1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Sorun odaklı gazetecilik beklentisi
Sorun odaklı gazetecilik beklentisi

Sorun odaklı gazetecilik beklentisi

Çocuk İhmal ve İstismarını Önleme İnisiyatifi adına Bağımsız Psikologlar İnisiyatifi'nden Psikolog Dr. Fatih Bayraktar, çocuk Mustafa Diker olayının haberleştirilmesiyle ilgili olarak şu eleştiriyi gönderdi: “Bir süre önce öldürülen 7 yaşındaki Must

A+A-

 

 

 

Çocuk İhmal ve İstismarını Önleme İnisiyatifi adına Bağımsız Psikologlar İnisiyatifi'nden Psikolog Dr. Fatih Bayraktar, çocuk Mustafa Diker olayının haberleştirilmesiyle ilgili olarak şu eleştiriyi gönderdi: “Bir süre önce öldürülen 7 yaşındaki Mustafa Diker'in basit bir aile içi cinayet sonucu değil, ucu sosyal hizmetlerden sorumlu bakanlığa kadar uzanan bir dizi ihmalin ve sistem yetersizliğinin sonucunda öldüğünü vurgulamak üzere Çocuk İhmal ve İstismarını Önleme İnisiyatifi adı altında bir dizi girişimde bulunduk. Bu girişimlerde özellikle cinayetin zanlılar özeline indirgenmemesine özen gösterdik, toplumda ortaya çıkan linç kültürüne alternatif olarak Mustafa'nın yasının tutulmasını önerdik. Ancak ne yazık ki bu konuda en hassas davranan ve sözlerimize destek verdiğini her fırsatta gördüğümüz Yenidüzen gazetesinin 25 Nisan tarihli sayısında "Korkunç!" başlığı altında verilen haber, olayı yine baba özeline indirgemiş ve dikkatler yine sistemden bireye çekilmiştir. Bu konuda Yenidüzen yazarlarının sorumlu gazetecilik bilinciyle toplumda yeni bir öfke dalgası yaratmayacak biçimde haber yapmasını ve bu gibi olaylarda bireyle birlikte sistemi de mercek altına almaları gerektiğini düşünmekteyiz. Bu bağlamda, KKTC'nin de imza atmış olduğu Çocuk Hakları Sözleşmesi'nde belirtilen Koruyucu Önleyici Tedbirler'in, basının da desteğiyle bir an önce hayata geçirilmesi için uğraş verilmesi gerektiğini önemle vurgulamak isteriz.”

Yazı İşleri Müdürü Cenk Mutluyakalı’ya eleştiri ve beklentiyi aktardım ve görüş istedim. Önce gelen cevabı vereyim: “Psikolog Dr. Fatih Bayraktar’ın da belirttiği gibi girişimlerine her fırsatta destek verdiğimiz Çocuk İhmal ve İstismarını Önleme İnisiyatifi’nin kaygılarını anlayışla karşılıyor, eleştirilerini de dikkate alıyoruz. Bu süreçte, böylesi talihsiz bir örneği belki de ilk kez yaşadığımız için gazetecilik adına üretim yapmanın ne kadar sıkıntılı olduğunu da belirtmek istiyorum. İlgili haberin, Mustafa’nın cinayet zanlısı üzerine kurulması doğaldır, çünkü mahkemedeki gelişmeler ve ilk kez açıklanan itiraflar vardır. Kuşkusuz ki, sorumlu yayıncılık anlayışımızla birlikte ‘haber unsurları’ da önemlidir. Kimi zaman bir ‘haber’e yüklediğimiz değer, onun kapsamının çok üzerinde olabiliyor. Medya okumayı, belli başlı haberler ya da bu haberler içerisindeki seçili kelimelerin ötesinde, daha geniş bir pencereden; genel yayın politikası, yazılar, incelemeler ve röportajlarla birlikte yapabilirsek, YENİDÜZEN’in sorumlu yayıncılık konusunda aldığı mesafe sanırım ortaya çıkacaktır. Bu meselede, yargı süreci ve polis araştırması sırasında izlenen medya stratejisi, ne yazık ki, olayın bir ‘linç kültürü’ne dönüşmesinde bir diğer etkendir. Yani medya kadar, medyayı besleyen süreçlerdeki stratejiler de yeniden gözden geçirilmelidir. YENİDÜZEN (ve genel olarak United Medya Grubu), süreç boyunca, ilk günden itibaren bireyle birlikte sistemi de mercek altına almıştır. KANAL SİM’de uzmanlarla yaptığımız AÇIK OTURUM’da da konu farklı bir bakış açısıyla tartışılmıştır. YENİDÜZEN’den beklentilerin, Kıbrıs Türk medyasındaki diğer örneklerle kıyaslandığı zaman çok daha yüksek olduğunun farkındayım. Elbette bu durum bizi hem motive ediyor ama bir o kadar da sorumluluğumuzu artırıyor. Ancak, basına açık bir mahkemede verilen bilgilerin, haber değeri ve toplumu bilgilendirme görevi nedeniyle, haber unsurları içerisinde yer alması da kaçınılmazdır. Böylesi acı ve çarpıcı bir örneği ilk kez yaşadığımızı yeniden anımsatırken, bu sürecin, hepimiz adına öğretici olduğunun da altını çizmek istiyorum.”

OKUR TEMSİLCİSİNİN DEĞERLENDİRMESİ

Çocuk Mustafa Diker’in kaybolduğu ve ardından öldürüldüğünün ortaya çıktığı süreçte gazetecilik de çok tartışıldı. Bu süreçte Yenidüzen gazetesi sorumlu bir gazetecilik anlayışı içinde hareket etmeye özen ve çaba gösterdi. Hatta tam da psikolog Dr. Fatih Bayraktar’ın altını çizdiği doğrultuda sadece bireye odaklı bir gazetecilik anlayışı yerine sistemden kaynaklanan genel soruna odaklı haberler yaptı. Ancak, şikayete konu olan 25 Nisan tarihli haber tek başına değerlendirildiğinde, bireye odaklı bir haberciliğin söz konusu olduğunu belirtmek gerekir. Gazeteciler elbette sorunları çözemezler, ancak yapılan haberlerin niteliği, o sorunların nasıl çözüleceği konusunda kamuoyu oluşturur. Bireye odaklı haberciliğin sonucu, çözümün de bireysel olması gerektiği noktasındadır. Hatta iş, bazı gazetecilerin sosyal medyada yaptığı linç çağrılarına veya bir internet gazetesinde düzenlenen, bu adama ne ceza verilsin tarzı anketlere kadar uzanabilir. Soruna odaklı gazetecilik ise, sorunu yaratan nedenlere odaklandığı için çözümün başka yerlerde aranması gerektiğini vurgular. O nedenle daha doğru bir gazetecilik tarzıdır. Bir de, bu olay vasıtasıyla, gazetecilerin “masumiyet karnesi”ni hatırda tutmaları, bu tür “infial yaratıcı” olaylarda infiale kapılmadan, mahkeme süreçlerine ve bu süreçlerde söz konusu “doğru gazetecilik” ilkelerine uygun davranmaları gerekmektedir.         

 


   

Düzeltmeye düzeltme geldi

Geçen hafta ele aldığım, “mahkeme haberlerinde kullanılan hukuki terimler” başlıklı yazımın sonunda yer alan notta şehadet sözcüğünün şehitlik anlamına geldiğini, tanıklık karşılığı olan “şahadet” sözcüğüyle karıştırıldığını söylemiştim. Levent Kavas hoca, itiraz etti. Levent Kavas’ın açıklamasını veriyorum: “Burada biribirine bağlı iki sorun olduğunu belirtmeliyim. Birincisi, iki ayrı sözcük değil, bir tek sözcük var; ikincisi, o tek sözcüğe ilişkin iki ayrı söyleyişe dayalı iki ayrı yazım yeğlemesi söz konusu. Nedeni de şu: Kimi kullanıcılar, bilerek ya da çağrışım yoluyla sözcüğü ‘şahit’ sözcüğüne bağlıyor, kimileriyse ‘şehit’ sözcüğüne. ‘Şahit’ ile ‘şehit’ gerçekten de (Arapça’da da) ayrı sözcükler: birincisinin ‘a’sı uzun, ikincisinin ‘i’si; Türkçe’de biri ‘a’ diye korunan, öbürü ‘e’ye dönüşen ses de (birinin kısa, öbürünün uzun olması dışında) Arapça’da aynı. İki sözcük de bir kökten geliyor, dolayısıyla çok temel bir anlamda ‘tanık, tanıyan’ demek ama kullanımlarında özel ayrımlar var. Örneğin ‘şehit’ yerine göre Tanrı için de kullanılmıştır, ‘her şeyin tanığı’ anlamında; buna karşılık ‘şahit’ Muhammet’in sıfatı olarak ‘Tanrı’nın tanığı, Tanrı’yı tanıyan’ anlamında ya da ‘yazıcı melek’in ‘tanık’ olması anlamında kullanılmıştır. ‘Din yolunda ölen kişi’ anlamında bir ‘şehit’in ‘tanık’lığı, doğrudan doğruya ölürken ‘şehadet/şahadet’ (Arapça şahada) getirmesinden ya da getirmiş sayılmasındandır. Kısacası şu bildiğimiz ‘Eşhedü …’ (‘Tanırım/Tanıklık ederim …’) diye başlayan sözü söylemiş olmasından. Gösterme parmağının bir başka adının ‘şehadet/şahadet parmağı’ olmasının nedeni de bir ‘tanık’ın ‘tanıdığı’ kişiyi ‘İşte bu’ diye o parmağıyla göstermesidir. Dolayısıyla ister ‘şehadet’ ister ‘şahadet’ diye yazalım, en temelde ‘tanıklık’ anlamına gelen çokanlamlı tek bir sözcük söz konusu. Başka başka yazım kılavuzlarında ya da sözlüklerde başka başka yazıldığını görürsünüz ama hiçbir iyi sözlük ‘şehadet’ ile ‘şahadet’in ayrı anlamlar taşıyan ayrı sözcükler olduğunu yazmayacaktır. Kısacası, düzeltmeniz yanlış olmuş.”

Evet, burada bir dil tartışmasına girmek benim boyumu aşar. Öte yandan, “şehadet şerbetini içti” deyişindeki şehadet’in anlamı şahitlik olmasa gerektir diye düşünüyor, tartışmayı dilcilere havale ediyorum. Zaten benim yaptığım asıl öneri de, bu sözcük(ler) yerine “tanıklık” sözcüğünü kullanma noktasındaydı.  


 

Cinsel istismarın adını doğru koyalım

Daha önceki yazılarda Ceza Yasası’nın oldukça sorunlu olduğunu, gazetecilerin haber yaparken, yasalarda öyle geçse bile, eylemleri doğru ifade etmelerinin gerekli ve zorunlu olduğunu dile getirmiştim. Yine benzer bir eleştiri daha geldi. Toplumsal Cinsiyet ve Azınlıklar Enstitüsü’nden Dr. Ömür Yılmaz ve Dr. Umut Özkaleli, “cinsel istismar”  yerine kullanılan “tabiat kurallarına aykırı cinsi münasebet” ifadesinin sorunlu olduğunu belirten aşağıdaki değerlendirme ve eleştiriyi gönderdi:

“Öncelikle Toplumsal Cinsiyet ve Azınlıklar Enstitüsü olarak daha önce gönderdiğimiz tecavüz haberleri ile ilgili eleştirimiz konusunda gösterdiğiniz duyarlılıktan dolayı teşekkür ederiz. Benzer bir eleştiriyi medyanın, kamuoyunun büyük bir dikkatle takip ettiği Mustafa Diker olayına yaklaşımı konusunda da getirmeyi gerekli gördük. Yenidüzen’de 25 Nisan ve 3 Mayıs tarihlerinde Mustafa Diker’in ölümünden önce babasının cinsel istismarına maruz kalmasıyla ilgili haberlerde, “zorla tabiat kurallarına aykırı cinsi münasebette bulunma” ibareleri yer almıştır. Gazetecinin bu ibareyi kendi yorumu gibi, hiçbir değerlendirme veya eleştiri getirmeden kullanması çeşitli yönlerden sorunludur.

-       Bu vakada söz konusu olan bir çocuğun cinsel istismarıdır. Ancak var olan Ceza Yasası, “Ahlaka Aykırı Suçlar” bölümünde (Fasıl 154) kız çocuklarının cinsel istismarını tanıyıp cezalandırırken, oğlan çocuklarının cinsel istismarına dair hiçbir madde içermemektedir. Yani yasalarımıza göre oğlan çocukların cinsel istismarı bir suç teşkil etmemektedir.

-       KKTC Meclisi’nin de imza koyduğu uluslararası sözleşmelerde de belirtildiği gibi, bir yetişkinin çocuk yaşta (18 yaş altı) bir bireyle girdiği herhangi bir cinsel ilişkinin “gönüllü” veya “zorla” olması tartışma konusu olamaz. Çocuk yaşta bir bireyle (kız veya oğlan) girilen her cinsel ilişkinin cinsel istismar olarak tanımlanması ve bu şekilde cezalandırılması gerekir.

-       Yasalarımızda oğlan çocuklara karşı cinsel istismarın tanımlanmamış olmasından dolayı, bu ve benzer vakalar sadece 171. madde kapsamında (“Doğa kurallarına aykırı suç”) cezalandırılabilmektedir. Ancak bu eksikliğin, kendisi bir insan hakları ihlâli teşkil eden 171. maddeyi meşrulaştırmak için kullanılması kabul edilir bir durum değildir.

-       ‘Tabiat kurallarına aykırı cinsi münasebet’ tabiri eşcinsel ilişkinin ‘ters’ veya ‘doğaya aykırı’ görülmesini normalleştirmektedir.

 Yenidüzen’in bundan sonraki yayınlarında bu konuda duyarlılık göstereceğini ve bu noktalara dikkat çekerek, gerekli yasal değişikliklerin ivedilikle yapılması için çaba gösteren sivil toplum örgütleri ve hareketlerinin yanında olacağını umuyoruz.


Köşe yazısında intihal

Ahmet Tulgar isimli Yenidüzen okuru, Yenidüzen yazarı Neriman Cahit’in Adres Kıbrıs dergisinde yayımlandıktan bir süre sonra 27 Nisan 2012 tarihinde yeniduzen.com’a konulan “Edebiyat…Basın ve Gazetecilik” başlıklı yazısında intihal yapıldığına ilişkin bir not gönderdi. Önce notu aktarıyorum:  

“Öncelikle şu anki sıkıntımı ifade edebileceğim bir adres olduğu için kendimi şanslı hissettiğimi bilmenizi isterim. Okur temsilcisi olarak üstlendiğiniz sorumluluğun içeriğini anlattığınız ilk yazınızı okuduğum zaman sevinmiş, fakat hiçbir zaman bu hizmeti kullanmaya ihtiyaç duymamayı dilemiştim. Kısmet değilmiş. Size iletmek istediğim problem aslında izahatı çok kolay, açık bir sorun. Uzun süredir okuduğum ve yıllardır yazın alanında verdiği emeğe saygı duyduğum bir yazarın açık bir şekilde intihal yaptığını 27/04/2012 tarihinde Yenidüzen ile birlikte verilen Adres adlı dergideki yazısını okurken fark ettim. Bahsettiğim yazı Sayın Neriman Cahit'in "Edebiyat...Basın ve Gazetecilik..." başlıklı yazısı (http://www.yeniduzen.com/detay.asp?a=43439). Yazıyı okurken sık sık, daha önce de aynı satırları okumuş olduğum hissine kapıldığım için internette kısa bir araştırma yaptım, ardından da Hasan Bülent Kahraman'ın 21/09/1998 yılında Radikal Gazetesi'nde yayınlanan  "Edebiyat ve Basın" başlıklı yazısına (http://www.radikal.com.tr/1998/09/21/yazarlar/haskah.html) ulaştım. Neriman Hanım, Hasan Bülent Kahraman'ın kimi paragraflarını olduğu gibi yazısına aldığı gibi, kimi paragrafları da parçalara bölüp arasına kimi bağlaçlar ekleyip "yeniden yazmış" ve yazıda hiç bir şekilde Kahraman'ı veya yazısını referans olarak göstermemiş, söz konusu cümleleri tırnak içine bile almaya ihtiyaç duymamış. Ufak bir örnek vermek gerekirse;

"Aslında, edebiyatçı olmak isteyen, yazdıklarıyla ‘edebiyat felsefesi’ kurmaya çalışan; fakat, ne yazık ki bu boyutu unutularak, bambaşka bir felsefecilik noktasında değerlendirilen, Derrida’nın söylediğine göre: “Edebiyat her şeyin yazılabildiği tek alandır…” Bu konuda, eklenebilecek bir başka olgu ise şudur: “Edebiyat, aslında bir‘insan gerçeği’ alanıdır. " Neriman Cahit

"Aslında edebiyatçı olmak isteyen, yazdıklarıyla edebiyat felsefesi kurmaya çalışan, fakat ne yazık ki bu boyutu unutularak bambaşka bir felsefecilik noktasında değerlendirilen Derrida'nın söylediğine göre edebiyat aslında her şeyin yazılabildiği tek alandır. Buna edebiyatın aslında bir insan gerçeği alanı olduğunu eklemek gerekir." Hasan Bülent Kahraman.

Yukarıdaki örnek gibi örnekleri, size adreslerini verdiğim yazıları karşılıklı okuyarak sizin de tespit etmeniz mümkün. Neriman Hanım'ın uzun yıllardır süren bir yazarlık kariyeri olduğuna göre, intihal, referans gösterme, atıfta bulunma gibi kavramları bilmediğini düşünmek mümkün değil. Size bu konuda yazmamın bir nedeni, fikir işçiliğine ve emeğe saygı duyan bir okur olarak rahatsız olmam ise, bir diğeri de Neriman Hanım'ın konuyla ilgili mantıklı bir açıklama yaparak yanlış düşündüğüm için beni utandıracağı ihtimaline inanmak istememdir.”

Okur Temsilcisi olarak bu notu, yazar Neriman Cahit’e ilettim ve açıklama talep ettim. Neriman Cahit’in gönderdiği açıklama şöyle: “Lise yıllarından beri yazarım. Hep elle ve kalemle… Evimde bir odam yalnızca, kitaplarla değil, tekrar okumak için kestiğim yazılar, türlü izlence ve konferans dokümanlarının yanında, kendi şahsi yazılarım ile doludur. Bu odayı asla düzene sokabileceğimi de düşünmüyorum. İşte bu bağlamda yazdığım altmış yılda, tek korktuğum şey başıma böylesi bir halin gelmesiydi. Bir başka olgu ise hayatımda kimsenin hakkını yememektir. Biliyor musunuz, bu yazıdan hiç gocunmadım. Yüreğim rahat. Çünkü sadece ‘farkındalık’ söz konusu burada. Ama suç buluyorsunuz. Kesin cezamı… İnanın hayatımda ve kendime saygımda hiçbir şey değişmeyecek. Bir hatadır evet… Özür diliyorum. Ama inanın, benim için de çok şaşırtıcı bir olay bu.”

OKUR TEMSİLCİSİNİN DEĞERLENDİRMESİ

Okur Temsilcisi olmanın en büyük zorluğu, uzun yıllar boyunca yazarlık yapan saygın bir gazeteci-yazarla ilişkili bir değerlendirme yapmak zorunda kalmaktır. Okur Temsilcisi olarak görevimin ne olduğunu anlattığım ilk yazıda, yazarların ifade ettiği görüşlerle ilgili bir değerlendirme yapmayacağımı, ancak bu yazılarda evrensel gazetecilik değerlerine aykırı bir değerlendirme veya uygulama varsa, bu yazıları ele alacağımı belirtmiştim. Almet Tulgar’ın linklerini verdiği her iki yazıyı da okudum ve iki yazıdaki bazı paragrafların aynı olduğunu gördüm. Neriman Cahit, elbette böylesi bir intihale ihtiyaç duymayacak kadar deneyimli ve emeğe saygılı bir yazardır. Ancak, nasıl olmuşsa olmuş, atıf yapılması gereken yerlerde asıl yazar anılmamıştır. Benim görevim, yazarlara ve muhabirlere ceza kesmek değil, yapılan yanlışlar konusunda uyarmaktır. Bu da bu yanlışlardan birisidir. Ahmet Tulgar’a dikkati ve uyarısı için; Neriman Cahit’e de hatasını kabul eden ve özür içeren açıklaması nedeniyle teşekkür ediyorum. Ayrıca, internet sayfasında yer alan yazının sonunda bir düzeltme konulmasının da gerekli olduğunu belirtmek istiyorum.  

 

 

 

 

Bu haber toplam 1170 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler