1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'Sıra Dışı'nı Yeniden Anla(t)ma Çabası
Sıra Dışını Yeniden Anla(t)ma Çabası

'Sıra Dışı'nı Yeniden Anla(t)ma Çabası

30 Eylül’de Adres’te yayınlanan “Sıra Dışı” başlıklı yazıma ciddi ve haklı olması kuvvetle muhtemel bir eleştiri geldi. Kamil Ergüler, özellikle, “sıradakilerin yapamadıklarını yapanlar, yapılamaz sanılanın yapılabileceğini,

A+A-

 

 

30 Eylül’de Adres’te yayınlanan “Sıra Dışı” başlıklı yazıma ciddi ve haklı olması kuvvetle muhtemel bir eleştiri geldi. Kamil Ergüler, özellikle, “sıradakilerin yapamadıklarını yapanlar, yapılamaz sanılanın yapılabileceğini, yapılmamasının yapmaya cesareti olmayanların kabahati olduğunu onların yüzlerine vuranlardır” cümlesinin, anlatılmak istenileni anlatamadığını, kısacası anlaşılmaz olduğunu yazmış facebook’ta. Bir yandan, bu cümlenin meramı anlatmak açısından yetersiz olduğu konusunda ikna olduğum, diğer yandan, tam da o noktadaki derdimi anlatmayı çok önemsediğim için düşüncelerimi biraz daha açmaya çalışmak istedim.

İlginç bir toplum bizimkisi. İnsanlarla meyhanede, kahvehanede ya da (eğer bulabilirseniz) başka sosyal ortamlarda konuştuğunuz zaman, hemen herkes, var olan siyasal, sosyal, kültürel sistemin (düzenin) değişmesi gerektiğinden dem vurur. Ama iş, tam da o sözü edilen değişimin, siyasal, toplumsal, hatta özel hayatlarda gerçekleştirilmesi için bir şeyler yapmaya, “sıra”nın dışına çıkmaya gelince, en başta değişimden dem vuranların yan çizmeye başladıkları görülür. Çünkü söylemek, yazmak kolay, yapmak her zaman zordur. Söylemenin, yazmanın (en azından bizim ülkemizde) bedeli çok ağır değildir. Buralarda yalnızca söz değil, yazı da uçar. Söyler, yazar ve ruhunuzu kurtarırsınız. Sonrası, “sıra”daki hayatınıza aynen devam etmektir. Oysa söylenenleri, yazılanları yapmaya çalışmanın bedeli ağırdır. Böyle bir girişim, ister istemez, toplumun genelinin dışına iter, çirkin ördek yavrusuna dönüştürür sizi. Sıra dışına çıktığınız anda siz yabancı birisiniz artık; ve “yabancı”yı kabullenmek “sürü”nün kolaylıkla yapabileceği bir şey değildir.

“Sürü” ya da “sıra” içinde kalarak, “sürü”deki, “sıra”daki düzenden, sistemden şikâyet etmeyi marifet sayanın karşısına çıkabilecek en büyük tehlike, bu “yabancı”lardır işte. Çünkü “yabancı” olan, “sürü”deki, “sıra”daki düzeni, sistemi eleştirmesine rağmen, “sürü”nün, “sıra”nın dışına çıkma cesareti gösteremeyenin tüm savunma silahlarını elinden alandır. “Sürü”de, “sıra”da kalarak eleştiri yapanın en ağır silahı şudur: “Ben, düzenin, sistemin doğru olmadığını biliyor ve söylüyorum. Ama gelin görün ki bunun değişmesi için hiçbir şey yapmıyorum. Neden yapmıyorum? Çünkü bu ülkede, bu koşullarda bunun yapılması mümkün değil!”.

Anlaşılabileceği gibi, bu kişi, hasbelkarakader yanlış zamanda, yanlış yerde doğmuş olan bir kahramandır. Bıraksalar, yalnızca toplumu değil, dünyayı değiştirecektir ama bir türlü “bırakmamaktadırlar”. Bu memlekette, bu koşullarda, içindeki cevheri, kahramanı ortaya çıkarması mümkün değildir. Kahramanımız tam bunları düşünüp, söyleyip (ya da yazıp) rahatlayacakken, aniden o lanet olası, haddini bilmez “yabancı” çıkar karşısına ve “işte ben yapıyorum. Bu ülkede, bu koşullarda yapıyorum. Demek ki sen de istersen (bedel ödemeyi göze alırsan) yapabilirsin” der.

Kahramanın en ağır silahının elinden düştüğü, tabir-i caizse cascavlak ortada kaldığı an budur işte. Bu durumda yapabileceği iki şey vardır. Ya kabullenecektir bu kadar zaman yapılamaz olduğunu iddia ettiğinin yapılabileceğini ya da yapandan nefret edecek, onun ayağını kaydırmak için elinden geleni ardına koymayacaktır.

Çok fazla edebiyat parçalamadan, soyut konuşmaktan mümkün olduğunca imtina ederek, birkaç tane de güncel örnek verelim hadi.

1. İşsiz genç sayısının bu kadar fazla olduğu bir ülkede, kızınızın, oğlunuzun işe girebilmesi için partinizden talepte bulunmaktan (partizanlığı yanlış gördüğünüz için) kaçınacak mısınız, yoksa “bu ülkede herkes yaparken biz yapmazsak bizimkiler işsiz kalır, partizanlığa karşıyım AMA bu koşullarda başka çare yok” deyip gerekli girişimlerde bulunacak mısınız?

2. Seçimlere birkaç gece kala birçok yerde seçmenlere para dağıtıldığını bilirken, “ne olursa olsun ben böyle şeylere tenezzül etmem” mi diyeceksiniz, yoksa, “normal, demokratik bir ülkede olsak bunu elbette yapmazdım AMA bu ülkede herkes yapıyor, biz yapmazsak seçimi göz göre göre kaybedeceğiz” diye düşünerek, siz de bu yola tevessül edecek misiniz?

3. Kadın-erkek eşitliğine inandığınız ve kadınların sömürülmemesi gerektiğini düşündüğünüz için ev işlerini ve çocuk bakımını eşinizle paylaşacak, gece kulüplerine gitmeyi ret mi edeceksiniz, yoksa, “başka bir ülkede yaşasaydık elbette yapardım AMA buralarda el âlem ne der” diyerek bu “kadın işlerini” eşinize bırakacak, erkekliğinize laf gelmesin diye arada bir gece kulüplerine gidip para karşılığı insan eti satın almayı büyütülmemesi gereken olağan bir davranış olarak mı göreceksiniz?

4. İş insanıysanız, yanınızda çalıştırdığınız işçinin maaşını zamanında ödemeyi, onu sekiz saatten fazla alıkoymamayı, sendikaya üye olmaya teşvik etmeyi, sigortasını yatırmayı, verginizi vermeyi, kaçak işçi çalıştırmamayı mı seçeceksiniz, yoksa “bu ülkede bunları en büyük iş insanları bile yapmıyor, ben yaparsam batarım” diye düşünerek, “hukukun doğru dürüst uygulandığı bir ülkede olsak tabii ki yapardım AMA bu ülkede kimse bunları yapmazken ben de yapamam” mı diyeceksiniz?

Kanımca örneklerin dördünde de zurnanın zırt dediği yer, büyük harflerle yazılmış olan “AMA”dır. Her bir örnekte tercihini ikinci seçenekten yana kullananlar, aslında bir tercihte bulunmadıklarını, bu ülkenin, toplumun, düzenin koşullarının kendilerini doğru olmayan şeyi yapmaya zorladığını ileri süreceklerdir. Daha da şaşırtıcı olan, aynı kişilerin gece gündüz tam da kendi tercih ettikleri bu seçenekler üzerine inşa edilmiş olan sistemi (düzeni) eleştirmekte bir beis görmemeleridir. Aslında bu işleri yapanlar öyle olduğunu sansalar da, bu tutarsızlık herkes tarafından fark edilmektedir ve sisteme yönelik eleştiriler hiç de inandırıcı değildir. Ama memlekette herkes sizin yaptıklarınızın aynısını yapıyorsa, inandırıcı olmak için fazladan bir çabaya da gereksiniminiz yoktur. Herkes aynı şeyi yaptığına göre, demek ki bu memlekette, bu toplumda, bu koşullarda, başka türlüsü sahiden de mümkün değildir.

İşte bu noktada, düzeni bozan, rahatı kaçıran, o lanet olası “yabancı”nın sahneye çıkmasıdır. O, size, eğer bedel ödemeyi göze alırsanız, devlette iş bulamasanız da geçinecek kadar para kazanabileceğinizi, seçim kaybetseniz de siyaset yapabileceğinizi, “kılıbıklık”la ya da “yeterince erkek olmamak”la suçlansanız da ev işlerini ve çocuk bakımını eşinizle paylaşabileceğinizi, gece kulüplerine gitmeyi reddedebileceğinizi, daha az kâr etseniz de çalışanlarınıza adil davranabileceğinizi ve verginizi ödeyebileceğinizi yalnızca söyleyen değil, kendi yaşamıyla gösterendir. O varken, artık “sürü”de ya da “sıra”da kalıp da sözde eleştiri yapmanın, mızmızlanmanın, Kıbrıs ağzıyla söylersek mızırlık yapmanın meşru hiçbir yanı kalmamıştır. O, elinizden, “hem ağlarım hem giderim” derken kuşandığınız bütün silahları alıp, sizi cascavlak ortada bırakmıştır. Kısacası, insan suretinde bir “vicdan” gibi orada durmaktadır işte.

Şimdi bu yazının başında aktardığım o anlaşılmaz cümleye geri dönersem şunları söyleyebilirim: O (yani o lanet olası “yabancı”, o insan suretindeki vicdan),

1. sıradaki, sürüdeki ya da sıradan bir insan olarak senin yapamadıklarının

2. yapılamaz sandıklarının ve yapılamayacağını anlattıklarının

3. bal gibi yapılabileceğini,

4. bunları yapmamanın senin yapmaya cesaretin olmamasından başka bir sebebi olmadığını

senin yüzüne vurandır.

O, senin tutarlılığını, samimiyetini sorgulayan vicdan ve düşmandır. Ayrıca memlekette hâlâ bir umut kırıntısı kaldıysa bir yerlerde, bu, sana rağmen ve onun sayesindedir.

Derdim, meramım, meselem bundan ibarettir.                       

  

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 765 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler