1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Sistem Değişikliği - Somut Öneriler, Artılar, Eksiler
Sistem Değişikliği - Somut Öneriler, Artılar, Eksiler

Sistem Değişikliği - Somut Öneriler, Artılar, Eksiler

Tufan Erhürman: Facebook’ta kurduğumuz “Anayasa İnisiyatifi” grubunda, özellikle hükümet sistemi (parlamenter, yarı-başkanlık veya başkanlık) ve seçim sistemi konusunda çok verimli tartışmalar yaptık geçtiğimiz hafta

A+A-

 

 

                                                                                     Tufan Erhürman

                                                                                     tufaner@yahoo.com

 

 

Facebook’ta kurduğumuz “Anayasa İnisiyatifi” grubunda, özellikle hükümet sistemi (parlamenter, yarı-başkanlık veya başkanlık) ve seçim sistemi konusunda çok verimli tartışmalar yaptık geçtiğimiz hafta. Bu tartışmaların derli toplu bir biçimde toplumun daha geniş kesimleriyle paylaşılmasının yararlı olacağı kanaatindeyim. Bu yazıyı, bu düşünceden hareketle kaleme alma ihtiyacı duydum. Tartışmaya katılanlar, Kıbrıs’ın kuzeyinde bugün yürürlükte olan hükümet sisteminin ve/veya seçim sisteminin iki önemli sorunu olduğunu gündeme getirdiler genel olarak. Bunlar, sorumluluk/hesap sorulabilirlik açığı ve bölgecilik, adam kayırmacılık ve feodal ilişkilerin belirleyiciliğidir. Bu iki sorunu, çözüm önerilerini ve bu önerilerin sıkıntı yaratabilecek yanlarını aşağıda sistematik bir biçimde ele almaya çalışacağım.

 

1. Sorumluluk/Hesap Sorulabilirlik Açığı

Demokrasinin ayırt edici yanlarından biri, kamusal bir görev ifa edenlerin kamuoyuna karşı sorumluluk üstlenmesi ve kendilerinden hesap sorulabilmesidir. Bu konudaki en önemli mekanizma seçimdir (özellikle katılımcı demokrasinin uygulandığı ülkelerde, seçim dışında başka bazı mekanizmalar da vardır). Üstlendiği görevi layıkıyla yapmayan/yapamayan bir kişiden seçim döneminde hesap sorulacağı ve bu kişinin yeniden seçilmemek suretiyle cezalandırılacağı varsayılır. “Anayasa İnisiyatifi” grubundaki tartışmalara katkı koyan kimi arkadaşlar, ülkemizde bu konuda bir açık olduğu, bu açığın başkanlık sistemine geçilmesi ve seçim sisteminde bazı düzenlemeler yapılması suretiyle bir miktar kapatılabileceği kanaatindedirler. Bu iki iddiayı ve eleştirilebilecek yanlarını aşağıda ele almaya çalışacağım.

 

a) Başkanlık Sistemi

Bu sisteme geçilmesini savunanlara göre, başkanlık sisteminde yürütmenin başında tek bir kişi olduğu için, sorumluluk tamamen ona aittir ve kötü yönetimin hesabı da ondan sorulacaktır. Başkanlık sisteminin tanımlayıcı unsurlarından biri “tek kişilik yürütme” olduğundan, bu iddia ilk bakışta doğrudur.

Bu görüşe iki eleştiri yöneltilebilir:

 

(i) Başkanlık Sistemi Koalisyon İhtimalini Ortadan Kaldırmaz

Başkanlık sisteminde sorumluluk/hesap sorulabilirliğin parlamenter sistemden ne kadar farklı olduğunu daha iyi anlayabilmek için karşılaştırmalı bir analize ihtiyaç vardır. Unutulmamalıdır ki parlamenter sistemde de, başbakan, bakanlar kurulunun icraatlarından sorumludur. Yani, parlamenter sistemde de, aynen başkanlık sisteminde olduğu gibi, bir sorumlu vardır ve hesabın kimden sorulabileceği bellidir. Peki fark nerededir? Literatürde farkın, başkanlık sistemlerinin koalisyona kapalı olmasında yattığı ileri sürülür. Elbette, başkanlık sisteminde başkan tek bir kişidir ve koalisyon ilk bakışta söz konusu değildir. Bu durumda, koalisyonlara açık parlamenter sistemde başbakanın sorumluluğu koalisyon ortaklarıyla paylaşacağı, o nedenle sorumluluğun net olmadığı iddia edilir. Oysa, sanıldığının aksine, başkanlık sistemlerinde de koalisyon vardır. Örnek olarak Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni (GKRY’yi) ele alırsak, orada bir tür başkanlık sistemi yürürlükte olmasına karşın, Hristofyas, seçilebilmek ve seçildikten sonra yasama organında destek bulabilmek için, önce DIKO ve EDEK ile, sonra da yalnız DIKO ile koalisyon kurmak, yani onlara da bakanlık vermek zorunda kalmıştır. O hâlde, burada da sorumluluk koalisyon ortaklarıyla paylaşılmıştır. Oysa mesela parlamenter sistemin yürürlükte olduğu İngiltere’de koalisyonlar istisnadır. Yani, çok istisnai durumlar hariç, tek parti iktidarları söz konusudur. Bu noktadan hareketle, koalisyonların hükümet sisteminin değil, parti sisteminin bir sonucu olduğunu görmek gerekir. İki parti sistemlerinde (ABD, İngiltere -2.5. parti sistemi olduğu söylenebilir-) koalisyonlara az, çok parti sistemlerinde (GKRY, Almanya) ise sık rastlanmaktadır. Kısacası, sistemdeki sorumluluk/hesap sorulabilirlik açığını başkanlık sistemine geçmekle kapatmak mümkün görünmemektedir.

 

 

(ii) İkiden Fazla Seçilme Yasağı

Başkanlık sisteminde, çoğu zaman, aynı kişinin iki defadan fazla seçilemeyeceği düzenlenmiştir. Burada amaç, iktidarın kişiselleşmesinin önlenmesidir. Ancak, ikiden fazla seçilme yasağının sorumluluk/hesap sorulabilirlik açığı üzerinde olumsuz bir etkisi vardır. Özellikle ikinci kez seçilen bir başkan bir daha seçime gitmeyeceği için, ondan klasik seçim yöntemiyle hesap sorulması mümkün değildir. Bu durumda, başkanlık sisteminin sorumluluk/hesap sorulabilirlik açığının kapatılması için en uygun yöntem olduğunu ileri sürmek güçtür.

 

 

b) Dar Bölgeli Seçim Sistemi

Yürütme açısından değilse bile, tek tek milletvekilleri açısından sorumluluk/hesap sorulabilirlik açığını kapatabilmek için önerilebilecek yollardan biri de, İngiltere’de uygulanan dar bölgeli seçim sistemidir. Bu sistemde, her bir seçim bölgesinden bir tek milletvekili seçilir, böylece, seçmenler bu milletvekilinin icraatından memnun kalmazlarsa, ondan hesap sorarak, bir sonraki seçimde onu seçmezler, yani cezalandırırlar.

Bu öneriye yöneltilebilecek eleştiriler şunlardır:

 

(i) Seçmenler Kamusal Çıkarları Değil Özel Çıkarları Önemseyebilirler

Dar bölgelerde seçmenler, aile bağlarından, feodal ilişkilerden, düğünlere/cenazelere katılımdan, bölgecilikten etkilenerek oy verebilirler. Bu durumda, milletvekilinin başarısı, bu ilişkiler çerçevesinde değerlendirilir ve kamuya sağladığı yararla değil, kendi ailesine, bölgesine sağladığı çıkarlarla ölçülebilir.

 

(ii) Dar Bölge, Seçim Sonuçlarını Adil Olmayan Bir Biçimde Çarpıtabilir

Bu sistemin seçim sonuçları üzerindeki olumsuz etkisi İngiltere’de görülmüştür. Bu sistemde, her bir dar bölgede en çok oyu alan aday milletvekilliğini kazanırken, ondan sadece % 1 oy daha az almış olan aday ve bu adayın partisi hiçbir şey alamamaktadır. Bu durumda partiler, aldıkları oyla orantısız milletvekili sayılarına sahip olabilirler.

 

2. Bölgecilik-Adam Kayırmacılık-Feodal İlişkilerin Belirleyiciliği

KKTC’deki sistemde bu sorunları temel sorunlar olarak görenler, bunların etkisini mümkün olduğunca azaltmak için, seçim sisteminde ve bakanların atanması yönteminde değişikliğe gidilmesini önermektedirler.

 

a) Tek Bölgeli Seçim Sistemi

Bu görüşü savunanlar, tek bölgeli (bütün KKTC’yi tek bir seçim bölgesi olarak kabul eden) bir seçim sistemine geçilmesini önermektedirler. (Tek bölgeli seçim sisteminin hangi biçimlerde uygulanabileceğini merak edenler, “Anayasa İnisiyatifi” grubundaki konuyla ilgili bilgi notuna bakabilirler).

Tek bölgeli seçim sisteminin, bölgeciliğin, adam kayırmacılığın, feodal ilişkilerin belirleyiciliğini azaltacağı elbette düşünülebilir. Belli bir bölgede yoğunlaşmış bir aileye mensubiyetin, belli bir bölgenin ağası/hamisi hâline gelmiş bir kişinin dağıttığı rantın, belli bir bölgeye yapılan yatırımların, hatta belli bir bölgede ziyaret edilen düğün ve cenazelerin sayısının oy verirken dikkate alındığı bilinmektedir. Bütün Kuzey Kıbrıs tek bir seçim bölgesi olursa, yani örneğin Güzelyurtlular da İskele milletvekillerinin seçiminde söz sahibi olurlarsa, bu gibi etkenlerin etkileri azalabilecektir.

Ancak bu görüş de iki açıdan eleştirilebilir:

 

(i) Büyük İlçelerin Etkisinin Artması

Bu durumda, hangi bölgede yaşıyor olursa olsun, her kişi, tüm Kuzey Kıbrıs’ın milletvekillerini seçebileceği için, büyük ilçelerin (örneğin Lefkoşa) seçmenleri, daha küçük ilçelerin (örneğin Güzelyurt ve İskele) milletvekilleri üzerinde de bu ilçelerin seçmenlerinden daha fazla belirleyici olabilecektir.

 

(ii) Temsiliyet

Bu durumda, kendi ilçelerinden alacakları oyların diğer ilçelerden alacakları oylardan daha az önemli olduğunu düşünecek milletvekilleri, kendi ilçelerinin sorunlarıyla ilgilenmek, bu sorunları Meclis’e taşımak konusunda bugünkünden daha az istekli olabileceklerdir.

 

b) Bakanların Dışarıdan Atanması veya Bakanların Milletvekilliğinin Sona Ermesi

Bu görüşleri savunanlara göre, ülkede bölgeciliğin en önemli kaynağı, bakanların milletvekili olarak seçildikleri bölgeleri gözeterek, yatırımları oralara yönlendirmeye, istihdamları kendi ilçelerinden yapmaya özen göstermeleridir. Bunu önlemenin yolu, bakanların dışarıdan atanması ya da bakan oldukları anda milletvekilliklerinin sona ermesidir.

Bu görüşe iki eleştiri yöneltilebilir:

 

(i) Dışarıdan Atanma Bakanları Siyasetten Uzaklaştırmayabilir

İlk bakışta, dışarıdan atanan bir kişinin siyasetle ilgilenmediği için bölgecilik yapmayacağı elbette düşünülebilir. Ancak dışarıdan bakan atanan kişi de üç sebeple bölgecilik yapabilir:

(aa) Bir siyasi parti tarafından atandığı için partisinden gelen taleplere karşı duyarsız kalamayabilir.

(bb) O anda milletvekili olmaması siyasi bir kişi olmadığı anlamına gelmez. Örneğin bizde, geçmişte, seçimi kaybettiği için milletvekili olamayan kişiler dışarıdan bakan atanmışlardır.

(cc) Dışarıdan atanan bakanlar, bakanlık süresi bittikten sonra siyasete soyunmak isteyebilir ve bu nedenle bakanlıklarını seçim yatırımı amaçlı kullanabilirler.

 

(ii) Dışarıdan Atama Meşruiyeti ve Siyasi Sorumluluğu Tartışılır Hâle Getirebilir

Her şeyden önce, dışarıdan atanan bakanların halk tarafından seçilmedikleri için bir meşruiyet açığıyla göreve başlayacakları unutulmamalıdır. Ayrıca, yukarıda da belirtildiği gibi, sorumluluk/hesap sorulabilirlik demokrasinin olmazsa olmazlarındandır. Eğer bakanlar bir sonraki seçimde aday olmayacaklarsa, halkın onlardan seçim yoluyla hesap sorması mümkün değildir.

 

Sonuç  

Görüldüğü gibi, “sistemi değiştirelim” demek, aslında bir şey söylemek anlamına gelmemektedir. Önemli olan, somut öneriler ortaya koymak, bununla da yetinmemek ve her bir önerinin olumlu/olumsuz yanlarını ayrıntılı olarak tartışmaktır. Dahası, mesele hangi sorunun çözülmesini öncelikli gördüğünüzle de ilgilidir. Bir sorunu çözmek için yapacağınız öneri, başka sorunlar yaratabilir. Sistem dediğiniz, zaten böyle bir şeydir. Bir yerini ellediğiniz zaman, her yerini etkileyecek sonuçlar yaratabilirsiniz. O nedenle, bu konuda daha fazla düşünmek, tartışmak, farklı görüşleri dinlemek ve ondan sonra karar vermek gerekir. Aksi hâlde, sistemi değiştireceğim derken, her şeyi yüzünüze gözünüze bulaştırmak ihtimal dahilindedir.      

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1222 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler