1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Sistem Nedir? Nasıl Değiştirilir?
Sistem Nedir? Nasıl Değiştirilir?

Sistem Nedir? Nasıl Değiştirilir?

Tufan Erhürman: Son zamanlarda sağcısından solcusuna herkes sistem değişikliğinden söz ediyor ülkemizde.

A+A-

                                                                                     Tufan Erhürman

                                                                                     tufaner@yahoo.com

 

Son zamanlarda sağcısından solcusuna herkes sistem değişikliğinden söz ediyor ülkemizde. Genelde status quo’yu koruma işlevi gören sağcıların dahi böyle bir noktaya gelmelerinin en azından sistemin sürdürülebilir olmadığı konusunda genel bir oydaşmanın ortaya çıkması açısından sevinilmesi gereken bir durum teşkil ettiği düşünülebilir. Bununla birlikte, sevinmek için bu kadar acele etmemekte yarar vardır. Sağda yer alan ideolojilerden çok fazla muhafazakâr olmayanların yöntemi pragmatizmdir. Status quo krize girdiği ve herkesin artık bir şeylerin değişmesi gerektiğini düşünmeye başladığı noktada onlar hemen öne fırlarlar ve “değişim”in öncülüğünü yapmaya başlarlar. Böyle bir anda dikkat edilmesi gereken, aslında sistemi değiştirmeyi değil, ufak tefek tadilatlarla devamını sağlamayı hedeflemeleridir. Sistemin özü değişmedikçe, “yenilik”lere kapalı olmak elbette sağ için gerekli değildir.

 

Kıbrıs’ın Kuzeyindeki Sistem Nasıl Tanımlanabilir?

Bir sistemin değişmesi gerektiğini savunuyorsanız, ne dediğinizin anlaşılabilmesi için yapmanız gereken ilk iş, değişmesini istediğiniz sistemi tanımlamaktır.

Nasıl tanımlanabilir bugün Kıbrıs’ın kuzeyinde hüküm süren sistem? Kabaca söylersek, tanımın birbirine göbekten bağlı üç temel unsuru vardır sanırım:

1. Çok uzun bir süreden beri devam eden olağan dışı hâl sistemin birinci tanımlayıcı unsurudur. Kıbrıs sorununun çözülmemesi ve KKTC’nin tanınmaması (dahası en azından kısa ve orta vadede tanınacağının umut edilmemesi) ülkede siyasi, ekonomik ve hukuki öngörülebilirliği ortadan kaldırmış, dumura uğramış bir sistem yaratmıştır.

2. Silahlı kuvvetlerin ve polisin sivile bağlı olmadığı, Merkez Bankası’nın başında dost ve kardeş de olsa başka bir ülke tarafından atanan bir kişinin bulunduğu ve Meclis’in maaşlar ödenebilsin diye geçirmeye hiç de istekli olmadığı yasaları bir gecede geçirmek zorunda kaldığı bir ülkede yaşadığımıza göre, her şeyden önce, egemenliğe, demokrasiye ve modern sivil yönetim tarzına dayanmayan bir vesayet rejimi hüküm sürmektedir bu ülkede.

3. İzolasyonlar, patronaj sistemi (ve partizanlık/insan kayırmacılık), üretime dayanmayan bir model ve vergi toplayamayan bir idari yapı tarafından belirlenen, klasik anlamda liberal ya da sosyalist olduğu asla söylenemeyecek olan “ekonomik sistem” tanımlayıcı unsurlardan üçüncüsüdür.

 

Sistemin Değiştirilmesine Yönelik Öneriler

Sistemin değiştirilmesi gerektiğini söyleyenlerin bu unsurlardan hangilerine yoğunlaştığı üzerinde düşünmek, “değişim”den herkesin farklı şeyler anladığını fark edebilmek açısından önemlidir.

 

1. Birinci Grup Değişimciler

Bu grupta yer alıp da değişimi savunanlar, sistemle ilgili birinci tanımlayıcı unsuru görmezden gelmektedirler. Son zamanlarda KKTC’nin kısa veya orta vadede tanınacağından umudu kesmiş de olsalar, olağan dışı hâlin ortadan kalkması onlar için hâlâ çok da arzu edilen bir şey değildir. Bu unsurla ilgili temel yaklaşımları, uluslararası konjonktürün değişmesini ve KKTC’nin tanınmasını sabırla beklemektir.

Bu grupta yer alan değişimciler sistemin ikinci unsurundan da şikâyetçi değillerdir. Bir kısmına göre patronaj sistemi (ve partizanlık/insan kayırmacılık), diğer bir kısmına göre ise uluslararası konjonktür bu unsurun şu an için değişmemesini gerektirmektedir. Patronaj sistemini öne çıkaranlara göre, bu ülkede partizanlık o kadar yerleşmiştir ki silahlı kuvvetlerin ve polisin sivile bağlanması ve Merkez Bankası başkanının seçimle iş başına gelenler tarafından atanması sisteme daha da büyük zarar verecektir. Uluslararası konjonktürü öne çıkaranlar açısından bakıldığında da, olağan dışı durumun ortadan kalkmadığı koşullarda bu unsurda değişikliğe gitmek bize yarar sağlamayacak, zarar verecektir.

Bu grupta yer alanların bir kısmı, sistem değişikliğini bir kelime oyunuyla siyasal sisteme (ya da rejime) değil, hükümet sistemine endekslemekte ve başkanlık sisteminin sorunları çözeceğini iddia etmekte ancak bunun nasıl olacağını tartışmaktan özenle kaçınmaktadırlar.

Özetle söylenirse, bu grubun “değişim”den söz ederken gündeme getirdiği tek öneri, aslında üçüncü unsurun (yani “ekonomik sistem”in) değişmesidir. “Ekonomik akıl”, “çağdaş ekonomik yapı”, “rekabetin artırılması” ve “uluslararası topluma entegrasyon” gibi kavramlar aracılığıyla meşrulaştırılmaya çalışılan “yeni” ekonomik model aslında ekonomik liberalizm, yani kapitalizmdir. Bu amaçla özelleştirmelere hız verilmeli, kamu küçültülmeli ve kamuda çalışmanın cazibesi ortadan kaldırılmalı, sendikalar zayıflatılmalı, ücretler ve sosyal haklar mümkün olduğunca kısılmalıdır.

Ancak, bu grupta yer alanlar, böyle bir değişimin, bugünkü koşullarda stratejik kurumların yabancı özel tekellerin eline geçmesi anlamına geldiğini ve bunun da liberal ekonomi açısından kabul edilemez bir şey olduğunu iddia edenlere tatmin edici yanıtlar verememektedirler.

Bu grupta yer alanların büyük çoğunluğu bugün sağ partiler içinde çalışanlar ve düşünceleriyle bu partilerin yanında yer alanlardır.

 

2. İkinci Grup Değişimciler

Bu grubun üyeleri genelde sol partiler içerisinde yer almaktadırlar. Bu grupta yer alanlar üçüncü tanımlayıcı unsura (yani ekonomik sisteme) ilişkin öneriler açısından birinci grupta yer alanlarla tamamen aynı görüştedirler.

Bu gruptakileri birinci gruptan ayıran esas nokta, birinci ve ikinci unsurlar konusundaki yaklaşımlarıdır. Partilerinin klasik pozisyonlarından ve geçmişle tutarlılık kaygısından, bir kısmı da gerçekten hâlâ böyle düşünmelerinden dolayı sistemin birinci ve ikinci unsurlarında da değişimin şart olduğunu (eskisi kadar gür bir sesle olmasa da) dillendirmeye devam etmektedirler. Ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin (özellikle de AKP hükümetinin) güçlenen pozisyonunu dikkate alarak, bu unsurlar konusunda çok da ısrarlı olmamaya özen göstermektedirler.

Grup üyelerinin bir kısmı, sistemin ilk iki tanımlayıcı unsurunda ısrarcı olmanın Türkiye Cumhuriyeti ile (ve özellikle AKP hükümetiyle) ilişkilerin bozulmasına yol açacağı, böyle bir durumun da hükümete gelip sistemi değiştirme ihtimalini ortadan kaldıracağı endişesiyle, bu konularda tamamen sessiz kalmayı dahi seçebilmektedirler.

 

3. Üçüncü Grup Değişimciler

Bu grupta daha çok sendikaları yönetenler ve sol partilerin içinde çalışanların bir kısmı yer almaktadır. Bu grubun özelliği, birinci grubun tam tersine, üçüncü tanımlayıcı unsur konusunda sessiz kalmak ve mücadelelerini ilk iki tanımlayıcı unsurun değişmesi üzerinde yoğunlaştırmaktır.

Olağan dışı durumun olağanlaşması için federal çözümü savunanlarla, Kıbrıs Cumhuriyeti’ne dönüşten başka yol bulunmadığını iddia edenler birinci unsur konusunda önemli bir ayrışma yaşamaktadırlar.

Vesayete bir an önce son verilmesi gerektiği konusunda bu grupta yer alanların en ufak bir şüphesi ve çekingenliği yoktur. Ancak aralarından bazıları, vesayete son verilmesi konusundaki mücadeleyi, Türkiye Cumhuriyeti’ni her şeyin tek sorumlusu olarak ilan etmek ve/veya Kıbrıs’taki Türkiye kökenli insanlara yönelik mücadele şeklinde anlamak suretiyle solculukla bağdaştırılamayacak ciddi sapmalar yaşamaktadırlar.

Bu grubun üçüncü unsur konusundaki ortak sorunu, ekonomik sistemin sürdürülebilir olmamasını birinci ve ikinci unsurların doğal sonucu olarak kabul edip, bu konuda öneri geliştirme sorumluluğu hissetmemeleridir. Bu konudaki tartışmaların son noktasında, Türkiye’nin Kıbrıs’taki serhat bekçileri olmaları dolayısıyla bu çarpık düzenden sonuna kadar nemalanmayı hak ettiklerini iddia edecek kadar ifrata varmaktan çekinmemektedirler.

 

Sonuç

Yukarıda yaptığım sınıflandırmadan anlaşılabileceği gibi, kendi adıma “değişim”den söz eden herkesin aynı safta yer almadığını belirlemenin önemli olduğunu düşünüyorum. Kanımca, bu üç grubun hangisinde yer alırsanız alın, sistemi kökten değiştirme iddiasında olduğunuzu ileri sürmek yanlış olacaktır.

a) Kıbrıs sorunu değişmeden hiçbir şey değişmez diyenler de,

b) “önce evimizi tertipleyelim” şiarıyla yola çıkıp ülkeye bugünkü koşullarda gerçek bir kapitalizmin (ya da ekonomik liberalizmin) gelebileceğini ve geldiği zaman sistemin değişeceğini sananlar da,

c) Siyasal sistem (rejim) değişikliğini hükümet sistemi değişikliğine (parlamenter sistemden -ya da yarı başkanlık sisteminden- başkanlık sistemine geçiş) endeksleyenler de,

d) Türkiye, askerleriyle ve TC kökenlilerle birlikte çekilsin her şey hallolur diyenler de,

e) Yalnızca Kıbrıs sorununun çözümüne ve vesayete odaklanıp ekonomik yapı değişmeksizin bu noktalarda da ciddi bir değişim olamayacağını fark edemeyenler de, fili bir tek noktasından tutup oradan tanımlamaya çalışan gözleri bağlı insanlara benziyorlar bence.

Sistemin özü değişecekse, fotoğrafın tamamını görmek ve bu sistemi tüm unsurlarıyla birlikte değiştirmeye odaklanmak gerekiyor diye düşünüyorum.

Bunun için,

a) Ülkedeki olağan dışı durumun kalkması yolunda samimi bir federalist tutum,

b) vesayet rejiminin (bu meseleyle buradaki TC kökenli insanlara yönelik tavırları ayırmayı başararak) kararlı bir biçimde reddi ve

c) ülkedeki çarpık ekonomik sistemin sınıflar ve katmanlar arasındaki uçurumları daha da derinleştirmeyen bir biçimde değiştirilmesine odaklanan sosyal devletçi bir programın hazırlanması ve savunulması gerekir.

Aksi hâlde savunulabilecek hiçbir “değişim” projesi göstermelik olmaktan kurtulamayacak ve sistemi (status quo’yu) tahkim etmenin ötesinde bir işlev göremeyecektir.

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1460 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler