1. YAZARLAR

  2. Mehmet Çağlar

  3. Siyasetçinin görevi fethetmektir...
Mehmet Çağlar

Mehmet Çağlar

Yazarın Tüm Yazıları >

Siyasetçinin görevi fethetmektir...

A+A-

Ülkemizdeki siyasal partilerin ve toplumsal kurumların içerisinde yaşanan kargaşaların sona ermesi, elbette ki demokratik ortamların ve demokrasinin gelişmesiyle ve bir meritokrasi inşa etmekle mümkündür...

Örneğin 24. Kurultayımız sonrasında oluşacak olan yeni organlarımızın ve parti yönetimlerinin bu açıdan bakıldığında önündeki önemli görevlerden biri de partinin tüzük kurultayını gerçekleştirmek ve bununla yapısal ve kurumsal değişikleri kazandırmanın yanında yeni ve gerçek manasıyla bir meritokrasi kurulmasının önünü açmasıdır.

Kaynak tahsisinde verimli olabilmenin en önemli ve etkin yöntemlerinden biri de budur.
Seçilen ya da atanan yönetim erkini; yetenek ve kişilerin bireysel donanımlarına, yani liyakata dayandırmak...

Siyasetçinin ve toplumsal kaynakları kullananların görevleri bellidir:
Siyasetçinin görevi fethetmektir...
Siyasetçinin fethetmesi gereken "alanı"ve zemini hazırlamak ve buna mukabil felsefe üretmek de çeşitli kaynakları kullananların görevidir.
Ancak çeşitli alanlarda yönetenlere sunulan kaynaklar, işleri bittiği zaman da, tekrar ilgili kollektif grubun yetkisine ve kullanımına verilip, yeni yönetici üyelere tahsis edilmek üzere değerlendirilmelidir.

TOPLUM SOSYOLOJİSİ

Artık kendi zihniyetimiz üzerinden birçok kilide anahtarlar çıkartmak ve ciddi bakış açılarıyla bu çıktıları sorgulamak zamanı gelmedi mi?
Ülkemizde sıkça rastlanan ve görünür derecede etkin olan gombinalar yetmedi mi?
Bir ideoloji, örgüt ya da organizasyon içerisinde fikri mülkiyetlere ilişkin kurallar belirlemek önemli değil mi?
"Değişim"in başkalarının zihniyeti vasıtasıyla değil de, doğrudan toplumsal sosyolojiden gelmesinin önünü açmak önemli değil mi?
Unutulmamalıdır ki;
Toplumun kalıbına nüfuz edecek teorik anlayışlar sadece toplumsal sosyoloji disiplini içerisinde var...; Rakamlara boğulmuş toplumsal bir gerçeklik tasviri ve kronolojik bir ekonomi anlayışında değil !
Çünkü Kıbrıs Türk toplumunun kendine özgü toplumsal bir genetiği ve örüntüleşmiş bir çok yapısal özellikleri vardır...

SOL'UN GÖREVİ

En büyük hayallerimden biri;
Bir gün Partimin insanı ve yaşamı temsil eden anlayışının bireysel ya da zümresel herhangi bir güç elde etmeyi ya da dağıtmayı değil, bu gücün insan yaşamında oynaması gereken rolün tam manası ile üstlenildiğini ve topluma aktarıldığını görmektir!
Bunu yapabilmek için de öncelikle değişik aktörlerin düşüncelerimiz hakkında ne söyleyeceğini, ya da eşitlik, adalet ve dürüstlüğün bize içinde yaşadığımız çıkmazlarda ve krizlerde çok pahalıya patlayıp patlamayacağını sorgulamak yerine, gerçekleri "yağmalayıp" birilerinin "ganimeti" haline sokmamamız gerekir !

Hiçbir Sol'un olmadığı gibi bizlerin de toplumsal varlığımızı korumak ve ileriye taşımak için sosyal devlet anlayışı ve emekçi kitlelerin arzu kültürüyle değil de ihtiyaç kültürüyle beslenmesi yerine, halkın nasıl ürettiğine değil de kredi kartı gibi nasıl tükettiğine bakarak ilerici ve sosyalist olunamayacağını içselleştirmemiz önemlidir...
Halkın kültürel kimliğinin yaşatılmasına engel olan gelişmelere ön ayak olunmaması bir olmazsa olmazımızdır.
İşte bu gerekçelerle toplumsal dokuya uymayan ve dıştan beslenen kurumların kurulmasına-örneğin külliyeler açılmasına- toplumun oturup kalkmasına, Diline, 13. Maaşına karışılmasına, toplumsal kurumların özelleştirilmesine ve tekelleşmesine karşı durmamız, geçtim sosyalist duruşu en azından "ilericilik" ve halkçılık adına oldukça önemlidir...


DENGE
Bilinmesi gerekir ki, ancak ve ancak sermaye ile emeğin dengesinden sağlıklı bir ekonomi doğabilir!
Diğer bir önemli konu da sosyal getirilerin bireysel kazançlarla orantılı olması gereğidir...yani,
eğer birileri yüksek ücret alıyorsa, topluma dönük önemli sosyal katkıları da yapabilmelidir...
Ne yazıktır ki bugüne kadarki yaşanmışlığın en önemli bedeli; Doğal kaynakları tüketmeye ve çevrenin bozulmasına dayanıyor...
Halbuki bir ülkenin en önemli kamu kaynağı, insandır...
Hakkaniyetten, eşitlik ve adaletten uzak durmak, bu önemli kamu kaynağının göç etmesine sebep olur!

Sonuç olarak sevgili dostlar, maalesef gelecek nesillerimizi birçok açıdan daha fakir bırakıyoruz...
Fakat ne yazık ki, GSYİH ve Merkez Bankası göstergeleri bunu yansıtmıyor...! Büyüme gösteriyorlar..! Ekonomik pasta büyüdü deniyor..!; ancak bu pastanın eşit ve adil bölüşülmediğini toplum yaşayarak ve giderek fakirleşerek görüyor...
Netice itibarıyla sevgili dostlar, partimizin güvene dayalı ilişkilerden uzaklaşmaması, yasal zorlamalara dayanan piyasa odaklı ilişkileri tercih etmemesi gerekir; bunun aksi hiçbir partilimiz ve partimizden umut kesmeyen halkımız tarafından kabul edilebilecek bir uygulama olamaz; olmamalıdır da...

Her taraf ve her kesim biliyor ki; Bir ülke ağırlıkla ve özellikle kendi imkânları çerçevesinde yaşamalıdır.
Eğer böyle yaşamayı becerebilmemiz isteniyorsa, bu konuda atılabilecek ilk adımların başında "temsil yetkisi" ile karar veren kişilerin görevlerine meritokrasi ile gelmelerinin önünü açmak gelir kanısındayım...

Bu yazı toplam 1394 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar