1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Siyasette Kirlenme
Siyasette Kirlenme

Siyasette Kirlenme

Tufan Erhürman: Sanırım Kıbrıslı Türklerin son zamanlarda üzerinde uzlaştıkları ender konulardan biridir siyasetteki kirlenme. Herkes, kirlilikten dem vurmakta, şikâyetçi olmakta, temizlik için çözümler aramaktadır. Oysa bence bu konudaki fikir birliği ya

A+A-

 

 

                                                                                     Tufan Erhürman

                                                                                     tufaner@yahoo.com

 

 

Sanırım Kıbrıslı Türklerin son zamanlarda üzerinde uzlaştıkları ender konulardan biridir siyasetteki kirlenme. Herkes, kirlilikten dem vurmakta, şikâyetçi olmakta, temizlik için çözümler aramaktadır. Oysa bence bu konudaki fikir birliği yalnızca zahirîdir. Ayrıntılara inildikçe ve somut konuşmaya başlandıkça, aslında herkesin tam da aynı şeyden bahsetmediği açık bir biçimde ortaya çıkmaktadır.

 

1. Siyasette Kirlenmenin Ana Nedeni: Siyaset Anlayışındaki Değişim

Ben, kendi adıma, kirlenmenin, siyaset anlayışının (belki de bizatihi siyaset kavramının) bir değişim, dönüşüm, hatta mutasyon geçirmiş olmasıyla ilgili olduğu kanaatindeyim. Siyasi faaliyet, bugün, başka bazı ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de, ideolojiler, idealler, ilkeler ve programlar üzerinden yürütülmemektedir. Yani siyasi partiler, ideolojik pozisyonlarını, bu pozisyonlardan hareketle ilkelerini belirleyen, ideolojik pozisyonlar ve ilkeler üzerinden programlar oluşturan ve bütün faaliyetlerini bu çerçevede yürüten, siyaset üreten özneler olmaktan yavaş yavaş çıkmakta, pragmatizmi, sadık kaldıkları tek ideoloji veya ilke olarak algılamaya başlamaktadırlar. Bunun doğal sonucu, halkın (ki aslında bu da çoğunlukla güçlü ve belirleyici çıkar odakları anlamına gelmektedir) nabzının iyi tutulmasının siyasette başarının tek sırrı hâline gelmeye başlamasıdır. Siyasi partiler, söyleyeceklerini ve söylemeyeceklerini, yapacaklarını ve yapmayacaklarını bu noktadan hareketle belirlemekte, ilkeler ve programlar yeterli esnekliği göstermeyi engelleyen ayak bağları olarak algılanmaktadır.

 

2. Yeni Siyaset Anlayışının Siyasetçisi

Bu siyaset anlayışı, doğal olarak, kendisine uygun siyasetçi türünü de üretmiştir. Yeni siyaset anlayışının yeni siyasetçisi de, ideolojik duruşunu, ilkelerini öne çıkarmayan (hatta çoğu zaman böyle bir duruşu ya da ilkeleri olmayan), halkın (aslında güçlü ve belirleyici çıkar odaklarının) nabzına göre şerbet vermeyi beceren bir yapıdadır.

Siyasi partiler ve siyasetçiler, siyasi faaliyeti ideoloji ve ilkeleri temel alarak yapmadıkça, hedef de, doğal olarak, bunların ve bunlar doğrultusunda üretilmiş programların hayata geçirilmesi olmayacaktır. Ama siyasi faaliyet bu özelliğini yitirmiş olmasına karşın varlığını sürdürmektedir. O zaman nedir bugünkü siyasi faaliyetin hedefi? Bu şartlarda, elbette, seçimlerde başarı kazanmaktan başka bir şey değildir.

Hedef bu olunca, bu hedefe ulaşmak için kullanılacak araçlar seçilirken karşılaşılacak engeller de ciddi biçimde azalmaktadır. Herhangi bir siyasi partinin ya da siyasetçinin hedefi seçim kazanmaktan ibaretse, seçim propagandası sırasında olmayacak vaatlerde bulunmak da, güçlü ve belirleyici çıkar odaklarına sözler vermek de, mafyayı kullanmak da, para karşılığında oy satın almak da mübah, hatta giderek meşru hâle gelmektedir. Oysa belirleyici olan, ideoloji, ilkeler ve program olsa, en azından kimi partilerin, programları dışında vaatte bulunmaması, ideolojilerinden, ideallerinden ve ilkelerinden hareketle, güçlü ve belirleyici çıkar odaklarına sözler vermekten kaçınması, mafyayı kullanmak, parayla oy satın almak gibi yollara tevessül etmemesi beklenir.

 

3. Yeni Siyaset Anlayışının “Yurttaş”ı

Bu arada, yeni siyaset anlayışının tek sonucunun kendisine uygun siyasetçi türünü yaratmak olduğu düşünülmemelidir. Bu anlayış, giderek, kendisine uygun yurttaş türünü de yaratmaktadır. Bu “yurttaş”ın demokrasi kuramında sözü edilenden son derece farklı bir tür olduğu açıktır. Demokrasi kuramındaki yurttaş, “ortak iyi”nin arayışı içerisinde olan, onun gerçekleşmesi için yönetime etkili bir biçimde katılan, en azından seçimde oy verirken, idealleri, ilkeleri ve programı “ortak iyi”nin gerçekleştirilmesine en uygun düşeni tercih etmesi beklenen bir kişiyken, bu yeni “yurttaş” için belirleyici olan, “ortak iyi” değil, bireysel çıkardır. Aslında bu hiç de şaşırtıcı değildir. Siyasi faaliyetin tek amacı iktidara gelmek ise, yurttaşın tek amacı da kendisine en fazla yarar sağlayacak olanın iktidara gelmesi için mücadele etmekten başka bir şey olmayacaktır. Bu noktada, yurttaşlar böyle olduğu için mi siyaset bu hâle geldi, yoksa siyaset bu hâle geldiği için mi yurttaşlar da böyle oldu tartışmasına dalmak, “tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan” sorusuyla boğuşmaktan başka bir mana ifade etmemektedir.

 

4. Kıbrıs’ın Kuzeyinde Siyaset Anlayışını Şekillendiren Özgün Neden: Vesayet

Buraya kadar anlatılanlar, 20. yüzyılın ikinci yarısında ve 21. yüzyılın başlarında demokrasinin yaşadığı krizle de ilgilidir. Bununla birlikte, demokrasinin ve siyasetin Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşadığı krizin özgün sebepleri olduğunu not etmek gerekir. Bunların başında vesayet olgusu gelmektedir. KKTC yurttaşlarının çok büyük çoğunluğu, “kim seçilirse seçilsin Ankara’nın dediği olur” cümlesini âdeta Kıbrıs Türk siyasi hayatının amentüsü olarak kabul etmiş durumdadır. Bunun doğal sonucu, seçilenlerin aslında herhangi bir şeyin değiştirilmesine kadir olmadıklarının düşünülmesidir. Bu şartlarda, birilerini “ortak iyi”nin gerçekleştirilmesi için seçtiğini sanmak bir tür “saflık”tır ve elbette Kıbrıslı Türkler o kadar “saf” değildirler. Seçilenler, aslında yönetenler olmayacaklarına göre, seçilmeyi istemelerinin tek sebebi bir statüye ya da çıkar elde etme/dağıtma olanağına sahip olmaktır. O hâlde seçenler de, ülkeyi ortak iyiye ulaştırmak için yönetecek olanları değil, kendilerine çıkar sağlayacak olanları seçeceklerdir.

 

Sonuç

Görüldüğü gibi, Kıbrıs’ın kuzeyinde siyasetteki kirlenme ne doğaldır, ne de yalnızca siyasetçinin ahlaksızlığı ile ilgilidir. Bu durum, doğrudan doğruya, siyasetin işlevinin değişmesinin sonucudur.

Ama bu yazıyı böyle bir tespitle bitirmek elbette doğru olmayacaktır. Son zamanlarda eleştiri yapan herkese “çözüm”ü soranlara, onların sormasını beklemeden bir yanıt vermemek yazının değerini azaltacaktır. Aslında çözüm, eleştirinin içinde saklıdır. Madem ki siyasetteki kirlenmenin sebebi siyasetin işlevinin mutasyona uğramasıdır, yapılması gereken, siyaseti asli işleviyle yeniden buluşturmaktır. Bunun yolu da, siyasi partilerin ve hareketlerin, ideolojilerini, ortak iyiye dair ideallerini, ilkelerini ve programlarını bütün açıklığıyla halkın önüne koymaları ve bunlardan saptıkları zaman eleştirilmeyi, hatta daha iyisi öz eleştiri yapmayı önceden kabul etmeleridir.

Aslında apolitik siyasi hareketlerin ve partilerin siyasi kirlenmeyi ortadan kaldırma iddiası da bu nedenle mesnetsizdir. Eğer siyasetteki kirlenme doğrudan doğruya siyasi partilerin ideolojisiz, ilkesiz ve programsız olmasıyla ilgiliyse, bu alandaki temizliği, apolitik siyasi partilerin ya da hareketlerin sağlaması mümkün değildir.                   

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1214 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler