1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Siyasetsizleştirme ve Kızıl Elmacılık -1-
Siyasetsizleştirme ve Kızıl Elmacılık  -1-

Siyasetsizleştirme ve Kızıl Elmacılık -1-

Siyasal alan, toplumsal yaşamdaki sorunları aşma, ülkeye yeni ve farklı bir yürüyüş alanı yaratma dinamiğini üretemiyor. Bunun yerine umutsuzluk, edilgenlik, karamsarlık ve bir nevi kadere boyun eğme hakim. Siyasi tartışmalar Sağ açısından, UBP Kurultay

A+A-

 

 

Siyasal alan, toplumsal yaşamdaki sorunları aşma, ülkeye yeni ve farklı bir yürüyüş alanı yaratma dinamiğini üretemiyor.  Bunun yerine umutsuzluk, edilgenlik, karamsarlık ve bir nevi kadere boyun eğme hakim.

Siyasi tartışmalar Sağ açısından, UBP Kurultayı sebebiyle de açığa çıktığı gibi, şahsi güç yarışına dönen bir içeriğe odaklanmış durumda. Ama,  Eroğlu - Küçük güç yarışı temelinde, partiye kimin hakim olacağı şeklinde süren bu yarışın gerisinde ise başka şeyler var. Bu başka şeyler de gizlendiği için ilkesel temelde olmayan bu ayrım, çok düzeysiz bir şekle dönüyor. Dün birbirleri ile kanlı bıçaklı olanların Kurultay seçiminde ötekini ekarte etmek üzere yeniden ahbap olmalarını gelişmektedir. Dünkü ahbaplarında, kanlı bıçaklı olmalarını getirmektedir. Bu da halkı daha fazla seyirci durumuna sokuyor. İlkesizlik soğutuyor.

Bu kavganın çözümcüsü ise toplam 1271 kişi olan UBP delegeleri olacak.. Bu, UBP için olsa neyse. Ancak bu kavga, bin bir çeşit sorun içinde yaşayan Kıbrıs Türk halkının temel pek çok sorununun aşılması sürecine hiçbir düşünsel ve siyasal temel üretmiyor. Bu kör kavga, Toplumsal sorunların aşılmasına dair hiçbir şey üretmediği gibi, aksine, toplumsal siyaseti zehirliyor. Hem ekonomiyi, hem de toplumsal sorunları kendi başına bıraktığı içinde, yaşamı ve siyasi alanı yeni belalarla doğru da sürüklemeye de kapı açıyor.. Kıbrıs sorununun, ekonomik çıkmazın sorumlusu olan Eroğlu ile ekonomik ve demokratik çıkmazlarımızın derinleşmesinin sorumlusu olan UBP liderliği ve İrsen Küçük arasındaki bu kavganın nedeni ne?

Bir kere, taraflar yalnız delegelere değil, Kamu oyuna da oynamaktadırlar.Kamuoyunu,  kendi taraflarına, bu sorunları ve onlardaki sorumluluklarını es geçerek kazanmak ve delegeleri de bu etki ile yönlendirmek için.. Burada taraflar bir şeye oynuyor. Bu da  Türkiye’dir. Hem Türkiye’nin ağırlığı ve etkisine, hem de buna duyulan tepkiye. Ağırlığın kendinden yana olmadığını düşünen tepkiye, ağırlığın kendinden yana olduğunu düşünen de sevgi ve etkiye oynamaktadır.  Örneğin Türkiye ile ilişkilerden şikayetçi olan toplum kesimlerine sesleniyorlar. Bunu da direk yapmıyorlar. Basın yolu ile yapıyorlar. Örneğin Kaşif’e “çekil” dendiğini haber olarak vermektedirler. Diğer tarafın tutumu ise buna zemin sağlamaktadır. Onlarda Sayın Beşir Atalay’ın ağırlığının yanlarında olduğu mesajını vermektedirler. Ancak ne Kaşif ve Eroğlu tarafında, nede  İrsen Küçük tarafında, Türkiye ile ilgili ilişkilerin nasıl olacağına dair ne bir görüş, ne bir düşünce açıklanması yapılmamaktadır.  Bu iki kesim ise gerçekte,  en iyi mühür taşıyıcısı” ben olacağım” demektedir. Bu, bugün için ve yarın için de sorunlara yeni çıkmazlar üretecek yanlış bir gelişmedir.

VOLKAN VE KIZIL ELMA

En ilginç yaklaşımlardan biri de sağ cenahta, Volkan Gazetesinde yaşanmaktadır. Görüşünü eleştirsem ve katılmasam da Kıbrıs Türk siyasi yaşamında bir renktirler. Volkan, 20 Temmuz nedeni ile Sayın Beşir Atalay’a dönük yayınladığı açık mektupta, bugüne kadar yapmadığını yapmıştır. Ona hitaben, Kıbrıs’a görevlendirdikleri görevlerin” hain” diye bilinen çevrelerle diyalog kurduklarını ve Türk Silahlı Kuvvetlerine dil uzattıklarını yazmıştır. Yani, Beşir Atalay’dan burada görev yapan Türkiyeli bürokratları geri alınmasını talep etmiştir. İrsen Küçük’ü T.C Elcisi ile görüştüğü için eleştirmiştir.

Peki bu nedir? Bu gerçekte Türkiye’de süren ve devam eden bir çekişmenin ve kavganın yansımasıdır. Sivil Hükümetin karşısında, değişimlerden memnun olamayan kesimlerin kavgasıdır bu. İşte, İrsen Küçüğü yakın zaman kadar destekleyen Volkan’ın, şimdi Kurultay nedeni ile onun karşısına geçmesi ve Eroğlu ekibini desteklemesinin nedeni budur. Yani olayın gerisinde, ayni zamanda Türkiye’deki gelişmelerin, Kıbrıs sorunu ve bölgesel gelişmelerle ilgili farkları da vardır.

Burada diğer bir etken daha vardır. AK Parti’nin, Kıbrıs sorununa ve Kıbrıs’taki demokrasiye yaklaşımında eskiden var olan demokratik tavrının değişmesi. Kıbrıs içine dönük kendi gündemlerini ele alması ve toplumsal mühendislik işine soyunması da işi olumsuz olarak etkilemektedir. Çünkü, demokratik değişim ve gelişim için Kıbrıs sorunun çözümü için düşüncede ve yaklaşımda destek aldığı en geniş Kıbrıs Türk halk kitlerinden şimdi, kuşku ve güvensizlikle beslenen düşünceler almaktadır. İşte bu karmaşa, sonuçta “Kızıl Elma” koalisyonu gibi bir şey oluşmasına da yol açmaktadır. İlkesiz düşünce paralellikleri gelişmektedir..

SOL VE DEMOKRATİK MUHALEFET

İşte böyle bir ortamda siyasetin diğer unsuru olan sol ve sivil toplum muhalefeti de sorunların aşılmasına dair düşünce üretimi geliştirememektedir. Olaylara ve kötü ekonomik, demokratik gelişmelere dönük öfke ve nefretle dile getirilen, tamamen siyasi hedeflerini ve ideolojik yaklaşımlarını temel alan açıklamalar ve yorumlar seslendirilmektedir. Bu da en geniş halk kitlelerinin, siyasi yaşam içinde kendini bulmasını engellemektedir. Düşünün, ekonomide inanılmaz sorun yaşanırken, veriler üzerinden giden, sorunu ortaya koyan tespitler, bunun üzerinden sorunun nasıl aşılacağına dair düşünce üretimleri yok. Devleti demokratikleştirmek adına, yaşanan sorunları aşmak adına, ne Anayasa, ne de diğer demokratik değişimlerin gündeme gelmesine dair ve en geniş halk kitlelerini işin içine katacak çabalar yok.

Aksine olanlar da revaçta. Yani kendini alternatif olarak tanıtanların dilleri de egemenlerin dilleri ile benzeşiyor. Bu da siyasetçi, kötü siyasetçi ifadesidir. Siyaset yok. Herkes kendini en temiz, başkasını en kirli siyasetçi olarak göstermektedir. Yani deterjan reklamı gibi yaparak, siyaset üretileceği zan ediliyor. 

Şimdi Meclis de kapandı ya, siyasette “külliyen” tatile girdi. Hani, Meclisin, o beğenilmeyen alanının yerini doldurmak ve siyasi yaşamı bu alanda “sokağa” taşıyacak olan güçler nerede? Bildiriden ve gazetelerde öfke ve nefrete dayalı genellemeci açıklamalardan başka bir şey yok.  Hani kilitlenen ülke yaşamını demokratik hedefler doğrultusunda aşmak için halkla birleşen ve halkı yanına alan değil, içine katan hareketler nerede? Bir düşünce kısırlığı bizi sürüklüyor. Bu tespitlerimi paylaşmak istedim.Gelecek yazımda da kendimce değerlendirmelerime devam edeceğim….  

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 906 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler