1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Sonra, A Matu
Sonra, A Matu

Sonra, A Matu

Ceyhan Özyıldız, neredeyse 40 yıl bekledi ve aynı yıl içinde iki kitap birden yayımladı. İlk kitabı, bir süre önce yayımlanan, ‘Yastık Altı Gülkurusu’ adlı öykü kitabıydı. Şimdi de, ‘Sonra, A Matu’. Işık Kitabevi Yayınları’nd

A+A-

 

Ceyhan Özyıldız, neredeyse 40 yıl bekledi ve aynı yıl içinde iki kitap birden yayımladı. İlk kitabı, bir süre önce yayımlanan, ‘Yastık Altı Gülkurusu’ adlı öykü kitabıydı. Şimdi de, ‘Sonra, A Matu’. Işık Kitabevi Yayınları’ndan çıkan 132 sayfalık, fotoğraflar ile metinlerin birbirini tamamladığı/çoğalttığı, içinde İngilizce çeviri bölümünün de bulunduğu bir albüm-kitap bu.

‘Yastık Altı Gülkurusu’nu tanıtmıştım yine bu sayfalarda. ‘Yastık Altı Gülkurusu’ geç gelmesine rağmen erken bir kitap gibiydi. ‘Sonra, A Matu’ ise tam zamanında ortaya çıkmış gibi. Ve şunu söylemeliyim ki, Ceyhan Özyıldız’ın aynı yıl içinde yayımlanmış kitaplarına baktığımızda, büyük bir fark görüyoruz. İlk kitabından ikinci kitabına bayağı bir olgunlaşmış, gelişim grafiği yukarılara doğru çıkmış, potansiyelini göstermiş yazar (ve fotoğrafçı.)

Bu ‘geniş yürekli’ yazarı en iyi tanıtan yazıyı olduğu gibi buraya almak, sanırım kitap için de doğru bir tanıtım olur...       

***

Yazar(ım)

Hep, “Nasıl yazıyorsunuz?” diye soruyorlar. 

Öykü ve şiirleri ülkemiz, Türkiye ve Güney Kıbrıs'ta  yayımlanmış, yazın alanında ödüller almış ama kendini kitap yayımlamaya hazır hissetmemiş, yazmanın içinde bulamamış ve bu nedenden dolayı ilk kitabını otuz sekiz yaşında yayımlayabilmiş biri buna nasıl cevap verebilir?

Geniş yürekliliğimin!  Bu soruya bir cevap hazırlamayı ihmal etmemde tek neden olmadığını,  en büyük nedenin kedim olduğunu belirtmek isterim. Kedim Ceyze'nin, saatler süren uğraşım sonucu bitirebildiğim cevap kâğıdını masamdan yürütüp, oyun malzemesi yaparak çiğneyişi, bunun üzerine tansiyonumun, poposuna benzin sürülmüş deve gibi fırlayışı belleğimde taptaze. İşin delirten tarafı,  o gün tüm bunlara neden olan haşarı bir kedinin muzip yüzünü değil de, uyurken takındığı maskede hayat bulan masum yüzünü hatırlıyor olmamdır şimdi.

 –Belki de bu, onun çoktan öldüğündendir!-

Sorunun ikinci kez soruluşundan sonra anımsayıcımı devreden çıkarır ve gerçekle burun buruna gelirim. Beynim karıncalanır, alnım terler, hiç beklemediği bir soruyla karşılaşmış ve hesaplardaki açığın vereceği cevapla ortaya çıkacağını bilen muhasebeci edasıyla soruyu soranın suratına aval aval ve korkakça bakarım.

Aslında yazmaya çok da zaman ayıramadığımı, yazmaya çalışmak yanında, fotoğraf çekmeye ve grafik tasarım yapmaya da çalıştığımı, bu yüzden hiçbirini tam olarak yapamadığımı nasıl söyleyebilirim? Her üçünü de sevdiğimi, bu uğraşlarımın her birinin dimağımda ayrı ayrı tatlar bıraktığını, yazdığım bir öyküyü dergide görmenin, çektiğim fotoğrafın beğenilmesinin, tasarladığım bir logonun, CD kapağının, kitabın, hayat bulmasının verdiği mutluluğu anlatabilir miyim?

Üçüncü soruluş karşısında son kozum; elindeki değerli bir iksirin sırrını açıklamaktan kurtulmanın yolunu bulmak

-hatta bu arada mümkünse ölmek!- amacıyla köyün kocamış bilgesinin yaptığı gibi,  sağır ve bunak taklidi yapmaktır.

 

(Halkın Sesi gazetesinde, kültür sanat yazıları yazarken öğrendiğim bir şeydi: Sanat yazısı okuyan kişi sayısı -maalesef- az, ancak okuyanlar da ne istediğini bilen, sorgulayan insanlardır. Herhangi bir konuda eleştirileri veya eklemeleri olacaksa e-posta atarlar, cevap alamazlarsa bir yerlerden telefonumu bulup, bana öyle ulaşırlardı. Bu nedenle 'kaçınılmaz son'un geleceğini ve sorudan kaçamayacağımı çok iyi biliyorum şimdi.)

 

Ne var ki, kaçınılmaz son gelir; hesaptaki açık ortaya çıkar, iksirin formülü açıklanır: “Yazarken, mükemmeliyetçi (perfeksiyonist) olmaya çalışırım. İlk önce yazınsallığa önem verir, edebiliği ikinci planda tutar, biçim ve biçemi, olay örgüsünü, insan-zaman-mekân üçlüsü ile birlikte aynı ara kesitte buluştururum, bazen öykülerimi kurgularken, postmodernite öncesinde olduğu gibi -klasik kurmaca türlerinin aksine-  üst kurmaca biçiminde kurguluyorum” demiyorum. Çünkü bunlar gibi cümlelerin hepsi de “yazmak”ı kaçındıracak -sözde kötü edebiyatı kaçındırmak için-  hem incikli boncuklu, hem de birinci sınıf bir gerilim filminden saçılmış türden ürkütücü kelimelermiş gibi gelir bana. Yazın sanatını layıkıyla yapmak için bunları bilmek gereklidir, hatta yetmez, daha bir sürü öğeyi birleştirmek gerekir bunu biliyorum ama, yukarıdakine benzer açıklamaların yazmaya hevesli gencecik bir insanda oluşturacağı hazımsızlığı düşünebiliyor musunuz?

“Yazmak; benim için bir hobi, bir eğlencedir, yazmadan yapamam” desem, basite indirgemiş olurum yazma uğraşını; bu cevapta da kendimi bulamam...

“Hangi cümlede bulursunuz?” diye sen de merak içindeysen sevgili okur, biraz beklemelisin; çünkü, çok geniş yürekliyim ben…

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 605 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler