1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Sivil toplum ve birey: Kısa bir teorik sunuş
Sivil toplum ve birey: Kısa bir teorik sunuş

Sivil toplum ve birey: Kısa bir teorik sunuş

Enver Ethemer: Bütün insanlarda bir tehlike mevcuttur. Özgür bir devlet için tek kural şu olmalıdır: Güce sahip olan herkes halkın özgürlüğü için bir tehlikedir

A+A-

Enver Ethemer

eethemer@yahoo.com

 

 

Bütün insanlarda bir tehlike mevcuttur. Özgür bir devlet için tek kural şu olmalıdır: Güce sahip olan herkes halkın özgürlüğü için bir tehlikedir.  

 

Bir yandan faşist dayak seanslarının yaşandığı toplumsal eylemler, diğer yandan kamu kuruluşlarının gelişigüzel milliyetçi neoliberal sermayeye peşkeş çekildiği durumlar ve tüm bunlar yetmezmiş gibi temel hak ve özgürlüklerimizi ve insan haklarını ayaklar altına alan polis uygulamaları… Küçük ama bir o kadar da büyük sorunlar sarmalında çalkalanan bir toprak parçası Kuzey Kıbrıs.  Bu noktada sivil toplumu irdelemek, sivil iradenin yapısını değerlendirmek ve demokratik-politik kültürümüzü kritik olarak okumak için bir yazı dizisi hazırlamak istedim. Bu ilk yazıda sivil toplum, birey ve tahakküm ilişkisini ele alacağım.  

 

Sivil toplum olgusu, birey, devlet ve demokrasi kavramları ile yakından ilişkilidir. Demokratik olmayan bir örgütün, bireyin birey olarak kabul edilmediği bir yapılanmanın, devletin güdümünde olan bir grubun sivil toplum olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu özelliklere sahip olmayan yapılanmalar görünüşte sivil alanda bulunabilirler; ancak modern bir sivil toplum olarak algılanmaları mümkün değildir. Sivil toplum örgütlerinin bazı temel niteliklere sahip olmaları gerekir. Sivil toplum bireye nihai seçme şansını veren ve sorumluluk üstlenmesini gerektiren bir ilişkiler bütününü ifade etmektedir. “Sivil toplum bir yandan bireyi ön plana çıkarırken diğer yandan da bireye sorumluklar yüklemektedir.” (Vergin, 2000: 245). Birey kendi tercihlerini özerk kararları ile almaktadır; böylelikle bireysellik ön planda olurken, belli ortak değerlerde birleşme de birey olgusu ile birlikte düşünülmelidir.

 

Sivil topluma ait bir özellik olarak bireyin, her türlü tahakkümden uzak, kendi ayakları üzerinde durabilmesi ve özne haline gelmesi gerekir. Bireyin tam olarak özneleşemediği, grubun veya devletin baskısına boyun eğdiği bir yapı içerisinde, sivil toplumun gelişmesi beklenemez. Bireyin özgürleşemediği bir toplumda, buna bağlı olarak da devletten özerkleşmiş sivil toplum örgütleri ortaya çıkamayacaktır. Sivil toplumun işleyişi içerisinde de iktidar yapısı açısından demokratik bir işleyiş gereklidir. Eğer bir sivil toplum örgütü bunları gerçekleştirememişse, “özgürlük ve özerklik alanı olarak tanımlanan sivil topluma, despotizm, bizzat sivil toplum grupları tarafından taşınmış olur.” (Erdoğan Tosun, 2001: 150). Sivil toplum kavramı bireye vurgu yaparken, siyasal sistem içerisinde de yurttaş kavramı ön plana çıkar. Sivil toplum, bireyselliğin yok sayıldığı cemaat kavramına değil, yurttaşlık kavramına vurgu yapmaktadır. Batı’da yaşanan dönüşümler sonucu ortaya çıkan ve siyasal alanda ağırlığını hissettiren birey ve bireyin özerkliği sivil toplum çözümlemeleri açısından merkezi bir öneme sahiptir. Modern anlamda bir sivil toplum oluşumunda birey veya yurttaş önemli bir belirleyici öğe durumundadır. Sivil toplumun işleyişinde birey temel alınmalıdır. “Sivil toplum, birim olarak sınıfları, cemaatleri, etnik grupları ele alan değil, yurttaşı temel alandır.” (Kuçuradi, 1998 içinde Yıldız, 2004b: 86).

 

Sivil toplumun yurttaşlık kavramını temel alarak işlemesi, yurttaşı, pasif konumdan özne haline getirmektedir. Özne konumuna gelen yurttaş, siyasal alana da özne olarak katılmaya başlar. Özne konumuna gelebilmiş bireylerden oluşan bir sistemde, “ortak iyinin farklı algılanışı sonucu bireysel kimliklerin oluşumuna olanak tanıyan söylemlerin ve sembollerin oluşturduğu bir pratik” süreci yaşanır (Sarıbay, 1994:19). Birey, sistem içerisinde kendi gücünün farkına varabilmelidir. “Gerçekten, kendi gücünün farkına varan ‘birey’ olmanın tadını hissederek yaşamaya başlayan birisi, herhangi bir mesele karşısında, ortaya net bir tavır koyarak, bireysel farklılığını ‘bir toplumsal çekim merkezi’ haline dönüştürerek, yani ‘bir siklon’ yaratarak, bunu çevresine ilan edebilir.” (Yaman, 2000: 11). Bu şekilde bir yapılanma içindeki birey kendi ayakları üzerinde durabilen ve kendi özerkliğini gerçekleştirebilen bir birey tipidir. Sivil toplumun oluşabilmesi ve gelişebilmesi için böyle bir birey tipi olması gerekendir. “Ama durum böyle değilse, birey ihtiyaç duyduğu kişiliği bir başka çekim merkezinden ithal ederek (doğu kültüründen veya batı kültüründen) kendi özgüvenini kazanıyor ise, bu tür bir sivil modelin yürümediği gerçeği ortaya çıkmaktadır.” (Yaman :11).

 

Sivil toplum konusunda yurttaşa yapılan vurgu, sivil toplum kavramının yurttaşlık olgusuyla yakın ilişki içinde olduğunu, hatta yurttaşlık bilincinin sivil toplum açısından hayati öneme sahip olduğunu ortaya koyar. “Demokratik toplumlarda, tüm yurttaşlar, bağımsız ve güçsüzdür; kendi başına hemen hemen birer hiçtirler ve kimse yardım etmesi için hemcinsini zorlayamaz, dolayısıyla, yurttaşlar özgür ve karşılıklı yardımlaşmayı öğrenmezlerse, mutsuzluk içinde her şeyden mahrum kalırlar.” (Ergüden, 2001:7-8). Bu çerçevede sivil toplum, gönüllülük esasından hareket ederek yurttaşlık kavramını beraberinde getirmektedir. Yurttaşlık ve öne çıkan birey; ancak diğer yurttaşlarla sürekli birlikte olan bir birey tipi ise, sivil toplumun özelliğine uygun olur. Sivil toplum konusunda Gellner, modüler insanın belirleyici olduğunu ileri sürmektedir. Sivil toplumun gelişmesi için ‘modüler insan’ belirleyici bir öğe olmaktadır. Modüler insan kavramı, belli bir eğitim seviyesine erişmiş, belli donanımlara sahip, yetenekleri ve sonradan kazandığı donanımlar sonucu yaşamda belli yerlere gelebilen bir insan tipini ifade etmek için kullanılmıştır. Modüler insanın ortaya çıkışı, “yerel kültürel cemaatlerin zayıflayıp milli cemaatlere (ulus-devletler) dayalı daha büyük siyasi birimlerin ortaya çıktığı milliyetçilik döneminde tarih sahnesine girmiştir” (Gellner, 1994:98). Gellner’e göre modüler insan, sivil toplum konusunda bireye, yurttaşa karşılık gelmektedir. Sivil toplumun gelişmesinde belirleyici olan modüler insan, siyasal yapılanma olarak ulus-devletlerle birlikte ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla, geleneksel değerlerin egemen olduğu, ulus-devlet yapılanmasının görülmediği toplumlarda modüler insan tipinin yetişmesi mümkün olmamaktadır. Modüler insan, Gellner’in tanımına göre modern dönem insanıdır. Bu insanın var olduğu siyasal yapılanma da modern dönemin siyasal yapılanması olan ulus-devlettir. Sivil toplumda vatandaşlık kavramına yapılan vurgu, bireylerin aktif birer özne konumuna gelmeleri ile ilgilidir. Dolayısıyla kendini, cemaat gibi, toplumsal yapıların egemenliğinden kurtaramamış, sivil anlamda bir özne olamamış bireylerden oluşan sivil yapılar sivil toplum açısından bir anlam ifade etmezler.

 

Modern zamanda, sivil alanda olmak doğrudan özgürlük, özerklik ve yurttaş olmayı sağlamaz. Günümüzde popüler değerlendirmenin aksine sivil alanda bulunan her yapı sivil toplumun özgürleşmesini sağlamada yetersizlik gösterebilir. Sivil toplum neoliberal politikaların elinde birer araç konumuna gelebilir. “Sivil toplum, her derde deva olmadığı gibi, katıksız özgürlüğün ideal alanı da değildir. Onun mikro dünyalarında çok sayıda çatışma ve güç odakları ve dolayısıyla sömürü, baskı ve dışlama noktaları da vardır.” (Hall, 1995 içinde Yıldız, 2004a: 47). Keane de sivil toplumun koşulsuz özgürlük, eşitlik, bireysellik ve çoğulculuk sağlamadığı görüşündedir (Keane, 1993: 32). Bu yüzden sivil toplum, sahip olduğu “sivil” kelimesinden dolayı kendiliğinden bir eşitlik, özgürlük, bireye yaşam alanı doğurmaz. Sivil toplum, kendi yapısı içinde her zaman demokratik bir işleyiş getirmez. Demokratik bir işleyiş, bir yapılanma ortaya koyabildikleri gibi, bu tür bir yapılanmayı ortadan kaldırmaya, kendi görüşlerince bir dönüşüm amaçlayabilirler. Giddens’a göre “küresel sahnede yeni yeni belirmeye başlayan ‘hak arama örgütleri’ ve ‘hükümet dışı yapılanmalar’, kendi başlarına herhangi bir idare mekanizması yaratamazlar; çünkü hükümetin varlık nedeni, bizzat bu grupların ileri sürdüğü farklı iddialar arasında bir mutabakata varmaktır.” (Giddens, 2000:179).

 

Buradan hareketle sivil toplum yapılanmasından anlaşılması gereken, toplumsalın parçalanması değil, belli ortak değerler üzerinde uzlaşmaya dayanan bir işleyiş olmalıdır. Sivil alan içinde karşıtlıklar, toplumsalın sonunu değil, farklılıkların biraradalığını amaçlamalıdır. Sivil alan içinde ortaya çıkan sosyal yapılanmalar, modern bir toplumda güç ve tahakküm üreten mekanizmalar olamaz. Çünkü bu tür sivil toplum örgütlenmelerinin doğası gereği modernliğin getirisi olan, demokrasi, eşitlik, yurttaşlık bilinci ile aynı doğrultuda olmaları gerekir.

 

*Gelecek hafta: Sivil toplumda, devlette ve Kuzey Kıbrıs’ta politik ve demokrasi kültürünün analizi

 

 


Referanslar

Erdoğan Tosun, Gülgün. Demokratikleşme Perspektifinden Devlet-Sivil Toplum İlişkisi, Alfa Yayınları, İstanbul, 2001.

 

Ergüden, Işık. Sivil Toplum Örgütleri-Neoliberalizmin Araçları mı, Halka Dayalı Alternatifler mi?, Çev. Işık Ergüden, WALD Demokrasi Kitaplığı, İstanbul, 2001.

 

Gellner, Ernest. Conditions of Liberty, Civil Society and Its Rivals, Centre for the Study of Nationalism, Cetral European Universty Prague, 1994

 

Giddens, Anthoney. Üçüncü Yol, Sosyal Demokrasinin Yeniden Dirilişi, Birey Yayıncılık, Çev. Mehmet Özay, İstanbul, 2000.

 

Keane, John. Sivil Toplum ve Devlet -Avrupa’da Yeni Yaklaşımlar-, Çev. Erkan Akın, Aksu Bora, Ahmet Çiğdem vd., Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 1993.

 

Sarıbay, A. Yaşar. “Sivil Toplum: Universitas mı, Societas mı?” Sivil Toplum Dergisi, C:1, S:1,İstanbul, 2003.

 

Vergin, Nur. Din, Toplum ve Siyasal Sistem, Bağlam Yayıncılık, İstanbul, 2000.

 

Yaman, Yücel. “Tek Dikenli Deniz Kestanesi Topla mıdır, Kel midir?” İdris Küçükömer Anısına Türkiye’de Sivil Toplum Arayışları, Demokrasi Kitaplığı, Araştırmalar, Tartışmalar, Deneyimler 5, WALD, 2000.

 

Yıldız, Özkan. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğinin Epistemolojik Düzeyi, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Ege Üniversitesi SBE, İzmir, 2004a.

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1169 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler