1. YAZARLAR

  2. Mehmet Çağlar

  3. SOL, "DÖNÜŞÜ OLMAYAN NOKTA”YI ÇOKTAN GEÇTİ!
Mehmet Çağlar

Mehmet Çağlar

Yazarın Tüm Yazıları >

SOL, "DÖNÜŞÜ OLMAYAN NOKTA”YI ÇOKTAN GEÇTİ!

A+A-

BİLİM VE İNANÇ

Wilhelm Dilthey bilimsel metodun, insan, sosyal ve kültür bilimlerinde kullanılmasının neredeyse olanaksız olduğunu iddia eder ve bu iddiasını şöyle açıklar:
"Çünkü fiziki bilimler olgular üzerinde kuruludur. Kültür bilimlerinin içeriği ise anlam’dır. Bunu şöyle izah edebiliriz: Fiziki bilimlerden, örneğin, kimyayı ele alalım; kimyadaki izahlar atom, molekül gibi kavramlar yoluyla yapılır. Fakat moleküllerin etki alanında ortaya çıkan değişmelerin molekülün veya atomun "iradesi" ile ilgisi yoktur. Halbuki insan bilimlerinin ünitesi olan insan da molekül ve atomlarla açıklanmış olsa dahi "atom" gibi bir varlık değildir. Sosyal bir davranışı atom’da olduğu gibi "dışardan" anlamak mümkün değildir. İnsanı harekete iten ve sosyal eylemi meydana getiren, insanın içinde taşıdığı, ona kılavuzluk eden bazı "değer'ler ve "anlam"lardır ...

 

Bilim önce problemi oluşturur,

ardından da problemi çözebilecek hipotezler, fikirler, modeller kurup;
sonra da bunları eleştirerek ve yanlışlayarak ilerler...
Şüpheciliği elden bırakmaz!
Ölümü aklının ucuna bile getirmez;
Ölüm üzerine değil, hayat üzerine tefekkürdür bilim...

Bilim, neyin işe yarayıp, yaramadığını tecrübe ederek ,
Yaşamın içerisinde kabul gören, tutan ve fayda sağlayan iyi şeyleri kullanır,
yaşamı yeniden "tutanlar" üzerinden değiştirir ve inşa eder...
Bilim, evrimin bir tavrı niteliğindedir...


İnanç ise bilimden farklı olarak bilgi üretmez,

ancak, üretilen bilgiyi kabul eder, onu benimser veya benimsemez.
Bilimin en temel farkı,
Herhangi bir alanda var olan, statik olan bilgiyi alır, evirir, çevirir, ve ondan hareketle başka bilgiler üretir...
Kısacası bilinmeyeni bilme, görünmeyeni görme aracıdır bilim...

EZOTERİZM (VARLIK BİRLİĞİ)

Ludwig Feuerbach'ın “Dinin başlangıcı, ortası ve sonu İnsandır...” sözü, derinliği olan bir özdeyiş olarak oldukça anlamlıdır. 
Feuerbach, 'Philosophie und Christentum (1841)' adlı eserinde: 
“Bir insanın düşünceleri ve mizacı nasılsa Tanrısı da öyledir; insanın ne kadar değeri varsa Tanrısının değeri de o kadardır. Tanrı bilinci aslında kendilik bilincidir. Tanrı bilgisi kendilik bilgisidir. Tanrısına göre insanı bilirsin ve insana göre Tanrısını; bu ikisi özdeştir” der. 

Ezoterizm!
Yani;
Varlık Birliği...
İslâm inancındaki Batınilik;
Diğer bir adıyla Tasavvuf...
Aklın önderliğindeki Tanrısal özün ve sezginin bilimi...
Her şeyin Tanrı'dan fışkırdığı (sudur ettiği) ve onun parçası olduğu düşüncesi.

Peki nedir bu Tanrı'dan fışkırma ?:
"Var olan O'nunla özdeştir...
Var oluşun bilinen en üst temsilcisi insandır...
Evren ve Tanrı birdir...
Tanrı evrenin toplamıdır...
Yaratan-yaratılan ikilemi yoktur"
demektir...

TEK BİR HÜCRE BEYİN OLMAYI NASIL ÖĞRENMİŞSE ÖYLE !
Savaş, barış, fikir, akıl, mantık ve muhakemelerin bizlere kazandırdığı bir müktesebat var...
Toplumun kendini ve dünyayı tanımak için anlattığı öyküsü buradan çıkar...
Öykü, toplumun normatif, biçim verici değerlerini, “gerçeğini” dile getirir.
Hedefler, umutlar ve beklentilerle de desteklenir...
Dolasıyısla "Geçmiş" dediğimiz bellek kendiliğinden oluşmaz,
Bir toplum genleriyle değil, seçilmiş geçmişini yaşatarak yaşar...
 
Bir anlamda, dağdakinin gelip bağda söz hakkı elde etmesi solun hoşuna gitmiyorsa,
Kıbrıs Türkünü “var etme”nin yollarını bulmalıdır!
Bir toplumu “var etme”nin en iyi yolu ise,
Onun var olmasını sağlayacak koşulları keşfetmektir...

Kısacası;
Kendi düzenini kurmak isteyen düzenin dışına çıkar ve düzen kurmaya çalışır...
Nasıl mı?
Tek bir hücre beyin olmayı nasıl öğrenmişse öyle !

"GÖRMEK İSTEDİĞİN DEĞİŞİMİN PARÇASI OL"
Bugün "Kamu yararı" ilkesiyle bu topluma ne aktarılmaya çalışılıyor?
Batı’nın laik ve liberal değerlerine karşılık inanca bağlı olan bazı köktenci değerler!
Neden?
Kendi gruplarının değerlerini benimseterek yapay bir özgüven kazandırma çabası gereği.
 
Kısacası merkez sol hüviyetini belirleyecek olan şey;
Statüko ortamında mı yaşayalım, Ortadoğu'lu mu olalım yoksa Avrupa ülkelerine mi yaklaşalım sorunsalıdır.

Gandhi'nin yaşam biçimi, politikasıydı...

"Görmek istediğin değişimin parçası ol" derdi...
Yani toplumsal bir değişim yapabilmeye, kendini değiştirmekten başlamalı insan...

Socrates ise önce askerdi...
Sonra, politikacıların ellerindeki "güç" ile ne yapacağını, nasıl kararlar üreteceğini, yollar çatallandığında ise çatalın hangi ucunu seçeceğini sorgulayan bir filozof ...

İNSANİ DEĞERLER VE AKIL 
Eğer Sol’a göre, uluslararası düzenin temeli, denge değil evrensel hukuksa;
"Evrensel hukuku ve insani değerleri" yerleştiren bir paradigmanın temsiliyetini üstlenmelidir…
İlkeli bir barış politikasını ve ahlâki değerleri, jeopolitik gerçekçiliğe ve güvenlik marjları yerine koymalıdır…

Hegel’e göre de modern devlet, gücün adaletle birleştiği devlettir. Yani devlet, hem politik hem de etik bir varlıktır.

Ne idi bizdeki AB ideali peki?

Bir modernleşme hareketiydi!
Avrupa, “Avrupalı” insanı yeniden inşa ederken büyük bir iddia ortaya koymuştu:
“Avrupalı” insanın değerlerinin temeli vahiy değildi, etnisite değildi…
İnsani değerler ve akıldı...

Bugün cereyan eden Avrupa bütünleşmesi ise, "dört özgürlük" adı verilen malların, kişilerin, hizmetlerin ve sermeyenin üye devletler arasında özgür biçimde dolaşmasıdır. Kısacası oluşturulacak olan Federal Kıbrıs'ın bir parçası, siyasi eşit bir ortağı olmaktır!
Yoksa! Sol "dönüşü olmayan noktayı" çoktan geçti.
 

Lâkin;
Freud'un dediği gibi:
"Rüyalar bizi uykuda tutmak için var".
Kâbusların dehşeti ise,
Uyandığımızda bize dadanan gerçekliklerle gelir...

 

 
 

 

 

Bu yazı toplam 413 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar