1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. SÖZDE KAVGA VERENLER
SÖZDE KAVGA VERENLER

SÖZDE KAVGA VERENLER

Onları tanırsınız… Her zaman güçlünün, iktidar olanın yanındadırlar… Ne ülkede ne de dünyada yer alan hiçbir olumsuzluk onların umurunda değildir… Varsa da yoksa da ilkel çıkarları. Değişim dediğiniz mi, değişim için hele de barış içi

A+A-

 

 

Onları tanırsınız…

Her zaman güçlünün, iktidar olanın yanındadırlar…

Ne ülkede ne de dünyada yer alan hiçbir olumsuzluk onların umurunda değildir… Varsa da yoksa da ilkel çıkarları.

Değişim dediğiniz mi, değişim için hele de barış için savaşıyor oldunuz mu, müthiş tepki duyarlar…

Savaş onlar için, ‘Savunma bazında direnmek’ değildir.

1950’lerden – bugüne, toplumumuzda yer alan hiçbir savaşımda yer almadıkları halde, kendilerince uydurdukları senaryoya göre: “Savaş beni çürüttü, neler neler kaybettim…” derler.

Aslında, hiç çürümemişler, aksine tavırlarıyla, yer aldıkları her anlamdaki yağmalarla toplumu çürütmüşlerdir.

Hep, toplum ve devletten alacakları vardır.

Hiç ödenmeyen bir alacaktır bu, ki, 1974’ten sonra ganimetledikleri onca şeye karşın hala kapanmamıştır…

 

KAVGA VERMEZ ONLAR…

 

Başka hiçbir şey için kavga vermez onlar…

Oysa, kavga verilmeyen günün, geleceği (de) olmaz…

Ve kavgayı vermeyenler – veremeyenler için, yaşamın çürümek olduğu gerçeğini de bilmez görünürler…

Korkunçturlar…

Her şeyi bilirler…

Heyecanları öç almak temelindedirler.

Örgütler kurarlar, planlar, programlar yaparlar ve öç alırlar…

Oysa, insana sevgi, bir günün - her günün - gece karanlığına dönüştürülmemesidir…

Sevgi büyüyemez, yaşam büyüyemez onlarla.

Onlar, büyüyemez…

Kof bir kalabalık, şuursuzca bir gürültü cenderesi, vurdum duymaz, hoyrat, öfke ve öç alma bileşimidirler…

Yürekleriyle konuşamazlar… Çünkü, yürekleri tutsaktır…

 

***

 

 

Oysa, durmadan konuşurlar… Ama, dilleri dostluğu, hoşgörüyü, barışı sulamaz…

Bu güzel ülkenin yarınının ne olacağı nasıl olacağı, çocuklarımıza nasıl bırakılması gereği hiç mi hiç ilgilendirmez onları…

Bugüne dek, toplumu soyup soğana çevirerek, elde ettikleri servetlerinin faizlerinin faizi… torunlarının – torunlarına yeteceğini söyleyerek övünürler sadece…

İnsanın – insanlığın – esenliği için sadece paranın hiç mi hiç yetmediği – yetemediği gerçeğini unutarak…

 

HER ŞEY ALINIP SATILIR…

 

Evet, her şey onlar için alınıp satılır…

Bir partiye, bir dayıya sığınmak en büyük güvenceleridir !

“Düşüp kalkmayan bir Allah” gerçeği, onlar için geçerli değildir… Çünkü, daha tökezlediğini gördükleri anda… o atı bırakarak, koşuyu kazanmaya namzet atın yanında yer alırlar…

Onlara göre: Güçlü, her zaman haklıdır! Ve, gemisini kurtaran kaptandır…

Halk dendiğinde: Yolunacak ahmak kaz sürüleri…

Politikacı dendiğinde: Arap eli öpmekle dudak kararmaz…

Vatan – Bayrak dendiğinde: Çıkarcılık, ganimetçilik… arkasından da durmadan nutuk… nutuk… nutuk…

 

***

 

Gerçek yurtseverler, esas bu çok yıpranmış hasta vatan için, gözünü kırpmadan özveride bulunan ama karşılığında hiçbir şey talep etmeyenler, gerçek demokratlar… Onlar için, ‘vatan haini’dir.

Çünkü onlar, durmadan olayları sorgularlar, daha güzel yarınlar ve “BARIŞ” için çaba harcarlar…

***

Ellerinden gelse, onları bir karış suda boğar bu ‘sahte vatanseverler!”

Aslında, var güçleriyle de bunu başarmak için çabalıyorlar…

Ama boşuna…

Tarihin geriye gidişi hiç görülmemiştir…

 


 

RAMİZ GÖKÇE’Yİ…

SEVGİYLE ANIYORUZ…

 

Ona, hep, “Karikatürümüzün Büyük Babası” derdim. Akabinde hemen kocaman bir kahkaha atardı…

Onu- Sevgili Ramiz Gökçe’yi - 27 Ağustos 2001’de yitirdik. Öleli (11) yıl olmuş…

Karikatür alanında onlarca ödül alan, uluslararası üne sahip bir usta sanatçıydı O… Ve, ölümün hiç yakışmadığı bir sanatçı…

Sık sık telefonda sohbet ederdik… “Bu memleketin ve insanının barış içinde yaşadığını görmeden öleceğiz be dostum” derdi…

Ve haklıydı… Çok haklıydı…

***

Sevgili Ramiz Bey… Sevgili Usta…

Işıklar içinde uyu…

Toplumda daha, “elinden geleni yapanların sayısı” tükenmedi…

Yani, daha umut var…

Sen, elinden gelenin daha fazlasını yapmanın huzuru içinde uyu, Sevgili Büyük Usta…

 


 

PARANTEZ

·        “En el Hak” diyen, Hallac-ı Mansur: “Tarih boyunca zalimler, ‘ölümü’ yoksul halka yaşam diye sundular ama “umut” sonunda zulmü yener…”

·        Giordana Bruna: İtalyan Filozofu, onun suçu da, dünyayı ve uzayı açıklama çabalarında kilisenin öğretileri yerine, kendi aklını rehber edinmesiydi…

Onu da “sözde” yok ettiler...

Oysa, onlar silinip gitti…

Hallac-ı Mansur

Ve

Bruna yaşıyor…

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 831 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler