1. YAZARLAR

  2. Eralp Adanır

  3. "SIRLAR ADASI..."
Eralp Adanır

Eralp Adanır

Yazarın Tüm Yazıları >

"SIRLAR ADASI..."

A+A-

Bir emniyet mensubu olan Dr. Turgül Tomgüsehan'ın "Sırlar Adası-Barnabas İncili'nin İzinde" isimli kitabı, son yıllarda tarihsel roman yolculuğumuzda yüzümüzü güldüren kitap çalışmalarından biri oldu. Bu kitap öncesinde Tomgüsehan'ın, YDÜ tarafından yapımcılığı üstlenilen "Dr. Dilara" isimli filmin senaryo ekibinde yer alması, kitabındaki özellikle "kurgu" aşamasında bu deneyiminin önemli katkısı olduğunu düşünüyorum. Söz konusu kitabına geçmeden önce hem Dr. Dilara'dan hem de kitap öncesi yazım alanında başka çalışmaları da var mı diye sorarak başlıyorum sohbete.

Evet Dr. Dilara'daki çalışma bir pratikti. Ancak benim daha önceden kaleme aldığım yayınlanmamış, yazdığım küçük küçük makalelerim, küçük küçük hikâyelerim var. Onlar daha yayınlanmış değil. Onun bir öncesi de var aslında. Ben her zaman için yazmaya, birikime meraklı bir insan oldum. Dr. Dilara bu yazdıklarımı sunabilme şansıydı. İlk şans oydu. Daha önce yazdığım bazı makaleler Polis Dergisi'nde, Güvenlik Kuvvetleri Dergisi'nde yayınlandı. Yaklaşık on yedi - on sekiz tane makalem yayınlandı bu yerlerde. Mesleki konular değildi yazdıklarım. Genelde yaşanmışlıklarla ilgiliydi veya kendimin o dönemlerdeki tecrübelerim, yaşanmışlıklarımla ilgiliydi. Dr. Dilara evet bunların bir üst çıtası ve üst çizgiden başlamak oldu. Çünkü bir filmin senaryosunda senarist olarak yer alabilmek ve Cannes'da isminizin senarist olarak geçmesi muhteşem bir tecrübeydi.

 

"Sırlar Adası" kitabı, büyük bir tarihsel araştırmayı, olayları kurgulamayı gerektiriyordu. Tabii ki bir roman ama roman içerisinde tüm bu içeriği de araştırıp ortaya koyuyor Tomgüsehan. Bu kitabın çerçevesi ilk nasıl çizildi, kitap içerisinde yer alan özellikle tarihsel bilgilerin toplanması, bunların harmanlanıp kitabın diline yerleştirilmesi nasıl bir süreçti diye soruyorum.

 

Çeşitli kitaplar okuyan bir insanım. Tek düzeli kitaplar okumuyorum. Bununla birlikte her insanın kendi yaşam tecrübesi kendi yaşanmışlıkları hayatını belirleyen, çizgiler çizen bir gerçekliktir. Bildiğiniz gibi ben bir polis subayıyım ve emniyet teşkilatında çalışmaktayım. Mesleğe ilk başladığım dönemlerde Karpaz'da görev yapma şansı elde ettim. Aslında o benim hayatım önemli aşamalarından bir tanesi. Karpaz'da görev yaptığım süreçte neyi gözlemledim; ben görev gereği ilk kez Karpaz'a gitmiştim. Yaşım 22 veya 23. Ayfilon kumsalına indim. Hayatımda gördüğüm en güzel yerdi. Ayfilon kumsalında gördüğüm eski yıkıntıları merak ettim. İşte tarihi eserdi kiliseydi şu bu. Sonra niye buranın ismi Ayfilondur diye merak ettim ve Kıbrıs'la ilgili hikayeler okumaya başladım. Kıbrıs'ın mitlerine mitolojisine yöneldim. Tabii bu mitoloji daha sonra Yunan mitolojisine hatta eski İskandinav mitolojilerine kadar giden bir ilgiye dönüştü bende. Elbette diğer okumalarımın yanında yer alıyordu bu konulardaki okumalarım. Bu süreçleri takip ederken bir birikim oluşmaya başladı.Sadece mitoloji değil daha sonra adım adım işte tarihsel sürecini, daha sonra yaşanmışlıkları ve en sonunda da bir bilgi ve şuura erişince sizi bire bir etkiliyene, Kıbrıslı Türk olma unsurunun getirdiği etkileri okumaya başlarsınız. Biz ne zaman bu ada'da siyasi bir varlık olmaya başladık, ne zaman bu ada'da bir söz sahibi olduk, ada'nın ne kadar süreli efendisi olduk veya gerçekten efendisi miydik? Nüfusumuz neydi durumumuz neydi. Rumların konumu neydi, kilise ne yapmıştı veya bu kilise niye bu kadar güçlüydü, bu süreçte nelerden geçtik, Kıbrıs meselesini etkileyen bu dini etkiler neydi, gibi farklı birçok soruyu birleştirerek okumaya başladım.

Tüm bu okumaları yaparken not alınıyor muydu, yoksa bu bilgileri sadece belleğine mi kaydediyordu Tomgüsehan. Bahsettiği tarihsel süreç, sadece yakın geçmişle ilgili değil, aksine yüzyıllar öncesine kadar giden ve her döneminde farklı kültürel ve siyasi dönüm noktaları olan bir Kıbrıs yaşanmışlığı...

Her zaman not tutan biriyim ve ciddi bir günlükçüyüm. Bu süreçte birikim oluşmaya başlayınca kafamda bir fikir doğmaya başladı yıllar geçtikçe. Ben tüm bunları nasıl birleştirebilirim, Kıbrıs'ın hikâyesini nasıl anlatabilirim. Bir de bizim başka bir evimizin olmadığına inanan bir insanım, bir Kıbrıslı Türküm ben. Bizim vatanımız, elbette ki Türkiye Cumhuriyeti anavatanımızdır, her şeyiyle yanımızdadır ama biz Kıbrıslı Türkler olarak da kendi evimizin sahibiyiz. Ve kendi evimizi nasıl daha iyi ve nasıl anlatabiliriz. Ve nasıl daha iyi anavatana anlatabiliriz veya kendi halkımıza anlatabiliriz diye birçok soruyu da beraber düşünerek tüm Kıbrıs'ın hikâyesini yapmak istedim. Tabii bunu yaparken de hem turizme yönelik, ki kitabı okuduğunuzda aslında turistik bir yanı da avrdır, hem sosyal açıdan yaşanmışlıkları anlatabilecek hem de aynı zamanda tarihsel süreçte kimliğimizi oluşturan etkenleri de içerisine katabilecek, çok farklı boyutları olan birşeyler düşünmeye çalıştım. Bunları düşünürken yine Mağusa'da çalıştığım dönemde birkaç kez ziyaretine gittiğim Barnabas Manastırı var. Bence Barnabas İncili ve Barnabas Manastırı, Kıbrıs'ın kutsal kâsesidir. Çok önemli dini ve mistik özelliği vardır. Tarih boyunca da zaten kitabımda ana tema da budur, onu anlatmaya çalıştım. İnşallah becerebilmişimdir çünkü gerçekten Kıbrıs'ın tüm şekillenmesinde etken olan unsurlardan bir tanesidir.

Gerçekten de Barnabas İncil'i ve Barnabas Manastırı'nın toplumlar üzerinde bu kadar etkisi var mı? Kıbrıs tarihini şekillendirecek kadar. Bu konu çok ilgimi çekiyor.

Rum kilisesinin varlığı da ona endekslidir. İslâmı da belli bir ölçekte yücelten bir yaklaşım tarzı vardır Barnabas İncili'nin içeriğini okuduğunuzda veya söylentileri doğrultabildiğinizde. Bunların hepsini toparlayarak bir kaynak altında sunmanın düşüncesine girdim. Bu düşünce aslında Ayfilon'a  gittiğim ilk günden başlayan bir süreçti. Bunu düşündüğümüzde on yedi - on sekiz yıllık bir geçmişi vardır bu düşüncenin... Ana konu önce kendi evimizdi, bizdik, Kıbrıslı Türklerdi, Kıbrıs'ın kendisiydi, bu coğrafyadaki yerimizdi. Bu coğrafyadaki yerimizi anlatırken şunu farkettim. Hep turzimden bahsederiz işte bir milyon iki milyon kişi gelsin diye. Birtakım eksikliklerimizin olduğunu kabul etmeden bazı şeyleri söylemek hâyâl ile uğraşmak gibi gelir bana. Ülkemize bir milyon iki milyon turist gelsin hükümetimiz bu konuda çalışsın tam destek veririm kendilerine ama şu gerçeklik vardır: alt yapıda çok ciddi eksikliklerimiz vardır. Denizlerimizin temiz olması lâzım, yollarımızın  hareket eder şekilde olması lâzım.

Bir başka nokta da turizmi düşünürken ben kafamda, deniz ve kumla Antalya ve Alanya'yla yarışacak bir durumumuz yoktur. Peki nasıl yarışabiliriz? Kıbrıs'ın hikâyesiyle yarışabiliriz. Kıbrıs'ın çok güzel bir hikâyesi var. Ve ben Kıbrıs'ın bu hikâyelerini toparlamaya çalıştım. Bugün Barnabas İncili'nin ve onun ekseninde Kıbrıs'la ilgili hikâyelerinin Türkiye'deki sunumu Kıbrıs'a olan kültürel ilgiyi artırabilecek düzeydedir. Bu kitapta sadece Barnabas'ın hikâyesi yoktur. Kıbrıslı Türklerin hikâyesi de vardır ve kendi ailemin ekseninde bunları anlatmaya çalıştım. Ve bu aslında her Kıbrıslı Türkün saygı duyulması gereken insanlar olduğunun da mesajıdır. Çünkü bir bedel ödeyerek bu noktalara gelmiş bir toplumuz biz. Ve bu bedelin de bir karşılığı vardır, bu bedelin sorumlulukları da vardır.

İşte bu sorumluluklardan bir tanesidir bu kitabı yazmaya çalıştığım, ana nedenlerden bir tanesi. Kıbrıs'ı anlatmaya çalıştım, Kıbrıslı Türkleri anlatmaya çalıştım ve ülkeme de hem turizm anlamında hem kültürel anlamda bunları anlatırken de evet kitap bir kurgudur, ama kurgunun içerisinde gerçekleri de anlatmak gerekirdi, bunu yaptım.

Gerçek olayların kurgulanması, böylesi roman çalışmalarında büyük önem taşımaktadır. Çünkü tarihi kuru ve soğuk bir yüzle anlatmak yerine, sıcak ve okuru kitaptan koparmayacak bir dile büründürmek gerekiyordu...

Tarihsel olayların anlatımı kurgu değil gerçektir örneğin. Tabii bunlar kitabın ekseni içerisinde bazı olaylar kurgulanmıştır. İçerisine bazı hikâyeler eklenmiştir ama Kıbrıs ile ilgili hiçbir fikri dahi olmayan bir insan kitabı okuduğunda Kıbrıs'ın 1571'de fethedildiğini, ondan önce bu ada'da hangi uygarlıkların nasıl yeşerdiğini, neler yaptığını anlayabilecek tarihsel bilgilerle doludur.

Çok sevdiğim bir cümle vardır kitapta da bu cümleyi kullandım; Kıbrıs'a yelken açar İngilizler 1878'de ve Kıbrıs'a yaklaştıkların gemide kendi aralarında konuşuyorlar bu küçücük ada'da ne yapacağız gibisinden ve ada'ya daha önce gelen kişilerden birisi der ki:

"İngiltere'de bozkırda koyunlar dolaşırken Kıbrıs'ta paralar basılırdı."

Yani Krallıklar vardı ve paralar basılırdı. Bu kültürel bir değerdir işte.

 

 

Bu yazı toplam 962 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar