1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. SON ŞANS!
SON ŞANS!

SON ŞANS!

1999’da resmi rakamlara göre bir gecede, sadece 45 saniyede 20 bine yakın insanını kaybetti Türkiye. İzmit depremi “sesimi duyan var mı?” çığlığı ile kazındı hafızalarımıza. O günden beri büyük Marmara depremini bekliyoruz. Uzmanlar süre

A+A-

 

 

 

 

1999’da resmi rakamlara göre bir gecede, sadece 45 saniyede 20 bine yakın insanını kaybetti Türkiye. İzmit depremi “sesimi duyan var mı?” çığlığı ile kazındı hafızalarımıza. O günden beri büyük Marmara depremini bekliyoruz. Uzmanlar sürekli uyarıyor, büyük depreme hazırlık konusunda geç kaldığımız için.

Ancak 13 yıl sonra “kentsel dönüşüm” adı altında, o da hayli tartışmalı bir hamle yapabildik. Geride kalan 13 yıl boyunca Valiliklerin, Belediyelerin tek hazırlığı ceset torbalarının sayısını artırmak oldu.

Hayatını, geleceğini devlet-i ali’ye teslim etmiş Türkiye, ne kendisi için kılını kıpırdatıyor ne de kendisi için kılını kıpırdatmayan devlete bir tepki veriyor. Kuzu kuzu bekliyoruz ölümü. Hep yaptığımız gibi…

Yaşayanlarını sevmeyen, ölülerine değer vermeyen, ölümler karşısında kılı kıpırdamayan bir toplumuz biz.

20 bin insanını 45 saniyede kaybettiği halde hiçbir şey yapmayan bu toplum, bu yüzdendir ki 30 yılda on binlerce insanını adı konulmamış bir iç savaşta kaybetmeyi de haydi haydi sineye çekiyor. Ve bu yüzdendir ki, şaka değil, 3. bir dünya savaşını tetiklemeye aday bir bölgesel savaşın eşiğinde, kendisini savaş ateşinin ortasına atmaya hazırlanan bir iktidarı kayıtsızlıkla izliyor.

Osmanlı’nın son dönemine bir darbeyle damgasını vuran İttihat Terakki nasıl ki koca imparatorluğu dünyayı sarsan fırtınanın ortasında bir fındık kabuğu gibi savrulmaya teslim ettiyse, bugün içine düştüğümüz kasırganın ortasında öylece yalpalıyoruz. Bizi kasırganın ortasına ortasına çekiyorlar. Bizi savaşa sürüklüyorlar.

Koca bir ülke, bulaşıcı bir savaş histerisine kapılmış bir halde sarsılıyor. Dudakları titreyerek, tükürükler saçarak 3 saatte Şam’da olmaktan söz eden koca koca adamlar devleti yönetenlere gaz veriyorlar: Haydi aslanım! Kim tutar seni?

Sadece birkaç yıl içerisinde “komşularıyla sıfır problem” siyasetinden “yedi düvelle savaş” siyasetine dümen kıran Türkiye’nin artık ihtilaflı olmadığı komşusu kalmadı. İç işlerine en kaba yöntemlerle karışmak kesmemiş olmalı ki, işi sivil bir Suriye uçağını alıkoymaya kadar götürdük. Üstelik Rusya’dan kalkan bir uçağı, yasa dışı malzeme taşımakla suçlayarak. Soğuk savaş döneminde bile ayrı kamplarda olmamıza rağmen iyi komşuluk ilişkileri yürütmeye özen gösterdiğimiz Rusya’yı tam da Orta Doğu ateşler içerisindeyken karşımıza almayı göze alabilecek kadar gözü kararmış bir savaş histerisinden söz ediyoruz. Tanrılar çıldırmış olmalı!

Artık bu savaşın içindeyiz. Türkiye’yi sözde “Özgür” Suriye Ordusunun merkez üssü haline getirdiğimiz, vahşette Esad rejimiyle yarışan bu vandallara destek verdiğimiz andan itibaren bu savaşın içerisindeyiz üstelik. Kimse demagojiye yeltenmesin. Suriye’li sığınmacılar meselesi ile sözde “Özgür” Suriye Ordusu’nun silahlı çetelerine yataklık yapmanın sonuçları birbirine karıştırılacak şeyler değil. Türkiye geçtiğimiz yıllarda bir çok kez sığınmacılara açtı kapısını. Saddam rejiminden kaçan Irak’lı Kürtlere açılan kapının, bugün Esad kasabının elinden canını kurtarmak için kaçan Suriye’lilere açılmasını tartışmak mümkün mü?

Savaş çığırtkanları sözde “özgür” Suriye ordusunun çetelerine verilen açık desteği olağanlaştırmak ve sıradanlaştırmak adına “mağdur sığınmacılar” edebiyatı yaparken, Esad statükosunun yıkılmasından endişe eden sözde savaş karşıtları, ırkçılıklarını katil bir rejimin elinden canını kurtarmaya çalışanları şeytanlaştırmaya yelteniyor.

Utanmıyorlar! Esad katiline karşı savaşırmış gibi görünüp Suriye halkının özgürlük mücadelesinin olası sonuçlarından duydukları korku ve rejimin yıkılmasından sonra doğacağını umdukları fırsatların iştahıyla savaş çığırtkanlığı yapıyorlar.

Utanmıyorlar! Savaşa karşıymış gibi görünüp, Esad katilinin Suriye halklarını mahkum ettiği cehennemin devamını istiyorlar.

Açık ve gizli savaş çığırtkanlarının, sözde savaş karşıtlarının utanmazlığı karşısında utanmamak mümkün değil.

Toplumu saran delilik bir gün yerini sükûnete bırakacak. Ama o sükûnet ortamında binlerce genç insanın cesedi olacak.

Bana “korkaksın” diyorlar. Korkağım evet! Çok korkuyorum. Ve korkaklığın hepimize sirayet eden bu delilikten daha fazla sirayet etmesini istiyorum.

45 saniyede 20 bin insanının ölümü tüylerinizi diken diken etmeliydi.

30 yılda onbinlerce insanın ölümü ruhunuzda derin yaralar açmalıydı.

Ölümlere karşı kayıtsızlıkla uzaklaştığınız insanlıkla aranızda kalan son halkayı kopartmayın istiyorum…

Bu savaşa hayır deyin! Bu, hala insanım diyebilmeniz için son şansınız çünkü…

 

 

 

Bu haber toplam 837 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler