1. HABERLER

  2. HABERLER

  3. Sonuç bildirgesi yayınlandı
Sonuç bildirgesi yayınlandı

Sonuç bildirgesi yayınlandı

Nükleere Hayır Platformu, 11 Ocak’ta düzenlenen “Nükleer Santraller ve Etkileri” konulu konferansın sonuç bildirgesini yayınladı.

A+A-

Nükleere Hayır Platformu, 11 Ocak’ta düzenlenen  “Nükleer Santraller ve Etkileri” konulu konferansın sonuç bildirgesini yayınladı.
Mersin-Akkuyu’da yapım çalışmaları süren nükleer güç santralinin Kıbrıs’a ve Akdeniz’e vereceği çevresel zararlar ve barındırdığı risklerin ortaya konulduğu sonuç bildirgesinin tam metni şöyle:

 

 

 

NÜKLEERE HAYIR PLATFORMU

10.02.2015

Nükleer Santraller ve Etkileri Konferansı Sonuç Bildirgesi

Ülkemize çok yakın bir konumda kurulması planlanan Akkuyu Nükleer Santralinin  olası etkileri, Modelleme çalışmaları, ÇED Süreci , halk sağlığı üzerine etkileri, Dünyada ve Türkiye’ de nükleere karşı verilen mücadelenin tarihi gibi önemli konuların tartışıldığı  Nükleer Santraller ve Etkileri Konferansı 10 Ocak 2015 Cumartesi günü  etkin bir katılımla gerçekleştirilmiştir. 3 oturumda 6 sunumla gerçekleştirilen konferansın sonuç bildirgesi şu şekilde olmuştır.;

• Türkiye’nin Mersin İlinin Gülnar İlçesi Akkuyu Mevkiinde kurulması planlan Nükleer Enerji Santrali Kıbrıs’ı olumsuz yönde etkileyecektir. Gerek, Santralde meydana gelebilecek herhangi bir kaza esnasında gerekse santralin normal çalışması sırasında Kıbrıs bir çok riskle karşı karşıyadır.

• TMMOB Çevre Mühendisleri odasının yapmış olduğu bir çalışmaya göre Kıbrıs , santralin olumsuz etkilerinden ve kaza olmasında durumunda radyasyondan en fazla etkilenecek olan bölgelerin başında geldiği saptanmıştır. Oda bünyesinde yürütülen çalışmada radyasyonlu parçacık dağılımı modellemesi (ABD-NOAA kurumu tarafından geliştirilen HYSPLIT (http://ready.arl.noaa.gov /HYSPLIT.php, Tek Parçacık Entegre Yörünge Modeli) yapılmıştır. Çalışmada ,  radyoaktif serpintinin izleyeceği yollar hesaplanarak atmosfere salınan parçacıkların 4 günlük güzergahları belirlenmiştir. Çalışma sonucunda ise  bölgenin 300 km etrafının etkileneceği saptanmıştır. Ortalama 90 km uzaklıkta yer alan Ülkemizin olası bir radyasyon sızıntısından etkileneceği açıkça görülmektedir. Böylesi bir radyasyon ise Ülkemizi geri döndürülemez bir felakete sürükleyecektir.

• Benzer şekilde Kıbrıs Enstitüsü, Enerji, çevre ve su araştırma merkezinin de  yapmış olduğu çalışma, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu da önerilmiş, planlanan ve inşaat halinde olan santrallerin yapılması durumunda  Kıbrıs’ın büyük risk altında kalacağını göstermiştir. Hakim kuzey ve batı rüzgarları nedeniyle Avrupa'dan gelen kirleticilerin atmosferik taşınması sonucu Akdeniz bölgesindeki riskin  nispeten büyük olduğu belirlenmiştir.  Bu durumdaki bir meteorolojik rejimde güney Türkiye'de ki Akkuyu santralinden oluşacak radyoaktivite emisyonlarını ağırlıklı olarak Kıbrıs adasını etkileyeceği açıktır.  Mersin ve Lefkoşa şehirlerinin hemen hemen aynı risklere maruz kalacağı belirlenmiştir.

• Hazırlanan ve onaylanan ÇED Raporu eksik ve oldukça yetersizdir. Bu eksikliklerin başında gelen en önemli unsurlar şu şekilde sıralanmıştır. ; Olası bir kazada radyasyonun ne kadar ve nereye doğru yayılacağı irdelenmemiş modelleme çalışması yapılmamıştır. Bu nedenle kaza durumunda ne gibi önlemler alınacağı belirsizdir. Trityum ve karbon izotopları, santralden çıkabilecek radyoaktivite içerisinde gösterilmemiştir ve yanıltıcı bilgi verilmiştir. Nükleer santralin uranyumdan enerji üreten yani yanmanın olduğu en kritik kısmının tam olarak nereye konulacağı raporda belirtilmemiştir. Depremsellik açısından jeofizik analiz ortaya konulmamıştır. Radyoaktif atıkların da ne olacağı konusunda çelişkili ifadelerin yer aldığı ve daha bir çok konuda oldukça yetersiz görülen ÇED Raporunun iptali için TMMOB, Türkiye Barolar Birliği ve Türk Tabibler Birliği Yürütmenin durdurulması talebiyle dava açmıştır. Ayrıca Greenpeace Akdeniz de ÇED Raporuna karşı dava açmıştır. Raporun onay sürecinin de hukuka aykırı olarak yapıldığı , şeffaflık ve katılımcılık ilkesinin gözetilmediğini düşünen bir çok örgüt rapora itiraz etmiştir. 

• Dünyada nükleer santralların yaklaşık altmış yıllık kısa tarihinde, felaket boyutunda iki büyük kaza olmuştur. Biri 1986 yılında Çernobil’de diğeri ondan yirmibeş yıl sonra 2011 de Fukuşima’da meydana gelen ve INES (Uluslararası Nükleer ve Radyolojik Olay Ölçeği) e göre 7 seviyesindeki bu iki kazanın yanı sıra, 1987 yılı ile Haziran 2013 arası INES ölçeğine girmiş 611 olay yaşanmıştır. Buradan da anlaşıldığı gibi nükleer kazalar çok sık meydana gelmektedir. Bu kazaların yarattığı sağlık sorunlarının pek çoğu kısa vadede gözlemlenemese de bilimin ışığında tahmin edebilmektir ve bunlar “tamamen önlenebilir sağlık sorunu” olarak değerlendirilmelidir.

• Nükleer Santraller son 40-50 yıldır faaliyette iken, henüz dünyanın hiçbir bölgesinde, nükleer atıkların saklanması ve imhası için, lisanslı nihai bir çözüm ve depolama alanı bulunmadığı unutulmamalıdır. Nükleer atıklar kendi başlarına etkileri yüzyıllar boyu sürecek büyük bir ekolojik faciadır ve sızıntı tehlikesinin her zaman var olması nedeniyle kimse güvenli bir şekilde ortadan kaldırılabileceğini söyleyememektedir. Atıkların, terör hedefi haline gelebilmekte ve nükleer silah yapımında kullanılabilme riski taşımaktadır.

• Santrallerin Temel enerji kaynağı uranyumdur ve dünyadaki uranyum kaynaklarının 30-60 yıl yetebileceği hesaplanmaktadır. Dolayısıyla santralin sürdürülebilirliği tartışılmaktadır.

• Nükleer Santrallerin normal çalışmaları esnasında çevreye yayılan radyasyonun yol açtığı hastalıklar korkutucu boyuttadır. Çeşitli Ülkelerde yapılan araştırmalar göre özellikle çocuklarda lösemi artışı gözlenmiş ve kaydedilmiştir.

• Santralların normal çalışmaları esnasında çevreye yayılan radyasyonun yol açtığı hastalıkların kanıtlanması, ortaya çıkan atığın yüzbinlerce yıl bertaraf edilemeyecek olması, atıkların çeşitli nedenlerle taşınma işlemi sırasında oluşabilecek kazalar ve santralların savaş ve terörist saldırılar nedeniyle tehdit unsuru olması, bugün ve gelecekte ne denli büyük bir sorunla karşı karşıya kalabileceğimizin ve enerji elde etme bahanesi ile insan ve diğer canlıların sağlığını bu denli büyük riske atacak bir yöntemle mücadeleyi gerektirdiğinin aşikar göstergesidir.

• Ülkeler tarafından tek taraflı kararlarla nükleer güç santralleri inşa etmek potansiyel reaktör kazalarının uluslararası sonuçlarını ortadan kaldırmayıp hukuksal olarak suç sayılmaktadır. Ӧzellikle yüksek sismik risk taşıyan, doğal değeri yüksek ve insan nüfusu fazla olan bölgelerde potansiyel bir nükleer kaza sonucu oluşabilecek radyoaktivite atmosferik dispersiyonu risklerini değerlendirmek önemli bir zorunluluk olmalıdır.

• Gerek Mersin’de gerekse Türkiye genelinde Santralin yapılmaması yönünde büyük bir mücadele verilmektedir. Mücadeye Kıbrıs’ın dahil olması santral kararının iptali için umut olmuştur. Mücadele artarak devam edecektir.

Bu haber toplam 2416 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler