1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. (Siyasal) ‘İslamcılık’ Tartışmaları Üzerine...
(Siyasal) ‘İslamcılık’ Tartışmaları Üzerine...

(Siyasal) ‘İslamcılık’ Tartışmaları Üzerine...

Hakkı Yücel: Türkiye basınında, bir süredir, ağırlıklı olarak İslami kesimler arasında -arada laik demokrat kesimlerden katılımlarla da- (siyasal) ‘İslamcılık’ merkezli ilginç bir tartışma yaşanıyor.

A+A-

 

 

Hakkı Yücel

yucelh@kibrisonline.com

 

Türkiye basınında, bir süredir, ağırlıklı olarak İslami kesimler arasında -arada laik demokrat kesimlerden katılımlarla da- (siyasal) ‘İslamcılık’ merkezli ilginç bir tartışma yaşanıyor. Konunun gündeme gelmesi belki ilk değil, ancak bu denli geniş katılımlı ve çok boyutlu olması bakımından bir ilkin yaşanmakta olduğunu söylemek mümkün. Entelektüellerden akademisyenlere ve köşe yazarlarına kadar uzanan geniş bir kesim bu sürece katkı koyuyor. Tetikleyicisi olması itibarıyla AKP iktidarı ve uygulamalarının vesile teşkil ettiği,  buradan hareketle ilk bakışta (siyasal) ‘İslamcılık bitti’ diyenlerle (siyasal) ‘İslamcılık bitmedi, asıl şimdi gerekli’ diyenler şeklinde ikili bir saflaşmanın oluştuğu söylenebilirse de, konunun arka plânında, siyasal-ideolojik olmanın ötesinde teolojik-felsefi-kültürel değerlendirmelere kadar varan çok daha geniş ölçekli niteliksel bir kapsam var. Tartışmalara ilgiyi artıran ve önem atfeden de bu olsa gerek. Bu süreci başlatan kişi olarak Ali Bulaç’ın 20.08.2012 tarihli Zaman Gazetesi’nde yer alan “Tartışma bitti, defter yeniden açılıyor” başlıklı yazısında, bugüne kadar devam edegelen tartışmaların Ufuk Yayınları tarafından kitaplaştırılacağını haber vermesi de bunu doğruluyor.

 

Ramazan ayı boyunca süren ve daha da sürecek gibi görünen (siyasal) ‘İslamcılık’ tartışmaları, konuyla ilgilenenlerin birçoğunun söyledikleri gibi tesadüfen başlamış ya da sadece entelektüel talep ve alanla sınırlı, geçici bir durum değildir. Arkasında çok daha sahici, günümüze ait gerçekler ve gerekçeler vardır. Bunların bir tanesi, bugün artık üçüncü iktidar dönemini yaşayan,  şimdiye kadar ayağına batan ve rahat hareket etmesini engelleyen dikenlerin büyük kısmını arkasına aldığı yoğun destekle temizleyerek iktidarını sağlamlaştıran, böyle olduğu için de destekçilerinin beklentilerini yerine getirme konusunda artık mazeret beyan etme lüksü olmayan AKP’nin  siyaset ve yaşam alanlarını dönüştürme, değiştirme pratiğinin mahiyetidir. Bir başka deyişle AKP’nin (siyasal) ‘İslamcılık’la (onun tarafından) imtihanıdır. Bir diğeri ise Arap dünyasında yaşanan ve ‘Arap Devrimi’ olarak nitelendirilen yeni sürecin siyasal bir ideoloji olarak ‘İslamcılık’ı ciddi bir alternatif olarak gündeme getirmesidir. Bu iki gerekçe yanyana konulduğunda (siyasal) ‘İslamcılık’ tartışmalarının bir tesadüf değil, tam aksine koşulların zorladığı bilinçli bir seçim olduğu açığa çıkmaktadır. Neden böyledir?

 

Üç ciltlik “Türkiye’de İslamcılık Düşüncesi” başlıklı çalışmasıyla Türkiye’de konunun en yetkin uzmanlarında birisi kabul edilen ilahiyatçı İsmail Kara ‘İslamcılık’ı şöyle tarif etmektedir: “İslamcılık 19-20 yüzyılda İslamı bir bütün olarak (inanç, ibadet, ahlâk, felsefe, siyaset, hukuk, eğitim...) ‘yeniden’ hayata hâkim kılmak ve aklıcı bir metodla Müslümanları, İslam dünyasını batı sömürüsünden, zalim ve müstebit yöneticilerden, esaretten, taklitten, hurafelerden kurtarmak, medenileştirmek, birleştirmek ve kalkındırmak uğruna yapılan aktivist ve eklektik yönleri baskın siyasi, fikri ve ilmi çalışmaların, arayışların  bütününü ihtiva eden bir harekettir..” Bu tariften de anlaşılacağı üzere ‘İslamcılık’ ‘modern dönem’in ideolojisidir, başlangıç itibarıyla batının saldırıları karşısında yaşanan yenilgilerin, buradan doğan mağduriyetlerin ve ezikliğin tetikleyerek ortaya çıkardığı  bir ‘yeniden’ diriliş ve direniş hareketidir.  Burada din ve medeniyet olarak da İslamın ‘yeniden’ ihyası temel bir hedef olarak görülmekle beraber, sürecin daha çok siyasal bir ideoloji ve pratik olarak ön kazanacağı da aşikârdır. Bu bağlamda siyasal İslamcılık son kertede diğer modern siyasal ideolojiler gibi iktidar olmayı, devleti ele geçirmeyi, devleti ve toplumu İslami esaslar üzerinden yeniden düzenlemeyi amaç edinecektir.

 

Ne var ki, bütüncül ve çok boyutlu bir tanımlamayı içeren ‘İslamcılık’, özellikle siyasal bir ideoloji olarak öne çıktığı anda bu bütünsellikten uzaklaşacak, farklı İslami coğrafyalarda farklı (siyasal) ‘İslamcılık’ algılarının doğmasına yol açacaktır.  Bir bakıma doğal olan bu gelişim süreci, dışardan da  manipüle edildiği oranda kendi içinde (iç) çatışmaları körükleyecek, ‘İslamcılık’ın nihai hedefine ulaşması yolunda ciddi sorunlar yaratacak,  yükselişe geçtiği coğrafyalarda dahi başta kanlı mezhep çatışmaları olmak üzere yaşanan olumsuzluklar, ‘İslamcılık’ tanımının öngördüğü çerçevede “İslamı bir bütün olarak yeniden hayata hâkim kılmak” çabasını  başarısızlığa uğratacağı gibi, onu sorgulanır hale de getirecektir.  

 

Osmanlı’da da 19.ncu yüzyılın ortalarından itibaren görülmeye başlayan İslamcılık hareketleri ise, seçimini batıdan yana yapan laik Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla, siyasal-ideolojik bir hareket olarak ağırlığını kaybedecek, cumhuriyet rejiminin kendisi tarafından sistemin dışına çıkarılacaktır. Bu dönemden başlayarak (siyasal) ‘İslamcılık’, rejimin kuşatması ve denetimi altında varlığını daha çok entelektüel alanla sınırlı kültürel- sosyal çalışmalar ve örgütlenmeler düzleminde sürdürecek, bir bakıma kuluçka dönemine yatacaktır.  Bu hal çok partili siyasal yaşama geçene kadar devam edecek, bu dönemle birlikte Türkiye’de ‘İslamcılık’ yeniden uç vermeye, daha çok görünür olmaya başlayacak, fikri anlamda tercüme eserlerle beslenecek, tam karşılığı olmasa da kendine yakın bulduğu kötünün iyisi (ehven-i şer) siyasal hareketlerin içinde ayakta durmaya, güç devşirmeye çalışacaktır. Siyasal İslamcılık’ın asıl karşılığını bulacağı hareket, 1970 yılında kurulan ve ‘Milli Görüş Hareketi’ olarak nitelendirilecek olan Milli Nizam Partisi olacaktır. Bu yeni hareket, “önce ahlâk ve maneviyat” düsturu ile yola çıkması, İslami referanslara vurgu yapması, İslami duyarlılıkları gözetmesi, İslami sembolleri kullanması, “adil düzen” önermesi, anti-batıcı olması, İslam dünyasına yönelik ilgileri bakımından geleneksel sağ-muhafazakâr partilerden farklılık göstermektedir ve bu nedenle İslami kesimlerin cazibe merkezi olmaktadır. Burada farklılıklarını ve sivriliklerini törpüleyerek yoğunlaşan ‘kutsal ittifak’  yeni hareketin kısa sürede gelişmesini ve büyümesini getirecekse de aynı anda sistemin üzerindeki kuşatmasını ve denetimini de artıracak,  bir yanda askeri vesayet, diğer yanda yargı, bir diğer yanda kemikleşmiş bürokrasi gerekli gördüğü anda ona  müdahale etmekten, ayar vermekten kaçınmayacaktır. Nitekim söz konusu hareket, çeşitli kereler kapatma cezalarına, muhtıralara  maruz kalacak, ancak bu baskılar bir biçimde savuşturularak düşe kalka yola devam edilecektir. Türkiye’de  (siyasal) İslamcılık’ın yaşadığı serüveni işaret eden bu süreç, 2001 yılında Ak Parti’nin kurulması ve 2002 yılında tek başına iktidar olmasıyla niceliksel olduğu kadar niteliksel anlamda da mahiyet değiştirmeye başlayacaktır.

 

‘Milli Görüş’ çizgisinin bir devamı olarak kurulan Ak Parti daha kuruluş aşamasında kendini bu hareketten farklı kılacak yeni bir tanımlamaya gitmiş ve “muhafazakâr demokrat” bir parti olduğunu , bunun manifestosunu da yazarak, deklere etmek suretiyle yola çıkmıştır. Evrensel ölçekte yaşanan gelişmeleri de göz önüne alarak, samimi ya da gayri samimi, ‘değişim’i bir zorunluluk olarak gören, bu bağlamda kitleselleşmeyi hedef alarak kategorik sınırlarını esneten, sistemle çatışmayı değil uyumu gözeten, siyasal hedeflerini AB ve demokratikleşme olarak belirleyen AKP, arkasına aldığı büyük destekle bu yolda somut adımlar atarak bunun meyvelerini toplamaya başlamıştır. Bu süreç zaman içinde, cumhuriyet rejiminin İslami kesimler üzerindeki baskısını ve denetimini giderek ortadan kaldıran bir mahiyet kazanmış, AKP’nin ard arda gelen iktidar dönemleri askeri vesayetten başlayarak, yargının ve bürokrasinin gücünü elinden alarak bugüne kadar hareket etmesini engelleyen ayak bağlarından teker teker kurtulmasını sağlamıştır. Ortaya çıkan tablo özetle şudur: İslami kesim artık siyasi ve bürokratik kadrolarıyla iktidardır; ekonomik gücü ve yeni zenginleri, medyası ve sivil toplum örgütleri, üniversiteleri, akademsiyenleri ve entelektüelleri ve nihayet farklı toplumsal kesimleriyle kamusal hayatın içindedir,modern seküler dünyaya dahil olmuştur, o dünyanın nimetlerinden yararlanmaktadır. Bu durum kaçınılmaz olarak İslami kesimin kendi içinde sancılı bir dönemi gündeme getirecektir.

 

(Siyasal) ‘İslamcılık’ tartışmalarının başladığı yer de işte tam burasıdır. Bugüne kadar rejimin baskıları ve denetimi altında oluşan ‘kutsal ittifak’ bu noktada sarsılmaya başlamıştır.   Üzerindeki baskı ve denetimlerin ortadan kalkmasına bağlı olarak şimdiye kadar sümen altına itilen farklılıklar açığa çıkmış, farklı kesimlerin ertelenmiş beklentilerini, bu konudaki taleplerini dillendirmeye başlamaları ile ittifak çözülmüştür. Burada ikili bir saflaşma oluşmuştur. (Siyasal) ‘İslamcılık’ı bir kurtuluş reçetesi olarak önerenlerin özetle söyledikleri şunlardır: İktidar, her ne kadar önemli mesafeler kazanılmış olsa da, AKP’yi bozmuştur, İslami referanslarla bağını koparmıştır, “önce ahlâk ve maneviyat” diyen “komşum açsa ben tok olamam hâdisini düstur edinenler maveviyatı da ahlâkı da terk etmişlerdir, dünya nimetleriyle gözleri dönmüştür, hırslarına yenilmiş yeni zenginler -dünyalılar-  olmuşlardır. Bu aşamada dini sembollerle sınırlı söylemler, zevahiri kurtarmaya yönelik olmak üzere atılan göstermelik adımlar işin özüne aykırıdır, göz boyamaktır, hedef şaşırtmaktır. Yapılması gereken ana referanslara -Kur’an’a ve sünnete- geri dönmek, içtihat kapısını açmak, (siyasal) İslamcılık’ı ‘yeniden’ diriliş rehberi olarak esas almaktır. Aynı anda Arap dünyasında yaşanan gelişmeler de bu seçimi zorunlu kılmakta, (siyasal) İslamcılık’a evrensel ölçekte seçenek olabilecek kadar büyük, tarihsel bir fırsat ve şans sunmaktadır. Buna karşılık artık (siyasal) ‘İslamcılık bitti’ diyenler ise, modern ideolojilerin tümü gibi, İslamcılık’ın da evrensel ölçekte yaşanan gelişmeler ve bugünün dünyasına ait gerçekler karşısında yetersiz kaldığını, seküler olanla dinsel olanın sınırlarının artık aşındığını, günümüz dünyasında modern insanın (siyasal) ‘İslamcılık’tan bağımsız dindar birisi olarak yaşamasının mümkün olduğunu,  yürürlükteki AKP anlayışı ve uygulamalarının İslami bir zafiyet değil, gereklilik olduğunu öne sürmektedirler. Bu belirgin saflaşmanın dışında yer alan farklı kesimlerin kimileri ise konuyu siyasal ideoloji olmanın ötesinde -onunla birlikte- felsefi (ontolojik)  ve kültürel (kimlik-medeniyet) boyutları ile irdelemek, “her Müslüman İslamcı mıdır-İslamcı olmak zorunda mıdır?” sorusuna yanıt aramak suretiyle katkı koymaktadırlar.

 

Ağırlıklı olarak İslami kesimler arasında sürdürülen bu tartışmalar nereye varır, AKP iktidarı bundan nasıl etkilenir, dünün ‘bir lokma bir hırka’ anlayışını erdem olarak kabul eden Müslümanlar, bugünün yeryüzü cennetinin nimetlerini tattıktan sonra yeni hayatlarından geri dönerler mi, bunu zaman gösterecektir. Ancak yaşananları sadece spesifik bir problematiğin tartışılması (İslami kesimin iç sorunu) olarak izlemek ve oradan sonuçlar çıkarmak kanımca bu süreci eksik okumaktır. Burada önemli olan bir başka husus daha vardır, o da şudur: İster bütün zamanlar için geçerli olduğu iddiasını taşıyan, aşkın dinsel kategoriler olsun; ister doğruyu kendine mal etmiş ideolojik kategoriler olsun, tarihselleştikleri oranda, yani zamanın akışkanlığı ve değişkenliği karşında kaçınılmaz olarak aşınacaklardır. Bu da içinde yaşadıkları zamanı, hayatı , olayları ve olguları anlamaya ve müdahil olmaya yönelik olarak onların yeniden gözden geçirilmelerini, değişim ve dönüşümlerini zorunlu kılacaktır. Bütün mesele bunu, aslını korumak adına ne değişim ve dönüşümü reddeden özcü  bir yaklaşım bağnazlığına saplanmadan, ne de özü tümden reddederek değişim adına her yolu mübah, değerleri ve ilkeleri yok sayan savrulmalara düşmeden yerine getirebilmektedir..

 

Bu bağlamda, (Siyasal) İslamcılık tartışmalarından sadece İslami kesimlerin değil, başkalarının da çıkaracakları önemli dersler olduğunu düşünüyorum..

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1014 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler