1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Sol’a dair...
Sol’a dair...

Sol’a dair...

Mertkan HAMİT: Kıbrıstürk toplumu kendine özgü bir sol geçmişe ve bundan dolayı da önemli bir mirasa sahiptir. Üstelik sahip olduğu bu sol miras,kendine özgü zaferlerini de elde etmiştir

A+A-

 

Mertkan HAMİT
mhamit@gmail.com

 

Kıbrıstürk toplumu kendine özgü bir sol geçmişe ve bundan dolayı da önemli bir mirasa sahiptir. Üstelik sahip olduğu bu sol miras,kendine özgü zaferlerini de elde etmiştir. En basiti bugün, Kıbrıstürk toplumunda bir orta sınıfın oluşması bile yıllarca sürdürülen sendikal mücadele, sol bilinç ve kararlılık sayesindedir. Öte yandan Kıbrıslıtürk sol mücadelesi kendine özgü kazanımlara sahipken, kimi zaman bu kazanımlar bugünkü mücadelenin prangalarını oluşturmaktadır. İşte bu nedenle bu yazı, sınırları dahilinde, Kıbrıstürk solunu, mirasını ve Kıbrıstürk solunun önemini reddetmeyen ama yine de ona eleştirel yaklaşan bir bakış açısıyla kaleme alınmıştır.

Benim bakış açıma göre, kendi içindeki bölünmeler ve dinamikleri bir tarafa, Kıbrıstürk sol hareketinin temellerini iki ana dönem üzerinden açıklamak mümkündür. Birinci ana dönem, sömürge süreci sırasında Kıbrıslırum toplumu ile beraber PEO saflarında sendikal mücadele vermiş olan gruptur. Büyük bölümünün aynı zamanda dönemin tek emekçi partisi olan AKEL sempatizanı veya üyesi olmasını da sürecin doğal sonucu olarak görebiliriz. Birinci dönem, adanın hala İngiliz sömürgesi olmasının da etkisiyle anti-emperyalist, sömürge karşıtı bir noktadan başlayarak mücadelesini oluşturmuştu. PEO dışında Türk Eğitim Kurumu gibi örgütlenmelerle de toplumun farklı katmanlarına yayılmaya çalışmıştır.[i]

Bu hareket yüzü Kıbrıs’a dönük, Kıbrıslıyı özne yaparak bir kimlik arayışını ve bağımsızlığı savunan bir üçüncü dünya sol mücadelesi biçiminde kurgulanmıştı. Kolonyalizmden kurtulmanın ana özgürleşme mücadelesi olduğuna inanarak mücadele veren bu insanlar, Kıbrıslırum toplumuyla beraber iki toplumlu sol mücadelenin de temelini oluşturmuştur. Buna rağmen, Kıbrıslırum cemaatinde Enosis tartışmalarının siyasi arenayı tamamen kapsamasıyla beraber, bahsi geçen dönem Kıbrıslıtürk solu tamamen tabana yayılma konusunda sınırlı bir başarı göstermiştir.

Bunun yanında, bahsi geçen dönemde, egemen güçler ile sol arasındaki mücadele kanlı bir hale dönüşmesiyle birlikte birçok insan yatakta uyurken, iş yerinde çalışırken, yolculuk yaparken katledilmişti. Yapılan bu canice saldırıların ardından birçokları çeşitli ülkelere ve özellikle de İngiltere’ye göç etmişti. Şartların bu biçimde gelişmesi birinci kuşak sol mücadele ile ikinci kuşak solun oluşması arasında gözle görülür bir kopuşun ortaya çıkmasını sağlamıştı. Bu süreç içinde gerçekleşen bütün olaylara rağmen sol kendini var etmeye çalışırken, ikinci kuşağı oluşturanlar sol adına yeni bir dinamizm meydana gelmiştir.

İkinci dönem ise özellikle Türkiye’de okuyup yapılan müdahale sonrası Erenköy’e çıkan öğrencilerin yaşadıklarının ardından oluşan bilincin etkisiyle NATO, emperalizm ve militarizm karşıtı sol hareketler[ii] olarak kendini var etmişti. Türkiye’de, Çin, Sovyet ve Yugoslavya merkezli devrimci mücadelenin yeni bir boyuta geçmesiyle beraber yaşanılan ihtilal ve darbelerin etkisi ikinci dönem Kıbrıstürk solunu oluşturan gruplar adaya dönmeden Türkiye’de zulüm, işkence görmüş, kayıplar vermiştir. Bu kuşağın en başından egemenlere karşı tehlike oluşturacak kadar güçlü bir mücadelenin parçası olduğunu iddia etmek mümkündür.

Erken dönemde Türkiye’de okuyan öğrencilerin Kıbrıs’a kurumsal olarak yansımaları ise dönemine göre Cumhuriyetçi Türk Partisi ve Toplumcu Kurtuluş Partisine eklemlenerek oluşmuştu. Bu dönemde oluşan sol Avrupa’daki sosyalist ve komünist hareketlerin Türkiye yansımalarının Kıbrıslıscası diyebileceğimiz bir biçimde meydane gelmişti.[iii] Bu dönemin sol vizyonu genel olarak Türkiye’den emek mücadelesi ile Kıbrıs’ın mevcut koşullarının yarattığı emek ve milliyetçilik/karşı milliyetçilik ilişkilerinin birleşiminden meydana gelmişti. Bu dönemden sonra ise, adadaki siyasi problemin etkisiyle oluşan emek hareketi, adanın birleşmesine yapılan vurguyu ana hareket noktası olarak belirleyecekti. Buna rağmen 1974 sonrası adanın ikiye bölünmesiyle başlayan sürecin etkisi iki toplumlu ortak emek mücadelesinin tabana yayılmasını yine engellemiştir.

Başka bir deyişle 1974’ün getirdiği koşulların ardından Kıbrıstürk solu paradigmasini değiştirecek, emek merkezli bir söylemin yanında Kıbrıs’ın birleşmesine vurgu yapan enternasyonalist bir söylemi sahiplenecektir. 1974 sonrası süreçte meydana gelen KKTC’nin ilanı, Sovyetler Birliği’nin dağılması, Annan Planı gibi belirleyici süreçlerin etkisiyle Kıbrıs’ta sol, sendikal geleneğin yanında hak, özgürlükler, kimlik, LGBT gibi konularda da taraf olma ihtiyacı duyacak, gelişen konjektür ile paralel olarak ortaya çıkan bu sol kurgu, çözümün yanında hasır edilmiş birçok problemin de solun gündemine dahil edilmesini sağlayacaktır.  

Bunların yanında, 1974 sonrası dönemde Kıbrıstürk solunun kaygılarının emek merkezli bir boyuttan ayrıldığını kanıtlayan çeşitli örnekler de mevcuttur. Sol içindeki bölünmeler bunun mihenk taşlarını oluşturmaktadır. Örneğin 1983 yılında KKTC’nin ilanı üzerine gösterilen tavırdan dolayı Toplumcu Kurtuluş Partisi’nden ayrılmak zorunda kalanlar günün sonunda Yeni Kıbrıs Partisi’ni oluşturmuştur. Benzeri bir biçimde, Türkiye ile var olan kolonyal ilişki konusunda daha sert bir tutumu tercih eden Cumhuriyetçi Türk Partisi üyelerinin partilerinden uzaklaştırılmasıyla başlayan süreç, Birleşik Kıbrıs Partisi’nin oluşmasıyla sonlanmıştır. Halk-Der isimli ilerici Kıbrıstürk hareketinin Kıbrıs’ta iki halkın var olduğunu iddia etmesine karşın dönemin bir diğer ilerici örgütü olan Devrimci Gençlik Derneği’nin tek halk tezini savunması ise yine sol içindeki bölünmelerin emek mücadelesine dair olmadığını kanıtlar niteliktedir.

Tüm bunlar, iç ve dış dinamiklere kadar yayılan karmaşık bir ilişkiler ağının sonucunda kendini oluşturmuştur. Bu noktada, Kıbrıstürk solunun gelişen siyasi çerçeveden bağımsız olarak hareket etmesinin mümkün olamayacağını akılda tutmakta yarar vardır. Kıbrıs’taki sol hareketlerin oluşmasında ve gelişmesinde emek merkezli hareketler ciddi bir öneme sahipken, tüm bunların yanında siyasi projeler, söylem ve hedefler de farklı fraksiyonların oluşturmaktadır.

Bunun ışığında, belirtilmesi gereken bir notka daha vardır. Günümüze gelen süreç içerisinde Kıbrıslıtürk sol mücadelesinin kazanımları aşınmaktadır. Var olan kaygılarının yanına yeni problemler eklenmiş olmasına, söylem alanı genişlemesine rağmen Kıbrıstürk solu yeni kazanımlar edinmekte çok da başarılı olamadığı bir gerçektir. Gündeminin başındaki Kıbrıs’ta çözüm mücadelesinden, kimlik mücadelesine kadar birçok konuda başarısız olmak yeniden bir başlangıç için yeterli cesareti oluşturamamıştır. Başarısız olmasına rağmen, sol halen söylemini sadece tarihinde başarılı olduğu alanlar üzerinden oluşturmayı tercih etmektedir. Bu da malesef solun yeni söylemler oluşturma kapasitesini kısırlaştırmasına sebep olmaktadır. Üstelik sol sinizmin etkisinden kurtulamayan Kıbrıstürk solunun bir kısmı yeni söylemler oluşturmaya yönelik girişimleri, revizyonist arayışlar veya liberalleşme olarak algılayarak reddetmektedir.[iv]

Sol bugün hala zemin kazanmak adına eskiyle bugün arasında bir köprü kurmaya çalışmaktadır. Bu son derece gerekli olsa da, kimi zaman köprü kurmanın eş talepler ile mümkün olacağına dair de bir inanış var. “Kırk sene önce de bu söylem solun en önemli söylemiydi, hala kaygılar aynı ise söylem de aynı olmalıdır” gibi bir söylem, mevcut konjektürü görmezden gelmek demektir ve aslında egemenler onun tedbirini çoktan aldığından başarılı olma ihtimali sınırlıdır. Ayrıca tutarlılık hep aynı şeyleri tekrar etmek değil, amaca doğru kaynakları akıllı bir biçimde kullanarak yürüyebilmek olarak algılanmalıdır. Konjektürel ihtiyaçları göz ardı edip, aynı şeyleri tekrarlamak ise illa ki tutarlı olunduğu anlamına gelmemektedir. Özet olarak, güncel koşulları daha iyi analiz eden kapitalizmin her krizinde kendini hızla yenileyebilmesine rağmen, solun girdiği krizden çıkamamasının bir sebebi de kendi ezberini kıramadığı gerçeğidir. Aynı ezberi devam ettirmek, yeni söylemlerin ve algının oluşmasını engellemekte, herşeyin usüle göre değerlendirilmesini getirmekte, böylelikle var olan sol bellek geleceğin prangası olmaktadır.

         Burada bir parantez açarak yeni şeyler söylemenin her zaman doğru olacağına dair bir beklenti içinde olmamak gerektiğini de belirtmek gerekir. Buna rağmen, sol söylem içerisinde ileriye dönük bir söylem üretmeden aynı ezberi tekrarlamanın da bir fayda sağlayacağına inanmak hayali yaratıklara inanmaya benzemektedir. Bu noktadan hareketle bu yazının ikinci iddiası da solun geleceğinin vizyonu ile ilgili olduğudur. Buna göre Kıbrıs’ın kuzeyinde genişleyen her türlü hegemonyaya karşı, ancak genişletilmiş bir karşı hegemonya kurgusu ile zafer kazanmak mümkündür.

Bu noktadan, kabaca belirtilen tarihsel analizin ışığında adanın kuzeyinde bir sol mücadele kurgusu tahayyül etmek için halihazırda var olan emek ve kapitalist üretim ilişkilerini yok gibi kabul etmek, konjektürü hesaba katmayıp, redçi bir söylemi çapa olarak kullanmak tek başına yeterli değildir. Yine bu kertede, konjektürü ve kapitalizmi hesaba katmaktan kastedilen kapitalizmin içselleştirilmesi de değildir. Mesele, kapitalist üretim ilişkilerinin var olduğunu anlayarak, bu ilişkilerin sosyal, siyasi ve psikolojik bağımlılıklar da ürettiğini idrak ederek bir karşı hegemonya oluşturmaktan geçmektedir. Yoksa devrimci bir tahayyül üzerinden yapılacak söylem ile tüm bu bağımlılıklardan mitik bir kopuş öyküsü üretmek pek bir fayda sağlamaz. Mitik öykülendirmeler yerine, adada yaşayanları çepeçevre saran bağımlılığa karşı ezen ezilen ilişkisinde güçlü ve kapsayıcı bir direniş hareketi kurgulanması esas ihtiyacı oluşturmaktadır.

Kıbrıs solu diyalektik bu sürece karşı, aynı söylemlerle kendini tekrarlaması solda bir durağanlık yarattığı önümüzde gün gibi durmaktadır. Ötesinde, Kıbrıslıtürk solunun teorik ağırlıklı olan halleri, pragmatist davranıp direniş için cephe oluşturmak yerine teoriye uygun küçük burjuva maceraları üretmeyi kendine görev edinmiştir. Bu da aslında Kıbrıstürk solunun zaman zaman kendi tarihinin dahi gerisine düşmesine sebep olmaktadır. Öyle ki, zaman zaman Kıbrıstürk sol mücadele tarihinde yer alan diğer yoldaşlar gibi ‘şanlı bir devrimci öykü’ sahibi olmanın bugün somut bir siyasi zafere sahip olmanın ötesine geçtiğine tanık olabiliyoruz. İşte bu sebepten dolayı kendine özgü başarıları olan bir sol hareketin mirasyedileri olan bizler için yaratılan bu durum Kıbrıslıtürk solunun prangaları haline gelmektedir.

Sonuç olarak, adadaki siyasi kopuşları ve dinamikleri bir kenara bırakarak tekrara dayalı söylemler mücadeleyi hayalci bir noktaya taşımaktadır. Sadece ada sınırlarında değil, tüm bölgede Türkiye’nin emperyal iştahına karşı verilecek toplumsal bir kavga tahayyül etmek, ulusal refleksten doğan anti-emperyalist söylem ile birleşmekte ve toplumsal belleğimizdeki bir tekrarı ortaya koymaktadır. Oysa ki tekrar edilmiş söylemler yerine temiz bir sayfa açabilmek, yeni şeyler söylemek son derece önemlidir. Ada’daki hegemonyaya karşı verilecek olan mücadele sol değerlerin yanında konjektürün doğru biçimde hesaba katılmasıyla beraber düşünülmelidir. Ancak bu, ada çapında muhalif bir hareketi mümkün kılacaktır. Geniş tabanlı muhalif hareketin oluşmasının adanın özgürleşmesi için tek çare olduğunun genel kabul olduğu bir durumda ise, kitleselleşmenin tektipleşme olmadığını kavrayabilmek ise sanırım alınması gereken en önemli derstir.

 


Referanslar



[i] An, Ahmet. İşçi Sınıfımızın Ilk Öncüleri: 1958'e Kadar Emek Hareketinde Kıbrıslı Türkler. Khora Yayınları, 2011.

[ii] Burada hareketler terimini kullanmayı grupların kendini farklı sol fraksiyonların etkisiyle oluşturmasından dolayı daha uygun buluyorum.

[iii] Öncül, Tamer, and Öntaç Düzgün. Kıbrıs Türk Yüksek Öğrenim Gençliği Hareketleri, 1960-1981. Naci Talat Vakfı Yayınları, 1999.

[iv] Bora, Tanıl. Sol, Sinizm, Pragmatizm. Cağaloğlu, İstanbul: Birikim Yayınları, 2010. Ayrıca Kıbrıs üzerine bir tartışma için bknz. Kızılyürek, Niyazi. "Varoluş Mitingleri Ve Sinikler Geçidi." Gaile (2011): 25 Temmuz 2012. http://alternatifim.org/2012/01/02/varolus-mitingleri-ve-sinikler-gecidi/.

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 766 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler