1. YAZARLAR

  2. Sami Özuslu

  3. ‘SON’A DOĞRU
Sami Özuslu

Sami Özuslu

Yazarın Tüm Yazıları >

‘SON’A DOĞRU

A+A-

“(…) Liberal yaklaşım medya tekelinin sadece serbest pazar için tehlikeli olduğu iddiasıyla gelmez, aynı zamanda ‘çoğulcu demokrasinin çoğulcu fikirler ortamına sahip olduğu’ ve tekelin bu ortam için tehlikeli olduğunu ileri sürer. ‘Eğer sayıca çok firma olursa, sayıca çok düşence üretilir’ fikrine dayanan bu görüş oldukça geçersizdir; çünkü aynı üretim tarzındaki niceliksel çokluk asla niteliksel farklılığı ifade edemez. Dolayısıyla, medya tekelinin olması veya olmaması ideolojik bağlamda, düşünsel bağlamda bir demokratik çoğulculuk yaratmayacaktır. Ayrıca günümüzdeki tekellere bakıldığında, tekeller küçük olandan çok daha fazla kaynakları kullanma kapasitesine sahip olduğu ve farklı kitlelere ulaşmak ve onları şekillendirmek gerektiği için, çok daha planlı bir şekilde çoğulculuk ideolojisini ve görünümünü verecek üretim yapabilir ve de yapmaktadır…” (Tekelleşme, Medya ve Medya Pratikleri-Prof. Dr. İRFAN ERDOĞAN, 2002)

***

Türkiye’de iletişim alanındaki çalışmaları ile bilinen İrfan Erdoğan, ‘medyanın tekelleşmesi’ konusunu liberal ve Marksist açıdan değerlendirirken, bu saptamaları yapmıştı.
Genel anlamda ‘tekelleşme’nin yalnızca Marksistler tarafından değil, ama aynı zamanda liberal ekonominin ‘babası’ diye bilinen Adam Smith tarafından da reddedildiğini anlatıyor İrfan Hoca ve bunlara ilişkin detay veriyor makalesinde…
‘Tekel’lerin nasıl oluştuğunu ve de oluştuktan sonra nelere kadir olduklarını, toplumsal anlamda bunun bedelinin nasıl ödendiğini örneklendiriyor.
‘Tekel’in ‘tek firma’ ya da ‘tek ürün’ anlamında olmadığını, aksine ‘çok çeşit’ olsa bile bir tür ‘alternatifsizlik’ olduğunu ve bunun da büyük oranda insanların algısı ve bilincine dönük ‘medya operasyonları’ ile şekillendirildiğini anlatıyor.

Bakın bu konuda ne diyor İrfan Erdoğan:
“(…)Susadığı zaman aklına Coca Cola veya pepsi gelen bir kitlenin önünde farklı tercihlerin olmasının anlamı nedir? Demokratik çoğulculuk mu? Özgürlük mü? Pepsiyi veya Coca Colayı meyve suyuna tercih etme, özgür bir tercihi mi ifade eder? Marlboro ve Samsun sigarasından birini tercih ne tür bir tercihi anlatır? Bu tercihin ekonomik ve bilişsel anlamları ne? Kaç doktorun ilaç yazarken tercihi bilinçli bir çıkara veya farkında olmadan bir çıkar yapısına bağlı olmayan özgür bir kararı anlatır? Potansiyel veya gerçek alternatifin varlığı, o sistemi demokratik veya özgür yapmaz. ‘Alternatif olmazsa daha kötü değil mi?’ sözü ise iyinin yok edildiği veya olmadığı yerde sahtenin ve kötünün kendini iyi ve gerçek olarak satmasına yardım eden meşrulaştırma mekanizmalarından biri olarak işlev görür. Amerika gibi gerçek anlamda enformasyon bolluğunun olduğunun iddia edildiği bir yerde bile, seçmenlerin ve tüketicilerin tercihleri çoğulcu bir karakterden çok uzaktadır. Dolayısıyla, temel sorun tekel olması veya olmaması değil, üretim biçimi ve ilişkilerinin egemen doğasıdır...”

***

100 küsur yıllık Kıbrıs Türk medyası artık ‘son demleri’ni yaşıyor.
Başta teknolojinin bütün dünyada tehdit ettiği yazılı basın olmak üzere, medyamız adeta can çekişiyor.
Arkasında ‘büyük sermaye’ bulunmayan ya da sırtını bir ‘çıkar grubu’na dayamamış yayın organları bir adım ötesini dahi göremiyor.
İrfan Hoca’nın dünyadan örneklerle anlattığı, ‘vahşi tekelleşme’ diye tabir edebileceğimiz süreç Türkiye’de son 20 yılı da özetliyor ve de –kuşkusuz- oradaki hapşırık buraya ‘nezle’ hatta ‘zatürree’ olarak ulaşmış bulunuyor.
‘Çok seslilik’ istenmiyor Türkiye’de, bu yüzden gazeteciler hapse tıkılıyor, işsiz kalıyor, mahkemelerde sürünüyor. ‘Farklı ses’ çıkaran her kim varsa, bir şekilde susturuluyor. Bunun için en çok da ‘ekonomik abluka’ yahut ‘finansal boğma’ yöntemleri izleniyor. Bakın bakalım, onca TV kanalı, o kadar renkli gazete içinde ‘çok seslilik’ var mı Türkiye’de?
‘Tek sesli bir ülke’ olma yolunda hızla ilerlerken Türkiye, ‘çok sesliliği’ ve ‘hoşgörüsü’ ile övünen Kıbrıslı Türkler de ‘sessizlik sarmalı’ içerisinde ‘özgürlükçü medya’sını yitiriyor. Ayakta sadece ‘büyük sermaye’nin tekelci medyası kalacak bu saatten sonra… Diğerleri birer birer küçülecek, ufalanacak, güdükleşecek. Ya kapanacak yahut birilerinin kontrolü altına girecek.
Basın SOS verirken, fatura bu sektörden ekmek yiyenlere çıkıyor önce…
Buna sessiz kalan, umursamayanlar ise belli ki İrfan Erdoğan’ın ve diğer iletişimcilerin yazdıklarından bihaber yaşıyor.
Haberdar olsalardı eğer, ‘medyadaki tekelleşme’nin bir sonraki adımda ‘ülke yönetimin tekellerin ve egemenlerin kontrolü altına girme’yi getireceğinin farkına varacaklardı.
Keşke olsalar!..

Bu yazı toplam 1524 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar