1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'Size Acısız Aşk Vaat Ediyoruz!'
Size Acısız Aşk Vaat Ediyoruz!

'Size Acısız Aşk Vaat Ediyoruz!'

Paris’te insanları tanıştırıp buluşmalarını sağlayan bir internet sitesinin yaptığı reklam kampanyası ünlü düşünür Alain Badiou’yü çileden çıkardı. Günümüzde aşkın “tehdit altında” olduğunu ve korunması gerektiğini ileri süren Badi

A+A-

 

 

Paris’te insanları tanıştırıp buluşmalarını sağlayan bir internet sitesinin yaptığı reklam kampanyası ünlü düşünür Alain Badiou’yü çileden çıkardı. Günümüzde aşkın “tehdit altında” olduğunu ve korunması gerektiğini ileri süren Badiou, insanların neredeyse eski usul görücü aracılığıyla ayarlanan evliliklere yöneldiklerini söylüyor. Alain Badiou’nün tepkisine yol açan şey reklamlarda kullanılan sloganlar oldu. Bazıları şöyle: “İşte, şansa bırakılmayan aşk!”. “Aşka düşmeden aşık olabiliriz!” Bir diğer slogan ise aynen şunları haykırıyordu: “Acı çekmeden aşık olabilirsiniz!” Badiou sitenin “aşıkları eğitmeye” soyunduğunu ve aslında insanlara risk almadan, zahmete katlanmadan ve acı çekmeden aşık olma yöntemleri öğretmeyi önerdiğini iddia ediyor. Tepkisi de bu noktada yoğunlaşıyor. Reklam kampanyasını Amerikan ordusunun “sıfır ölümlü savaş” safsatasına benzetiyor: “Sıfır Ölümlü Savaş”, “Sıfır Riskli Aşk!”

Badiou “Sıfır Ölümlü” savaş ancak Amerikan askerleri için söz konusu olabilir, Afganlı veya Filistinliler için değil diyor. “Sıfır Riskli Aşk” da olsa olsa kendini korumaya alan kişi için geçerli olabilir ötekinin ne hali varsa görsün! Alain Badiou, bu yaklaşımı haklı olarak aşka karşı bir tehdit olarak görüyor. Günümüzde insanların hayata güvenlikçi bir açıdan baktıklarını, Sezen Aksu’nun sözleriyle söylersek, “garantici” olmak istediklerini ileri sürüyor. Risk faktörünü ortadan kaldıracağım diye tesadüfü, tanışmayı zahmeti ve acıyı ortadan kaldırırsanız, aşkı yok etmiş olursunuz. Bu da eskiden yapılan görücü usulü evlilikten pek farklı değil! Ne alacağınızı ne vereceğinizi kararlaştırdığınız bir anlaşma! Günümüzde bu, en azından Avrupa’da, otoriter aile yapısının dayattığı bir olgu olmaktan çoktan çıktı ama insanların kendilerini güvende hissetme ihtiyacı onları benzer yerlere sürükleyebiliyor.

Kuşkusuz, aşka güvenlikçi yaklaşım aslında bir tür iletişime girme, başkasını keşfetme, angaje olma korkusundan kaynaklanıyor. Burada ilişkilenme değil, ilişkisizlik söz konusudur. İnsanların giderek sekse daha çok önem vermeleri ve aşktan uzaklaşmaları bu durumdan bağımsız olmasa gerektir. Jacques Lacan’ın belirttiği gibi, “cinsel-ilişki” diye bir şey yoktur, çünkü sekste “ilişki” yoktur. Cinsellik narsis bir edimdir ve bireyin başkası aracığıyla kendisini tatmin etmesine dönüktür. Ne kadar güzel olursa olsun cinselliğin sonunda “boşluk” vardır. Aşk, Lacan’ın deyişiyle, cinselliğin açtığı boşluğu, yarattığı ilişkisizliği gidermek için vardır. Aşka sırtımızı dönmek, ilişkiye ve ilişkilenmeye sırtımızı dönmek demektir.

Gelin görün ki, bazen aşk içinde olduğumuzu düşündüğümüzde de ilişkisizlik yaşayabiliyor, ötekiyle ilişkilenmeyebiliriz. Aşka duyduğumuz ihtiyaç o kadar güçlüdür ki, yaşadığımız iyi ve kötü anlara rağmen ne kendimizi tanıyabiliriz ne de aşkımızı yönelttiğimiz kişiyi. Bir başka Fransız düşünür, Edgar Morin, buna “aşkın trajik yanı” diyor. Aşka duyduğumuz derin ihtiyaç bizi bu ihtiyacımızı birine yansıtmaya itiyor. O kişiyi bir noktaya sabitliyoruz, ona kendi imajımızı yansıtıyoruz ve onu totemimize dönüştürdüğümüz için ona hayranlık duyuyoruz. Bu da aslında onu tamamen görmezden geldiğimiz, hiç tanımadığımız anlamına geliyor. Bu bağlamda aşık insan aynadaki yansımasını başka birinde seviyordur.

Aşkın bizi ilişkisiz kıldığı diğer bir “tuzak” da sevdiğimiz kişi ile içinde öznelerin yok olup gittiği metafizik veya mitolojik bir birliğe yönelmemizdir. “Ölümcül aşıklarda” rastladığımız diğerinde bütünüyle erimek ötekiyle gerçek bir iletişim ve etkileşim kurmak değil, kendimizden vazgeçmektir.

Freud, Schopenhauer’den aktardığı bir hikayeyi grup psikolojisini çözümlemek için kullanıyor ama bu hikayede iki aşık kişiyi ilgilendiren önemli mesajlar var: “Bir yığın kirpi soğuk bir kış günü ısınmak ve ayazda donup kalmamak için birbirlerine iyice sokulmuştu. Gelgelelim, çok geçmede biri ötekilerin dikenlerini kendi vücudunda hissetti, bu da onları yine birbirlerinden uzaklaştırdı. Isınma gereksinimiyle ne zaman birbirlerine yaklaşsalar, dikenlerinin birbirlerinin vücuduna batması gibi tatsız bir durumla karşılaşıyorlardı. Böylece bir süre iki kötüden biriyle ötekisi arasında gidip geldiler, sonunda birbirlerinin yakınlığına en çok katlanabilecekleri bir uzaklık keşfettiler, bunun sağladığı az buçuk bir ısıyla yetindiler ister istemez”. (Freud’dan aktaran Cem Kaptanoğlu, Akıl Defteri, Sonbahar 2010, Sayı 03, s.59)  

Kısacası, bireylerin özgüllük ve farklılıklarına yer açmayan bir ilişki aşk sayılmaz. Aşk, ötekinin farklılığına hatta bilinmezliğine verilen bir onaydır. Buna dayanmak kolay değil. Aşk gerçekten zor, riskli, zahmetli bir iştir. Ancak, aşksız bir hayat limana demir atmış bir gemiden farksızdır…  

 

 

        

 

 

Bu haber toplam 1359 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler