1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. SİZDEN GELEN
SİZDEN GELEN

SİZDEN GELEN

HİLMİ KILGIN YAZDI: "KAYIKÇININ KIZI"... Akdeniz'in doğusunda yer alan, insanların dudakları arasındaki gülücüğün hiç eksilmediği ve yeşilliğin hakim olduğu bir adada doğmuştu o

A+A-

‘‘KAYIKÇININ KIZI’’

‘‘Çevrelerine uymak için kendilerini yontanlar, tükenip giderler’’

                                                                                                      R.HULL

     Akdeniz’in doğusunda yer alan, insanların dudakları arasındaki gülücüğün hiç eksilmediği ve yeşilliğin hakim olduğu bir adada doğmuştu o. Mesarya adında şirin bir köyde yaşıyordu. Mesarya’da insanın sevdiği her renk vardı: Toprak siyahı, buğday sarısı, deniz mavisi... Buradaki insanlar daha çok tarım ve denizcilikle uğraşıyordu. Armin’in babası minicik kayığıyla adaya gelen turistleri gezdirmekteydi. Turistler daha çok yaz aylarında adaya akın ederlerdi.Babası «kayıkçı olduğu için çok mutluydu. Haftanın belirli günlerinde yaşlı babasının minicik kayığıyla şehre gidip birkaç lokma şekerleme almayı çok severdi. Annesinin toplamış olduğu kuru ağaç dallarından minik bir kümes yapmıştı sevimli dostlarına. Mutfaktaki ahşap rafın üzerindeki bir kâse arpayla hindisini beslemek en çok sevdiği işlerden biriydi.

***

       Bir gün annesi ve babasıyla sahilin yakınlarında bulunan ‘‘Deniz Feneri” adında mükemmel bir balık lokantasına gittiler. Ekmek arası balık siparişi verdiler. Garson Arminlere ekmek arası balığın yanında ne içip ne yiyeceklerini sorunca Cemal ayran istedi, o da turşu. Orada güzel bir yemek ziyafeti çektikten sonra deniz fenerini görmek için yola koyuldular. Kocaman deniz fenerinin önünde ailesi ve arkadaşı ile birlikte fotoğraf çektirmeyi de unutmadılar.  Masmavi enginlere bakan minicik çakıl taşlarının avucunda bembeyaz bir kuleydi Armin’in düşlerindeki deniz feneri.                                                                                                                                  

***

     Armin; azimli, akıllı ve zorluklara karşı sımsıkı ayakta duran bir kişiliğe sahipti. Bu yüzden annesinin vefatından sonra kendisine gelmesi çok da zor olmamıştı. O günlerde turist sayısı az olduğundan babasının işleri pek güzel değildi. Kayıkçı babasıyla ayakta durabilmek Armin için gerçekten zordu. Annesinin keçileri otlatmaya çıkarttığı, köyün en yüksek tepesindeki harup ağaçlarının yanında, kendilerine ait bir–iki dönüm arsaları vardı. Bu arsaların verimli olmadığı söylenemez. Babasının üstündeki yükü bir tutam daha hafifletmek için arsalarında birkaç kiloluk patates yetiştirmeye başlamıştı Armin. Bu topraklardayken güneşin batışını izlemeyi çok severdi. Armin’in yetiştirdiği birkaç kiloluk patates bir damla mutluluk serpmişti babasının gönlüne.

***

      O, küçüklüğünden beri yazı yazmayı çok severdi. Özellikle tuz kokulu kağıtlara yazı yazmaktan hoşlanırdı. Bu kâğıtları köylerindeki kasap dükkânından para vermeden bir kilo patates karşılığında alıyordu. Birbirinden güzel tümcelerle donatıyordu tuz kokulu kâğıtları minicik kalemiyle. Babasının avuçları arasında büyümüştü. Armin’in üniversiteye gitme zamanı gelmişti artık. İleride bir yazar olup günlüğünü yayınlamak istiyordu. Sarf etmiş olduğu emekleri karşısında Armin 1994 yılında İstanbul Üniversitesi’ni kazanır. Çok iyi bir puan elde ettiğinden dolayı okul Armin’e tam burs vermişti. İstanbul’a gidecek kadar paraları yoktu onların. Babası Armin’in okul parasını karşılamak için arkadaşının teknesiyle komşu adalara balık satmaya gitmeye başlamıştı.                                                   

***

      İstanbul sokaklarına kırmızı pabuçlarıyla adım atmıştı. Babasının kayığı ile İstanbul’a gelmişlerdi. Armin öğrenci yurduna yerleştikten hemen sonra babasının köye geri dönmesi gerekiyordu. Yurda yerleşirken Armin’in aklına annesi düştü. Annesinin yokluğuna dayanamayan Armin kendisini ıssız bir çölün ortasında bekleyen yalınayak bir kıza benzetiyordu. Annesinin diktiği bez çantayı da getirmişti yanında. Odasındaki masaya okul eşyalarından önce annesinin ve babasının resimlerini koymuştu. Hüzünlenivermişti o dakikalarda.

***

       Üniversitedeki ilk dersine büyük bir heyecanla girmişti. Mutlu olduğu gözlerinden anlaşılıyordu. Bu mutluluğunun üniversite hayatı boyunca daim olacağını düşünüyordu. Derslerinde annesinin kendisine ilk maaşı ile armağan ettiği kahverengi kalemi kullanırdı. Sınıftakilerden tek bir farkı vardı onun. O diğerleri gibi kimseyle alay etmeyi sevmezdi, o iyimserdi. O güne dek babasının kayıkçı olmasından mutluydu. Üniversitedeki arkadaşlarına babasının kayıkçı olduğunu söylemeye gönlü elvermemişti. Onlar pahalı elbiseler giyerken Armin annesinin kendisine diktiği elbiseleri giymeyi tercih ederdi. Onlar gibi havalı elbiseleri giyemezdi. Saray gibi evlerde büyümemişti o. Kendi emeğiyle ayakları üstünde durmayı bilen biriydi.

***

      Büyük bir mutluluk içinde gelmişti babası onu görmeye üniversiteye. Kızıyla doya doya hasret gidermek için. Ama Armin, o gün üniversiteye gelen, canından çok sevdiği babasını bahçıvan diye tanıtmıştı arkadaşlarına. Bazen insanlar kendilerini diğerleri gibi yerlere göklere sığdırmak isterler. İşte Armin de onlardan biri olmuştu. Yaşadığı hayat onu da değiştirmişti.  Babasını görmez gibi davranmıştı. Arkadaşları babasını görür diye korkuyordu Armin. Elindeki hediye paketiyle üniversiteye gelen babasını o günden sonra gören hiç kimse olmamıştı. Bu duruma çok üzülen babası o minicik kayığıyla gidivermişti hiçbir insanoğlunun adım atmadığı diyarlara.

***

       Gönlü elvermiyordu babasına yaptıklarını unutmaya... Pişmandı. Ertesi gün babasını aramaya karar verir. Babasını arar; fakat bulamaz. Parası olmadığı için adaya dönemezdi. Her gün büyük bir umutla babasını aradı. Fakat nerden bilecekti babasının uçup gittiğini göklere. Yıllarca babasından haber alamayan Armin adaya geri dönmeye karar verir. Oraya vardığında hiç kimse yoktu evlerinde. Köylülere babasını soran Armin olumlu cevap alamayınca İstanbul’a geri döner... Kısa bir süre sonra günlüğü yayınlanan kahramanımız dünyanın en iyi yazarları arasına girmeyi başarmıştı. Dünyanın en iyi satan kitapları arasında yer almıştı onun günlüğü. Kazandıklarının büyük bir kısmını yardıma muhtaç olan insanlara vermişti. Başkalarının da mutluluğunu düşünen bir kızdı.

***

         Uzun bir süre sonra Armin doğup büyüdüğü yere geri döner. Babasıyla her sabah gittikleri iskeleye gider ... Ailesini mutlu bir ıstakoz ailesine benzetirdi. İçlerinden ikisi o mavi ufuklarda kaybolup gitmişlerdi. Yalnız kalmıştı Armin. Her gün aynı yerde, aynı şarkıyla, aynı saatte büyük bir umutla babasının geri gelmesini bekledi...  Bizim minik ıstakozumuz başkaları tarafından ayaklar altına alınmaktan korktuğu için görmezden geldiği dostlarını, ailesini hemencecik kaybetmişti.

         2002 yılında Armin iskelede geçirmiş olduğu ani krizden hemen sonra hayata elveda etti. İşte sonuncu ıstakozumuzda mavi ufuklara doğru süzülüp gitti bir daha geri gelmeyecek şekilde...

 

-SON-

                    -    Bu öyküde anlatılanlar kurmacadır.    -

«KAYIKÇI :    - Kayıkla insan veya yük taşıyan bir kimse.

 

 

 

HİLMİ KILGIN

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1037 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler