1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Sırat Köprüsü
Sırat Köprüsü

Sırat Köprüsü

İlker Kılıç: Siyasi Felsefe yapılan bir hareketin veya girişimin ahlaki temelde doğru mu yoksa yanlış mı olduğunu değerlendirmek için birçok teoriler ve tezler üretmiştir

A+A-

 

 

İlker Kılıç
i.a.kilich@btinternet.com

 

 

 

Dindar olan doğru bildiğini yapar ve sonucun değerlendirilmesini Allah’a bırakır.

Max Weber (1864-1920)

 

Siyasi Felsefe yapılan bir hareketin veya girişimin ahlaki temelde doğru mu yoksa yanlış mı olduğunu değerlendirmek için birçok teoriler ve tezler üretmiştir. “Consequentialism/sonuççuluk” bu teorilerden bir tanesidir. İnsanoğlunun yaptığı veya başlattığı bir hareketin (evrensel boyutta) ahlaki olarak doğru veya yanlış olduğunu o hareketin yarattigi sonuçların devlete/topluma sağladığı iyilik (virtue) veya sebep olduğu kötülük (vice) esasına göre değerlendirir. Ludwig Wittengstein’in talebesi Profesor Elizabeth Anscombe (1919-2001) Artisto’nun töresel felsefesi ile modern töresel felsefe arasinda dağlar kadar fark olduğunu tespit etmiş ve Aristo’dan Kant’a, John Stuart Mill’den günümüze  kadar her filozofun veya düşünürün bu konudaki teori ve tezlerinin hicbirinin tam olara doğru olmadığı / olamayacağı sonucuna varmıştır. Toplumsal gelişmenin ve mutluluğun körletilmesi pahasına adil olmayan bir davranıştan uzak durarak hep adil davranmanın ne kadar doğru olabilecegini sorgulayan Anscombe, “Yanlış yapmamak için töresel (ahlaki) bir yükümlülük mü var?” diye soruyor. Max Weber gibi, Anscombe’a göre de yapılan bir hareketin değerlendirilmesi Tanrıya bırakmak, yani “Allah Kerim” demek, belki en doğrusudur ama onun da mükafati bu dünyada değil ahirettedir. (Anscombe 1958). 

 

Consequentialism felsefesinden hareketle, Sayın Özersay’ın Twitter’den başlattığı “Toparlanıyoruz”  hareketinin getirebileceği sonuçları kestiremeden, ahlaki temelde doğru bir hareket mi yoksa yanliş bir hareket mi değerlendirmesi söz konusu olduğunda bizde: ‘Allah Kerim mi diyeceğiz?’ Bu soru belki ayri bir akademik çalışmaya konu olabilir ama bu yazının esas konusu ve amacı değildir.

 

Toplum içerisinde sevilen ve sayılan bir üst-düzey bürokratin kendi akademik kimliği, demokratik hakkı ve bireysel özgürlüğü bazında ortaya attığı bazı düşünceleri eğer kendisinin KKTC Cumhurbaşkanı özel temsilcilik görevinden “gönlünce” veya “ikna edilerek” istifası ile sonuçlanıyorsa giriştiği sosyal hareketin sonuçlarının topluma ve adaya neler getirebileceği veya toplumdan ve adadan neler götürebileceği Kıbrıs özelindeki siyasi felsefeyi ve ona dayalı sosyal ve siyasi hareketi etkileyecek önemi haizdir. Toplumsal varoluşu, toplumsal kurtuluşu ve toplumsal özgürlüğü amaçlayan siyasi hareketler başında hareketın amaç edindiği sonuçları Allah’a bırakmadan insanoğlu kendi tayin eder. Bu bağlamda toplumsal mücadelenin siyasi felsefe ilkeleri, klasik veya modern töresel (ahlaki) Felsefenin ilkelerinden farklıdır.

 

2010’dan 2012’ye kadar uzayan yaklaşık iki yıllık “Kıbrıslı Çözüm” görüşme sürecinde özel temsilci sıfatı ile yer alan Kudret Özersay’ın söyledikleri ve söyleşileri, basında yayınlandığı şekliyle,  Türk Tarafının resmi görüşü ve çizgisi dışına çıkmış değildir. Dolayısıyla kendi Twitter hesabından ortaya attığı “Toparlanıyoruz” sosyal hareketi basından izleyebildiğimiz kadarıyla, önceleri kuşkuyla karşılanmış, eleştirilmiş ve CB Eroğlu dahil olmak üzere bazı çevrelerin tepkilerini üzerine çekmiştir. Özel temsilci sıfatı ile çizmeyi aştığı ve KKTC’deki parlamenter yapı dışında hareket başlatmaya teşebbüs ettiği suçlamalarına maruz kalmıştır. Ancak, Cyprus Mail’in Sn. Özersay ile yaptığı mülakat konuya çok daha derin bir boyut kazandırmaktadır. Bu bağlamda söylenen veya yazılanların arkasındaki düşünceleri veya tezleri sorgulamak, mümkün oranda açıklığa kavuşturmaya çalışmak ve o düşünce ve felsefenin içeriğini keşfetmek için ilgi odağı noktalara bir göz atalım ve yorumlamaya çalışalım: (İngilizceden Türkçeye çeviri yazara aittir)

 

Kıbrıslı Türkler toplumdan daha az bir nesneye indirgendiler

 

(...) Türkiye’den Kıbrısın kuzeyine kontrolsüz biçimde taşınan nüfus, Kıbrıslı Türkleri küçülen bir topluma dönüştürmekte ve sonunda Türkiye’li yerleşikler tarafından yutularak kendi geleceği üzerinde dahi söz sahibi olamayacak bir topluluğa indirgedi. Kuzey’de sürekli artan Türkiye’li nüfus içerisinde etkisiz ve önemsiz bir azinlığa indirgenmeleri ve bugüne kadar tadını çıkardıkları siyasi erki kaybetmeleri artık sadece bir an meselesidir.”

 

Cyprus Mail’e göre Özersay’in körüklemeye çalıştığı sosyal hareketin amacı “ Kıbrıslı Türklerin tekrar topluma dönüşmeye başlamasıdır”. Bunun da çaresi “yıllar önce Ankara’ya kaptırılan Kuzey’deki etkin  kontrolü ele geçirmektir.”

 

Yine Sn. Özersay’a göre “ Kıbrıslı Türkler toparlanırsa Türkiye’yi ikna edebilirler ki izlenen siyaset sadece Ankara’nın değil Kıbrıs Türk toplumunun da çıkarları yönünde olsun”

 

Görülüyor ki Sayın Özersay’in girişimi sadece bir durum tespiti yapmak ve görüş belirtmekle sınırlı kalmıyor. KKTC halkı yerine Kıbrıs Türk Toplumunu öne cıkararak  Kuzey’de siyasi bir kavgaya işaret ediyor. Yıllar once Ankara’ya kaptırılan kuzeydeki etkin kontrolü ele geçirmeyi öneriyor. Ancak, Türkiye ile ayrışmamayı ve Kıbrıs sorununda ortak bir siyaset oluşturup izlemeyi salık veriyor. Bunların toplamı alısılagelmişin ötesinde ve KKTC’nin dışında siyasi bir hareketi körüklüyor. Bütün bunlar “Türk tarafının” görüşme masasında izleyegeldiği ve Sn. Özersayin da yer aldığı, belki de savunduğu resmi çizgiyle tam tersttir. Kudret bey’deki bu değişim bir tesadüf müdür yoksa arkasında hatırı sayılır bir gücü olan ileriye dönük, hedefi sabit bir hareket midir? bilemiyorum ama  benim de yine aynı gazetenin 2 Eylul 2009 sayısında yayınlanan bir yazımda ortaya konan bazı tespitlerim, düşünce ve görüşlerimle benzer çizgide örtüşünce Sn Özersay’in “beklenmedik” tezleri ilgi odağım oldu ve yorumlamak ihtiyacı hasıl oldu. [i]

 

Muhalif Tez  v  Resmi Tez

 

Kudret Bey, Cyprus Mail’de kendine atfen yazılanları sahiplenir veya sahiplenmez, kendisine kalmış bir seçenektir ancak, söylenenlerin altını çizdiği “Muhalif Tez” ile Türk tarafının görüşme masasında izlediği “Resmi Tez” arasındaki farklılaşmayı gündeme taşıması ve tartışmaya acması sadece Kıbrıslı Türklerin değil Kıbrıs’ın bir bütün olarak geleceği açısından hayati önemi haizdir.  Bu vesile ile Muhalif Tez’in öne çıkarılması KKTC içerisindeki siyasete nasıl tesir eder ve “toplumsal yokoluşu” artık gözle görülür, elle tutulur bir şekilde algılayan Kıbrıslı Türklere varoluş için yeni bir umut ve cesaret vaad eder mi etmez mi, sorgulanması gereken ana konulardan birkaçıdır. Gelinen noktada, Sn. Özersay’ın da tespit ettiği gibi Kıbrıslı Türklerin toplumsal varlığını tamamen yitirmesi artık bir an meselesidir. Öz olarak, bu konuda Resmi Tez ile Muhalif Tez arasındaki farklılık uzlaşmaz bir çelişki olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yazının amacı ise Kıbrıslı Türklerin “toplumsal varoluşu yada yok edilişi” konusunda Resmi Tez ile Muhalif Tez arasındaki uzlaşmaz çelişkinin tüm Kıbrıs’ın kendi geleceğini belirleme özgürlüğünü nasıl etkilediği konusunu olabildiğince ve ayrıntıları ile siyasi mucadele gündemine taşımaktır veya böyle bir girişim var ise girişime katkı koymaktır.

 

Resmi Tez ile Muhalif Tez  bariz biçimde tanımlanmalı ve ayrışmaları net bir şekilde ortaya konmalıdır. İki tez arasındaki çelişkinin uzlaşır veya uzlaşmaz çelişkiler olduğunu saptamak ve üçüncü bir ara tezin mümkün olup olmadığını değerlendirmek gerekir. Söz konusu tezlerden hangisinin Kıbrıs’ta birleştirici bir çözümü veya kalıcı bir bölünmeyi getirebileceği derinliğince düsünülmelidir. Ancak o zaman Resmi Tez ile Muhalif Tez’in sadece KKTC’nin değil Kıbrıs’ın geleceğini belirlemede olan rolü görülür ve ona göre siyasi bir duruş belirlenebilinir. Bu yönde, konunun içeriğiyle alakalı bazı başlıklara kısaca bakmak yeni yeni algılanmaya baslanan Muhalif Tez ile  bugüne dek sürdürülen Resmi Tez arasındaki farkın anlaşılmasına ve farklılığın ciddiyetinin kavranmasına yardımcı olur.

 

Kıbrıslı Türklerin toplumsal varlığı

 

Kıbrıs’ın kuzeyine yasal veya yasal olmayan yollardan giren, yerleşen ve orada yasayan her Türk veya müslüman, sırf Türk ve Müslüman oldukları gerekçesiyle devlet ve devletler-arası hukuk nezdinde Kıbrıslı Türk kimliğine sahip olmazlar. Kıbrıslı Türk olmak siyasi ve vatandaşlığa dayalı bir kimliktir.  Kıbrıs Cumhuriyeti anayasası uyarınca Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı olanlar ve gerek Kıbrıs Anayasası gerekse AB mevzuatı veya Avrupa İnsan Hakları Mevzuatı’nda Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı olmaya hak kazananlardır. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yasal ortağı olan Kıbrıs Türk Toplumunu oluşturanlar da bu siyasi kimliğe sahip olanlardır. Kıbrıs’ın kuzeyinde siyasi liderlik ve akademik elit KKTC’nin varlığı, KKTC vatandaşlığı, Türklük, din, dil, kan bağı ve  bu temellere dayali “bencilleştirilmiş” insan hakları gibi çoğu kez “duygusal” argumanlarla bu konuda bir kargaşa ve karmaşa yaratmaya calışsalar da, dünyada yalnız yaşamadığımız ve iyi-kötü bir dünya düzeni olduğu için konunun siyasi özü bakidir.

 

Kıbrıs Türk Toplumunun Devlet olma hakkı

 

Birleşmiş Milletler’de kayıt altında tutulan 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Kuruluş Antlaşmaları çerçevesinde Kıbrıs’ta devlet olmak veya devlete ortak olmak hakkı Kıbrıs vatandaşlarına aittir. Türkiye’den Kıbrıs’a aktarılan ve “yerleşikler” olarak tanımlanan TC vatandaşı nüfusun adada yasal devlet kurma veya yasal devlete ortak olma hakları yoktur. Aslında, başka bir ülke toprağını kendi işgali ve etkin kontrolü altında tutan bir ülkenin o topraklara kendi nüfusunu taşıması ve taşıdığı nüfusa o topraklar üzerinde devlet kurdurması “Yerleşikler Sömürgeciliğinin”ta kendisidir ve başta BM Sözleşmesi olmak üzere uluslararası hukuğa ve sosyal ahlaka aykırıdır. Bunun ana sebeplerinden birtanesi Yerleşikler Sömürgeciliğinin yerli halkın insan haklarini, yaşam güvenini ve dolayısıyla özgürlüğünü çiğnemesidir. Sömürgecilik anlayışı ve amacı ile adaya taşınan “yerleşiklerin” aynı soydan, aynı dinden olmaları, aynı dili konuşmalari hatta iyi güzel ve çalışkan insanlar olmaları dahi bu siyasi cürümü ortadan kaldıracak veya hafifletecek sebepler olarak telakki edilemez.

 

Toplumsal Varlığın Yitirilmesi ve Azınlığa Düşüş

 

KKTC vatandaşı olmayan Kıbrıs’ın kuzeyindeki nüfus bir yana, KKTC vatandaslarının büyük bir çoğunluğu, en az üçte ikisi, Türkiye’den aktarılan TC vatandaşı nüfustan oluşmaktadır. Kıbrıslı Türkler bu mealde kendi ülkelerinde hem KKTC içerisinde hem de Kıbrıs Rum Toplumuna kıyasla azınlık konumuna düşürülmüş durumdadırlar. Kıbrıslı Türklerin toplumsal varlığını gösterecek bir kurum, ayrı bir vatandaş listesi ve Kıbrıslı Türklerden oluşan bir seçim kütüğü yoktur. Daha da önemlisi, yıllarca mucadelesi verilip kazanılmış olan ve olası Federal bir yapı içinde Kıbrıs Rum Toplumu ile “politik eşitlik” statüsü de Kıbrıs Türk Toplumunun KKTC içerisinde eritilmesi veya azınlığa düşürülmesi ile kaybedilmiş konumdadır.

 

Kıbrıslı Türklerin toplumsal varlığının yitirilmesinin başlangıç noktası buradadır. KKTC’ye başından karşı olanlar 1983’den beri “KKTC’nin kuruluş amacı 1977-1979 Doruk Antlaşmalarının öngördüğü federal çözümü önlemek, bu maksadı ile öylesi bir federasyonu oluşturacak iki öğeden biri olan Kıbrıs Türk Toplumunu ortadan kaldırmaktır.” tespit ve görüşünün de bir kanıtıdır. Kıbrıslı Türklerin toplumsal varlığını ortadan kaldırmayı şiar edinenlerin bugüne dek başaramadıkları tek sey Kıbrıslı Türklerin ellerindeki Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportlarını iade ederek Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlığından feragat etmeleridir. Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportlarına (Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlığına) bu denli sıkı sıkıya sarılmiş olmaları Kıbrıslı kimliğinin ve diğer KKTC vatandaşlarından farklı kimliğinin belki de tek göstergesidir.

 

 

Resmi Tez ve Çözümsüzlük veya Ayrılıkçı Çözüm

 

KKTC dünyaca tanınmadığı için KKTC vatandaşlığı da dünyada geçersizdir. Dolayısıyla, Sn Eroğlunun  olası bir çözümde tüm KKTC vatandaşları  Kıbrıs Federal Devletinin vatandasları olacaktır iddiasının yasal bir zemini yoktur. Yasal bir zeminin yaratılmasi ise Kıbrıs Türk Toplumu’nun ve Kıbrıs Rum Toplumu’nun ortak tasvibine kalmıştır. Kıbrıslı Türklerin toplumsal varlığı yok edilmiş ve öyle bir merci yok ise böyle bir tasvibin alinması da artık mümkün değil demektir.

 

KKTC CB Sn. Eroglu, Kıbrıslı Rumların Kıbrıs Cumhuriyetini KKTC ile paylaşmak niyetinde olmadıklarını ve çözüme ulaşmakta başarısız kalınmasının sebebinin de bu olduğunu sürekli vurgulamaktadır. Kuzey’deki siyasi liderlik ve akademik elit de çoğunlukla aynı noktadadır. Belki tamamen doğrudurlar ama, Kıbrıslı Rumlar neden Kıbrıs Cumhuriyetini KKTC ile paylaşmak istesinler ki? Kıbrıs Rum Toplumu’nun Türkiye’li yerleşikler ile Kıbrıs Cumhuriyetini paylaşmak veya Federal bir çatı altında onlarla ortak bir devlet kurmak yükümlülüğü veya sorumluluğu var mı  mu var? Kıbrıslı Türklere dahi sormadan Sn Eroğlu hangi hukuki temele veya hakka dayanarak böyle bir teklifte veya yaptırımda bulunabilir? BM kararlari, AB mevzuatı ve mevcut antlaşmalar altında  Kıbrıs Rum Toplumu’nun yasal yükümlülüğü sadece Kıbrıs Türk Toplumu ile Kıbrıs Cumhuriyetini paylaşmak veya anlaşarak bir ortaklık kurmaktadır. Yukarıda değindiğimiz Resmi Tez ile Muhalif Tez arasındaki esas fark da bu noktadadır.

 

Resmi Tez’in tek fonksiyonu, Kıbrıslı Rumlara Kıbrıs Cumhuriyeti’ni paylaşmama veya ortaklık (federal veya kon-federal) olusturmama yönünde çok güçlü yasal bir gerekçe ve çözümle değişime karşi etkin bir savunma zemini sunmasıdır. Bu işlevi ile Resmi Tez çözümsüzlüğün esas sebebi olarak suçlanmaktadır. Ama eğer Resmi Tez ile çözümsüzlük ve ayrılıkçı çözüm şiar edilmişse bu bağlamda da Türk tarafı pişkin bir politika izliyor demektir.

 

Muhalif Tez ve Birleştirici Çözüm

 

Kıbrıslı Rumlar’ın çözüme zorlanmasının tek yolu Kıbrıslı Türkler’in Toplumsal olarak varlığını ortaya koyması ve Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki baki toplumsal haklarını ve statüsünü ciddi ve samimi bir şekilde talep etmesidir. Kıbrıs tarihi ve BM görüşmeler tarihi göz önünde bulundurulduğunda bu talebin iki toplumlu, iki bölgeli birleşik bir federasyon temelinde olması gayet doğaldır. KKTC’nin değil, Kıbrıs Türk Toplumu’nun ciddi, samimi ve adil talebi karşısındaki Kıbrıs Rum Toplum’u toplumlararası anlaşmaya ve çözüme karşı etkin bir savunma kuramaz. Muhalif tez’in esas gücü buradadır.

 

Burada bir paragraf acip ayrımcılık konusuna da değinmek gerekir. Kıbrıs’ta çözümü ve barışı yakalayabilmek amacıyla engelleri ortadan kaldırma çabalarını özellikle soy ve din bazında ayrımcılık suçlamasıyla önlemeye calışanlar vardır ve olacaktır. Bugün önü tıkanmış ve çok uzak bir ihtimal olarak görülse de iki Kıbrıslı Toplum arasında federal bir ortaklığı mümkün kılmak Türkiye’li yerleşiklerin tümünün geri gönderilmesini gerektirmez. Ne de adada ayrı muameleye maruz kalmalarına yol açar. Kıbrıs Anayasası, uluslararası hukuk ve Avrupa İnsan Hakları temelinde hatırı sayıda bir nüfus Federal Kıbrıs Vatandaşı olma hakkına haiz olacaktır. Onun dışında, her medeni ülkede olduğu gibi, ikamet ve çalışma izinleriyle birçok yerleşik adada insanca yaşamına, iş hayatına ve eğitimine devam edebilecektir. Bugün Türkiye’de yaşayan Kıbrıslı Türklere tanınan haklar ve uygulanan kısıtlamalar yarın Federal Kıbrıs’ta ve ada sathında, yaşayacak Türkiyelilere de tanınır ve uygulanırsa herhalde karsılıklı adalet tescil edilmiş olur. Adil olmayan bir durum varsa, o da şu andaki fiilen baskıcı ve sömürgen durumdur.

 

KKTC Birleştirici Çözüme Engeldir

 

KKTC, kuruluş amacı ve var olan vatandaş yapısıyla kalıcı bölünmeye dayalı bir çözümün parçası olabilir ama Kıbrıs’ta birleştirici bir çözüme engeldir. Türk tarafının KKTC’siz çözüm olmaz siyaseti özünde Kıbrıs Rum Toplumu’na Kıbrıs Cumhuriyetine tek başına sahip cıkmasına ve Cumhuriyeti Kıbrıs Türk Toplumu ile paylaşma yükümlülüğünü ve sorumluluğunu sırtından atmasına yardım etmektedır. KKTC’nin siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel, dini ve ahlaki (toresel) yapısına bakıldığında bugüne kadar başka da bir işlevi olduğu samimiyetle söylenemez.

 

Kıbrıslı Türkler’in toplumsal varlığını yeniden oluşturarak birleştirici bir çözümü amaçlayan ve bir yerde KKTC içerisindeki sistemi değil bizzat KKTC’yi veya KKTC’nin şimdiki yapısını hedef alacak bir hareketin KKTC parlamenter sistemi içerisinde yer alabileceğini veya alması gerektiğini düşünmek abesttir. KKTC yapısı ve parlamenter sistemi dışında bir hareketin ise nasıl şekillendirileceği o hareketin manifestosuna bağlıdır.

 

Türkiye’nin Seçeneği

 

Lozan’dan sonra Türkiye’nin tekrar Kıbrıs’ta etkin olması adadaki Kıbrıs Türk Toplumu’nun varlığından ve direnişinden kaynaklanagelmiştir. Garantör Devlet statüsü de aynı kaynağın sonucudur. Türkiye’nin 1974’den bu yana Kıbrıs’taki askeri, siyasi, demografik varlığı ve kuzeydeki etkin kontrolü Türkiye’ye Kıbrıs üzerinde fazladan herhangi bir yasal hak kazandırmış degildir. Hatta bazı merkezlerde garantörlük hakkının soprgulanmasına yol açmıştır. Kıbrıs’ta devlet olma, devlete ortak olma yasal hakkı hala Kıbrıslı Türklerin toplumsal varlığında mahfuzdur. Bu toplumsal varlığın ortadan kaldırılması, yok edilmesi yasal ve uluslararası hukuk ve düzen açısından Türkiye’nin bindiği dalı, Nasreddin Hoca misali, kesmesiyle aynı anlamdadır. Muhalif Tez’in Türkiye icin değeri burdadır, eğer değerini bilirse tabi.

 

Sonuç

 

Bir Twitter mesajı ile ortaya atılan “Toparlanıyoruz” beyannamesi özünde bir hareketin başlangıcı olabilir ama topluma  getireceği sonuçların değerlendirilmesi Allah’a bırakılmıştır. Yani, Ahiretlik bir mevhumdur. Cyprus Mail’de “Toparlanıyoruz” hareketine atfen yazılanlar hareketin amacını ve sonuçlarını işaret eden bir mini-manifesto niteliğindedir ama bir Manifesto değildir. Bu konumuyla bu aşamada “Toparlanıyoruz” hareketi çıktığı yolculukta şu anda Sırat Köprüsü durağındadır; geriye donuş yok. Ya o “kıldan ince, kılıç’dan keskin, ateşten sıcak” köprüyü geçmeye teşebbüs edecek ya da o durakta bin yıl bekleyecek.

 

 



[i] Yazıda bahsedilen Cyprus Mail isimli gazetenin 2 Eylul 2009 sayısında yayınlanan yazının içeriğine http://toplum.co.uk/template.asp?articleid=3047 sayfasından ulaşabilirsiniz.

 

 

Kaynaklar:

 

Anscombe, G. E. M. "Modern Moral Philosophy." Philosophy 124th ser. 33 (1958).

 

Bahceli, Simon. "North's New Movement Aims to save a Dying Community." Cyprus Mail. 2 June 2012. Web. 12 June 2012. <http://www.cyprus-mail.com/north/north-s-new-movement-aims-save-dying-community/20120603>

 

Kılıç, İlker. "IS CYPRUS HEADING FOR A FEDERATION OF GREEK CYPRIOTS AND TURKISH SETTLERS?" Londra Toplum Postası. Web. 12 June 2012. http://toplum.co.uk/template.asp?articleid=3047.

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 775 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler