1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Sol’un Esnekliği Üzerine
Sol’un Esnekliği Üzerine

Sol’un Esnekliği Üzerine

Mertkan Hamit: Avrupa Birliği Üzerinden Bir Tartışma

A+A-

 

Avrupa Birliği Üzerinden Bir Tartışma

Mertkan Hamit
mhamit@gmail.com

 

Kıbrıslıtürklerin genelde dış kapının mandalı olduğu konulardan biri de Avrupa Birliği ile olan ilişkilerdir. Birçoğu için Avrupa Birliği medeniyetin kalbi gibi bir anlama sahipken, bir kısım insan için ise yararı ve zararı bir yana ganimet zihniyetinin yerine  kullanılabilinecek bir ekonomik gelir kapısıdır. Tüm bunlara rağmen çoğuna Avrupa Birliği mevhum bir birlikteliği temsil ederken,  siyasi anlamda, özünde Kıbrıslıtürkler olarak siyasi irademizle var olabileceğimiz bir oluşumu temsil etmektedir.

Gündemi takip eden herhangi biri bile uluslararası olarak kendini temsil etme hakkına haiz Yunanistan halkının bile AB ile durumu ortadayken, tam olarak siyasi tanımı yapılmakta zorl olan bir cemaat olan Kıbrıslıtürklerin, Avrupa Birliği ile olan ilişkilerinin Kıbrıslıtürkleri siyasi özne olmaya taşıyabileceği siyasetinin yanılsama olduğunu iddia edebilir. Üstelik tüm bu karmaşanın yanında Kıbrıslıtürkler için mevhum Avrupa Birliği’nin başına bir çoklarımızın vatandaşı olduğu ama tam anlamıyla da bir türlü içselleştiremediği Kıbrıs Cumhuriyeti’nin AB Komisyon Başkanlığını yapacak olması ise başka bir mesele. Dönem başkanı olacağı siyasi ortaklığa yabancı, vatandaşı olduğu devlete küskün Kıbrıslıtürkler’in var oluş kaygısında olması acaba biraz da kendini ve çapını bilmezlikten mi geliyor bilinmez ama; öyle ya da böyle Avrupa Birliği ile Kıbrıslıtürkler arasındaki ilişkileri sorgulamaktan ve yeni arayışlar üzerine düşünmekten kendimizi alı koymamız gerektiği ise reddedilemeyen bir gerçektir.

Şans bu ya, tüm bu soru işaretlerinin yanında Gaile Dergisi’ne de zaman zaman katkı koyan Celal Özkızan ile Avrupa Birliği konusunda ateşli bir tartışmaya girdik. İki kişinin tartışmasına bu kadar anlam yüklemek gibi bir amacım olmasa da, sanırım bu tartışmayı birçokları da kendi içinde yapmalıdır. Celal ile benzer kaygılarla konuya tamamen farklı noktalardan yaklaşıyor olsak da, tartışmamız bana gore sol görüşe dair tartışılması gereken bir meseleyi enine boyuna sorgulamamızı mümkün hale getirdi. Bu noktadan hareketle, bu yazıyı genel olarak bahsi geçen tartışmadan esinlenerek oluşturmaya karar verdim.

Tartışmanın başlangıç noktası Celal’ın ‘Avrupa Birliği hibelerinin, bağımlılaştırıcı bir nitelik arz etmelerinden dolayı, solda duran insanlar tarafından tenezzül dahi edilmemesi gerektiğine’ dair inanışı ile ilgiliydi. Bunun nedeni ise, Celal’ın, bu hibeleri alan kişilerin/örgütlerin, niyetleri ne olur ise olsun (yani amaçları sosyalist bir mücadele olsa da), bağımlılaştırıcı bir pratiğin içine gireceklerinden dolayı radikalliklerinin aşınacak olduğunu iddia etmesi idi. Buna ek olarak, esnek olmayan anlayış, mücadelenin araçları ve amaçları arasında içsel ve birbirini karşılıklı koşullandıran bir ilişki olduğu tespitinden yola çıkarak, ‘’mali ‘yardım’ın kaynağı ne olur ise olsun, sonuçta onu sosyalist mücadele amacı için kullanıyoruz’’ söylemini bir yanılsama olarak görmekteydi. Buna  karşı benim önerim, geleneksel sol emperyalist söylemin muhafazakar bir biçimde okunması yerine Kıbrıs’ta yaşanan kolonyalist ve asimilasyonist politikalar ile beraber siyasi, askeri ve ekonomik kuşatmanın getirdiği koşullarından tümünden ötürü, ‘önemli olanın AB’den alınan hibenin hangi amaç ile nereye kullanıldığının, bunun nasıl araçsallaştırıldığı ile ilgili değerlendirmelerin yapılmasının gerekliliği’ yönündeydi.

Bu noktada herhangi bir biçimde ötekileştirici bir söylem kullanmamak adına konuyu, solun esnekliğinin sınırları olarak okumanın gereksiz bir karalamanın önüne geçeceğine ikna olmuş durumdayım. Ayrıca belirtmekte yarar görüyorum ki, buradaki tartışma ile bir görüşün diğer görüşten daha üstün olduğuna dair bir iddia da bulunmayacağım. Bu konu özünde sol içindeki esnekliğin sınırı ile ilgili bir tartışma olarak okunabilinir.[i] Fakat yazıda herhangi bir sonuca yer vermeyeceğim. Bu aşamada solun esnekliği üzerine AB hibeleri meselesi üzerinden sürdürürken birbiri ile çatışan özünde sol görüşe ait olan düşünceleri ise ‘esnek olmayan’ ve ‘esnek olan’ görüş olarak irdeleyeceğim.

Esnek Olmayan Görüşe Göre AB Hibelerini Okumak

         Geniş bir biçimde Celal Özkızan’ın görüşlerine dayandırarak tartışacağım bu bölümde solun konu ile ilgili esnek olmayan yanını irdeleyeceğim. Bu bakış açısına göre Kıbrıs adasının tek başına, dünyadaki gelişmeleri bir kenara bırakarak, bir ‘kurtuluş’ düşüncesi sosyalist değerler ışığında olarak sorgulanabilecek bir duruşu temsil etmemektedir. Esnek olmayan görüş toplumsal olayları diyalektik materyalist bir biçimde yorumlamakla birlikte, dünyadaki diğer halklardan kopuk bir ‘kurtuluşun’ düşünülmesi de bu görüşe göre mümkün değildir.

Buradan hareketle, dünyadaki hiçbir ülke, toplumsal ekonomik ihtiyaçlarını karşılarken kendi kendine yetmesi beklenmiyor fakat ‘başka ülkeler olmadan kendi başımıza toplumsal ihtiyaçlarımızı karşılayamayız’ önermesinin sonucunun zorunlu olarak, 'başka ülkelere bağımlı olalım' anlamını da içermediğini hatırlatıyor. Çünkü ülkeler arasındaki ilişkilerin ''bağımlılık'' biçiminde olması (Kıbrıs örneğindeki gibi), ekonomik ve toplumsal yapılanmanın sömürü ve tahakküm ilişkileri üzerine kurulduğu bir dünya düzeninin bir sonucu olduğunu iddia ediyor. Bu sebepten dolayı, bu problemlerin üstesinden gelmek için, kısa dönemli pragmatik öneriler amaca yönelik bir katkı sağlamakta başarısız kalmaktadır. Bu yüzden bu bakış açısına göre ancak enternasyonalizm düşüncesinin doğru bir biçimde kurgulanması, ‘başarılı bir kurtuluş mücadelesini’ getirebilecektir.

         Bu nokta ile birlikte, Avrupa Birliğini oluşturan ülkeler arasındaki sosyalist veya demokrat örgütler ile ortak mücadele zeminleri yaratılması gerektiği konusu önemli bir nokta olsa da, esnek olmayan görüşe göre bu mücadele benzeri bir biçimde Orta doğu ülkelerindeki sosyalist veya demokrat örgütleri ile de birleştirilmelidir. Esnek olmayan görüşe göre Avrupa Birliği’nin yaptığı mali ‘’yardım’’ları veya AB ve BM’den gelen desteklerin mevcut toplumsal ilişkilerin çelişkisinin üstüne yeni çelişkiler yaratmaktadır. Bu çelişkiler kapitalizmin doğasındaki ‘’çözümlenemez’’ çelişkilerdir. Yani bu bakış açısına göre kapitalizmin çelişkilerinin, kapitalizme içkin çelişkiler olduğunu ve bu yüzden kapitalizm içinde çözülemeyeceğine dair bir görüş belirtilmektedir. Buradan, AB veya BM üzerine oluşturulmuş var olan söylemin saflarının keskinleştirilmesi bir nevi ihtiyaçtır. Daha da net olacaksak esnek olmayan görüşe göre AB ve BM hepten da kötü değil söylemi, politik olarak da bir fayda getirmemektedir.

Bunlara ek olarak ‘esnek olmayan’ görüşe göre AB içerisinde olmayan Kıbrıslıtürkler’in AB ile işbirliğini güçlendirmesi, neoliberal bir bloğa daha fazla yaklaşması anlamına gelmektedir; zira sol içinde, çoğu zaman, AB ile işbirliğini güçlendirmekten anlaşılan, AB içerisinde egemen olan neoliberal blok ile geliştirilen bir işbirliğidir. Öte yandan, AB içerisinde neoliberalizme muhalif sosyalist kanatlar ile dayanışıyoruz, o yüzden AB’ye girmeyi savunmalıyız söylemi ise, neoliberal kanatlar ile işbirliğine girilmediği için kabul edilebilir bir söylem gibi dursa da, AB ile ilişkide esnekliği savunanlara şu soruyu sorarak, sözü geçen kabulun taşıdığı sıkıntı teşhir etmeye çalışmaktadır: Türkiye’deki sosyalist ve neoliberal uygulamalar karşıtı yapılar ile de dayanışma ve mücadele ortaklığı içinde olursak, bu kez de Türkiye’ye bağlanmayı mı talep etmeliyiz ?

Sonuç olarak AB ile ilişkiler konusunda esnek olmayan görüş halihazırda AB içindeki muhalif/sosyalist/demokrat kanatlar ile geliştirilecek ortak mücadele zeminlerini son derece önemli buluyor olsa da; bunun ile, AB egemen güçlerinden aktarılan/aktarılacak olan mali ‘’yardım’’ların özünde herhangi bir ilişkisi yoktur. Buna göre esnek olmayan görüşün sonucu AB’nin sağlayacağı mali yardımın da, Kıbrıs’ın verili koşullarında, herhangi bir faydası yoktur.

 

 

Esnek Olan Görüşe Göre AB Hibelerini Okumak

Bu noktada ise daha çok kendime ait olan görüşlere yer verirken bunu esnek olan görüş olarak nitelendireceğim. Esnek olan görüşe göre; Avrupa Birliği ile ilişkileri oluştururken öncelikle verili koşulların değerlendirilmesi yapılarak, oluşturacak olan politik araçlar belirlenmeli, bunun kitlelere kabul edilmesinin sağlanabileceği yöntemler geliştirilerek, sol politikayı ne elitize edilmiş bir tatmin aracı ne de hegemonya tarafından hayalci söylemlerden oluşan radikal bir duruş olarak kurgulanmasına izin vermemek gerekmektedir. Bu görüşe göre sol radikal değildir, çünkü radikal olan neo-liberalizmin kendisidir. Neo-liberalizm’in radikalleşmesi solu marjinelleştirerek etksizleştirmektedir ve sol bu oyuna düşmemelidir. Yaşadığımız çağda eşitlik, adalet ve özgürlük talebinin piyasa değerini dahi belirlenebilir olması köleci toplumdan aslında çok da fazla ileride olmadığımızı göstermektedir. Bu yüzden aslında esnek olan solun talepleri radikal olma kaygısıyla talepler yaratmak değil, tam tersine aslında insanın özüne dair ihtiyaçlarını belirlerken bunun ne derece normal olduğunu anlatabilmektir. Bu noktadan hareketle aslında, Kıbrıs’ın verili koşullarının bugün yarattığı hegemonya adada yaşayan insanlar için uygun olan ve onların ihtiyaçlarına yönelik isteklerini karşılamakta yetersiz kalmaktadır. Bugün bu hegemonyanın ber-taraf edilmesi ve yerine sosyalizmin inşa edilmesi, uzun bir mücadele olduğunun bilincinde olarak bu mücadele ile ilgili eldeki araçların ve onların etkin kullanım yöntemlerinin seçilmesi son derece gereklidir.

Bu noktadan hareketle, esnek olan görüşe göre nasıl ki ezilenler eş derecede ve birbiri ile eş tahakküm ilişkileri altında değildirler, benzeri bir biçimde tahakküm altındaki tüm bu ezilenlerin kendi kurtuluş mücadeleleri de biçimsel olarak farklı yöntemlerle fakat ortak bir amaç için verilmesi son derece normal bir durumdur.

Kıbrıs özelinde ise baktığımızda çeşitli iktidar ilişkilerinin var olduğu bir gerçektir. Bu iktidar ilişkileri çeşitli biçimlerde kendini okulda, ailede, iş yerinde veya sokakta gözlenmektedir. Buna rağmen, bu hegemonik ilişkilerinin tümünün arasında herkesin ‘eş derece muzdarip olduğu’ en önemli meselelerden biri Türkiye’nin gittikçe sert bir biçime dönüşen ‘kolonyal yönetimidir’. Türkiye’nin son derece sert bir tavıra sahip olması, doğal olarak ortak ihtiyaçlar noktasında Türkiye’nin Kıbrıs’taki kolonyal yüzüne karşı gelebilecek güçlü bir hegemonya ile mümkün olabilir. Verili koşullar altında karşılıklı hegemonya mücadelesini Türkiye ile başarılı bir biçimde gerçekleştirebilecek olan alternatif, olduğu gibi Avrupa Birliği olmasa da, gittikçe güçlenen Avrupa solu ile birlikte oluşturulacak bir alternatiftir. Bana göre bu Kıbrıslıtürklerin dünya tahakküm ilişkileri arasındaki minik halkamızın özgürlüğe yönelik birinci adımını oluşturabilir. Üstelik bu, esnek olmayan görüşün belirttiğinin aksine enternasyonalizmin daha sağlıklı bir biçimde oluşturulması mümkün bir zemin de yaratma potansiyeline sahiptir.

Lafın kısası, esnek olan görüşe göre, AB ile oluşturulacak mali bir işbirliğinin bir biçimde adadaki Türkiye hegemonyasını darbelemesi bu görüşe göre özgürlüğe yönelik önemli bir adımdır. Bu aşamada bu görüşe göre alınacak ekonomik yardım ve onun kullanılış amacı önemlidir. Üstelik bu biçimde oluşturulabilecek düzeyli bir politika Türkiye iktidarlarına şükran çekmeden, kendi kapımızı dünyaya kapatmadan ve dayatmacı bir ilişkiye girmeden olusturulacak, eşitler arası bir bölgesel işbirliğinin temelini oluşturabilir. Ötesinde sol esnekliğye dayalı böyle bir dayanışma siyaseti süreç içerisinde AB içerisinde var olan 'muhafazakar' baskıya karşı da bir direniş noktası olarak kurgulanabilinir.

Avrupa Birliğine karşı esnek olan bakış açısına göre enternasyonalizmin oluşturulacağı zemin var olan bölgede ve bahsi geçen bölgenin gerçekleri ekseninde oluşmalıdır. Bahsi geçen bölge uluslararası olarak Avrupa toprağı olarak tanımlanıyorsa, zemini de esnek olan görüşe göre Avrupa solunun olduğu yerden başlamalıdır. Tabi ki buradan esnek olan görüşün salt bir Avrupaseverlik duygusuna kapılıp oryantalist bir bakış açısında Türkiye solunu redetmesi sonucu çıkarılmamalıdır. Başta belirtildiği gibi, farklı araçlara sahip olsa da Türkiye’deki veya dünyadaki diğer ilerici özneler ile Kıbrıs’taki ilerici öznelerin günün sonunda asıl tahayyüllerinde herhangi bir farklılık yoktur.

Tüm bunlara ek olarak bu görüşün ekseninde, Avrupa Birliği’nden alınacak amaca yönelik yardımlarla ilgili esnek olabilmek var olan ezberi de bozmaya yardımcı olabilir. Bugün bir çok Kıbrıslı’nın yüzüne acı bir biçimde vuran ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin yaptığı mali yardımlar olmasa siz ölürsünüz, kuruşumuza muhtaçsınız, beslemesiniz… ‘gibi saldırılara karşı oluşturulabilinecek tek seçenektir. Ayrıca esnek olan görüşe göre toprağı kolonize edenden değil, toprakların birleşmesini savunan bir güçten yardım almak her durumda etik olarak daha doğrudur. Son olarak, ‘tüm Türkler aynıdır Türkiye Türk’ü ve Kıbrıs Türk’ü diye birşey yoktur’ şeklindeki yayılmacı bir anlayışa karşı, esnek olan görüş ‘en azından Kıbrıslıtürk olarak beni özne olarak gören bir kabul edenden’ katkı almayı tercih edebilir. Esnek olan anlayışa göre enternasyonalizmin özünde birşeyler söyleyebilmek için ilk önce adadaki insanların kaygılarının ve temel haklarının gözetilmesi gerekmektedir. Enternasyonelizmden bahsedebilmek için önce siyasi olarak kağıt üstünde var olan Kıbrıslıtürk öznesinin, pratikte de siyasi olarak kendini var edebilmesi gerekmektedir. İşte bu yüzden, esnek olan görüşe göre mesele; aktarılan mali yardımın kapitalizmin gelişmesi boyutuyla okunmasının adadaki gerçekleri algılamakta sınırlı kaldığı yönündedir. Esnek olan görüş, önceliklerin ve bilinçli ve kitlesel bir sol mücadelenin verilebilmesinin yolunun yapılmasına da önem vermektedir.

Tüm bunların yanında, esnek olan görüş, enternasyonal olarak nitelendirilen bir direnişin zemininin mevcut Kuzey Kıbrıs’ın kendi kapalı kutusu ve ne olduğu belirsiz düzeni içinde kurgulanmasının enternasyonalizmden uzaklaşılma potansiyelini de içinde barındırdığını iddia eder. Çünkü,  gelişmiş kapitalist ülkelerin algıladığı hegemonyaya karşı mücadeleye kıyasla Kıbrıs’ın kuzeyindeki mağduriyetin çok daha temelde: özgürlük, siyasi eşitlik, güvenlik, serbest dolaşım, mülkiyet gibi haklar konusunda olmasıyla ilgilidir. Bunların özlü bir biçimde bir an evvel tesis edilmesi ise esnek olan görüşe göre son derece hayatidir.

Esnek olan görüşe göre, sadece yerelliğe sığınarak geriye kalan yöntemleri saf dışı bırakmamız solun kategorileştirilmesinden başka bir işe yaramadığı yönündedir. İdealizmin ve pragmatizmin arasında bir tercih gibi görünen bahsi geçen AB ile ilişkiler veya özelde AB hibelerine Kıbrıslıtürk solcuların tenezzül etmesi, Kıbrıs özelinde ideali yaratılabilmek için pragmatizmin akılcı bir biçimde kullanılması olarak görülmelidir. Buna rağmen esnek olan görüş, dipnotta da belirtildiği gibi esnekliğinde sınırsız olmamalıdır. Çünkü esnekliğin ahlaki ve etik değerlere göre kurgulanmaması ciddi bir zemin kaymasına sebep olabilir. Fakat buradaki problem sadece siyasi veya ekonomik bir karar olarak değil, psiko-sosyal değerleri de hesaba katarak düşünülmelidir

Sonuç olarak, esnek olan görüşe göre, her türlü ekonomik ilişki günün sonunda karşılıklılık doğurur. Buna göre, böyle bir ilişkiye girmeyi reddedip kendini temiz olarak ilan etmek ya da girenleri hor görmek siyasi mücadelelerde herhangi bir fayda getirmemektedir. Mesele, o ilişkinin oluşturulması sırasında araç ve amaç ilişkisinin nasıl kurgulanmış olduğudur. Esnek olan görüşe göre, böyle bir ilişki kişisel çıkar adına değil, adadaki mevcut kolonyal ilişkiden kurtulmak için veya adadaki insanların birlikteliği için oluşturulacak bir sebepten dolayı ise mesele artık kimin daha temiz kaldığı ile ilgili değil kimin elini taşın altına soktuğu ile ilgili olmalıdır.



[i] Bu aşamada solun esnekliği üzerine konuşurken esnemenin sonsuz olmadığını, tam aksine ilkeler ve değerleri göze alarak yapılması gereken bir esneklikten bahsettiğimi eklemek isterim. Daha da net olacak olursam, esnek olmayı ilke edinip, yıllarca sürdürülen Kıbrıs sol hareketinin oluşturduğu değer yargılarından uzaklaşıp hala daha sol değerleri savunuyorum, sadece biraz daha esneklik gösterilmesi gerekmektedir gibi söylemlerin aslında gerçeği yansıtmadığını, bunun solun esnekliği ile açıklayamacağımızı belirtmek isterim.

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1068 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler