1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Solina Osman: Erillik Atölyesinde 'Erkek'lik Eğitimi
Solina Osman: Erillik Atölyesinde Erkeklik Eğitimi

Solina Osman: Erillik Atölyesinde 'Erkek'lik Eğitimi

Feminist Atölye: Kıbrıs’a döneli çok olmamıştı! Lakin Kıbrıs’ın yapısı içimi sıkmaya devam ediyordu. Dar alanda yaşam belirtisi göstermeye çalışırken, hapishanede havalanma saati gibi ara sıra rahatça alınan nefes ve rutine dönüşmüş git geller

A+A-

 

Feminist Atölye (FEMA)

info@feministatolye.org

 

 

Kıbrıs’a döneli çok olmamıştı! Lakin Kıbrıs’ın yapısı içimi sıkmaya devam ediyordu. Dar alanda yaşam belirtisi göstermeye çalışırken, hapishanede havalanma saati gibi ara sıra rahatça alınan nefes ve rutine dönüşmüş git gellerden ibaret bir yaşam!

Ülke gündeminin mantığa sığmaz yapısı ve Kıbrıs insanının dedikodu mekanizmasındaki üstün yeteneği akılları baştan alıyordu. Şişedeki gibi durmayan alkol resmen ‘erillik gösterisi’ şeklinde tezahür ediyordu. Tam da bu nedenle hayatın tüm acımasızlığı içinde yersizlik sorunu yaşayan bizlerin, gençlerin çokca ‘takıldığı’ köy kahvehanesinde barınması, nefes alması mümkün değildi. Belki tam da bu yüzden gecenin sessizliğinde akıl sağlığımızı bir süre daha canlı tutabilmek adına kumdan kalelerimize saklanmıştık sahil kenarında... İnsanlardan uzaklaşabilmiştik, lakin geleceğe dair kaygılarımız bizden önce gittiğimiz yerde sohbetin ana başlığını oluşturmuştu.

Genel kanı bu coğrafyada “erkek” olmanın inanılmaz zorluğu! Düşünsenize, henüz cinsiyet kimliğinizin farkında olmadığınız bir süreçte penise sahip olmak bile sünnet sürecinin habercisi oluyor. Küçük yaşlardan itibaren lefkara işi gibi ilmik ilmik zihninize işlenen “sünnetsiz kişi erkek değildir” olgusu ve sünnetçi korkusu konunun doruğa ulaştığı, sünnet sonrası çoçuklarda travma etkisi yaratan bir durum halini alıyor. Daha küçük yaşlarda yaşamaya maruz bırakıldığınız bu travma yetmiyormuş gibi duygusal/zayıf/dişi olan ile duygudan arınmış/güçlü/eril arasına sıkışmış bir erkeklik kurgusu. Tabii şölen sadece sünnet ile sınırlı kalmıyor. Maşallahlar ile giydirilen üniforma yerini heteroseksizm ve militarizmin el ele verip kapitalist üretim yöntemi ile erilliği tektipleştirdiği askerlik ile devam ediyor. Askerin mantıksızlığını kapmış, artık “erkek” olmuş bireyler vakti gelince “helal süt emmiş kadın” da buldular mı, evlilik ve bir erkek için en yüce toplumsal cinsiyet rolü olan “kocalık” mertebesine erişiyor! Evlenmek kendi içinde kısa bir süre toplumsal baskılardan kurtulma ümidi yaratır gibi olurken, birileri ne kadar çocuk yapılması gerektiğine dair demeçler vererek özel yaşamın gizliliğine bile politik emelleri karıştırma hakkını kendinde bulabiliyor!

İşte, ataerkil yapı erkekliğin her daim sınandığı zorlu bir süreci dayatıyor. Lakin hegemonik erillik ile dayatılan ‘rol model’e uyulmayan en küçük adım bile erilliğin sorgulanmasına ve yaftalanmanın kaçınılmazlığına işaret! ‘Erkek’ her zaman ‘ötekileştirilmiş erkek’ olmamak adına sürekli hazırda beklemeli. Zira düzen hemen ‘erkek olmanın sağladığı avantajları’ geri alabiliyor ve yerine binimum sıfatlarla bireye ‘erillik sınavı’ndan geçer not alınamayan süreci deklere ediyor. İşte tam da bu nedenle birey erkek olmanın anlamını ‘eril normlarla’, ‘ötekini’ dışlayarak/aşağılayarak/ezerek öğreniyor. Sünnetçi korkusuyla büyütülen her birey, ataerkil sistemin devamında sistemin askeri oluyor ve ‘öteki’ olmamak adına ‘ezen’ olmayı kendi için daha uygun görmeye başlıyor.

Sistemin bizden beklentileri, erillik sınavı içindeki sıkışmışlığımız geliyor aklımıza ve konu yaşadığımız yere ve ‘ezen’ olarak yaşadığımız kötü deneyimlerimize geliyor.  Geçmişe dair bir geri dönüş yapıyoruz ve “Ahmet” aklımıza geliyor. Ahmet sınıfımızın dışlanan tek mensubu idi. Kendisi ile kimse konuşmaz ve mümkünse yan yana bile oturmak istemezdi. Geçmişe baktığımızda, Ahmet’e yapılanlara ortak oluşumuz, ötekileştirilmesine katkı koyduğumuz ve Ahmet’in hayatına ekstra yük olduğumuz için üzülüyoruz.

Arkadaşlarıma Ahmet’i soruyorum. Zira ilkokul sonrası yollarımız ayrılmıştı ve aynı köyde olmamıza rağmen her nasılsa onun ne yaptığından haberdar değildim. Bir dönem ortaokula başlamıştı ama sonrasında annesi ve abisini yakın aralıklarla kaybedişi ailesinde derin yaralar açmıştı. Yaşam yorgunluğu içinde ekonomik durumlarının getirdiği imkânsızlık ve sağlık durumu ile eğitim hayatı daha başlamadan yarım kalmıştı. Hoş, ortaokulda artan öğrenci sayısı ve ötekileştirmeleri düşündüğümde, çocukken ne kadar acımasız olduğumu düşünerek üzülüyorum.

“Mehmet”, Ahmet ile ilgili konuşmaya başlıyor ve gecenin karanlığında gözlerimizden akan yaşla kumdan kalelerimiz yıkılarak bize yaşadığımız coğrafyada nasıl da ikiyüzlülük içinde boğulduğumuzu ve insanlığımızı yitirdiğimizi hatırlatıyor. Mehmet konuştukça adeta geçmişle yüzleşiyor ve çocukken Ahmet’in dışlanmışlığına olan katkımız nedeniyle içimiz parçalanıyor. Mehmet konuştukça duyduklarıma inanmak dahi gelmiyor içimden... Ahmet’in sağlık durumunu kullanarak birçok gencin ona cinsel istismarda bulunduğunu öğreniyoruz.  Erillik atölyesinde ‘erkek’ olmayı öğrenen köy gençliğinin, insan ticareti mağduru konsomatrisleri gece kulüplerinde ziyaret edemediklerinde, “Jennifer” ismini verdikleri Ahmet’i cinsel istismar yöntemiyle sömürdüklerini öğreniyoruz. Erillik atölyesinde duygulardan arındırılan ‘erkeklerin’ ezen ve insanlıklarını unutan yaratıklar olduğunu duydukça, insanlığımdan utanıyorum.

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 992 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler