gerçekçi olmamız lazım.
* * *
Dolayısıyla hükümete yönelik yapılan müdahalenin özünde Kıbrıs sorununun belirgin bir şekilde yattığını belirtebilirim.
* * *
Demokrasiye, toplumun demokratik iradesine yönelik darbelerin, müdahalelerin sonuçları kısa zamanda etkisini göstermez. Ancak yapılan müdahalelerin, bir sosyal alışkanlığa dönüşmesi giderek kimsenin aldırış etmemesi büyük tehlikedir. Rakibime, düşmanıma yapılan haksızlık, ahlaksızlık normaldir yanılgısı ile siyasetin gücünün zayıflatılması büyük toplumsal hasara neden olur.
* * *
Giderek demokratik değerlere olan duyarlılığımız ve karşı reflekslerimiz, toplum olarak zayıflıyor… Ya farkına varmıyoruz ya da günlük ve şekilci tepkilerle olayların içini boşaltıyoruz.
Siyasi süreçleri sadece kendi bulunduğumuz noktadan, kendimiz için değerlendirip, toplumsal boyutunu gözardı ettiğimiz yer ümitli bir yer değildir. Çünkü bu yaklaşım statükoyu yeniden çağırmıştır.
* * *
Bu yer aynı zamanda, her kapsamda eleştiri- özeleştiri sürecinin uygun düzey ve mekanda süratle başlaması gereken yerdir, diye düşünmekteyim. Tüm demokrasi ve çözüm güçleri için…

Bu yazı toplam 1264 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar