1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. SINIRSIZ SOHBETLER
SINIRSIZ SOHBETLER

SINIRSIZ SOHBETLER

Kıbrıs Türk Ticaret Odası ile Kıbrıs Rum Sanayi ve Ticaret Odası, bir süre önce Barış Ekonomisi Konsorsiyumu’na (Peace Economic Consortium) adadaki toplumlararası ekonomik hareketi gözler önüne seren bir araştırma yaptırdı. UNDP-ACT VE USAID’i

A+A-

EKONOMİST ERDAL GÜRYAY:

“GÜNEY İLE KUZEY ARASINDA 1 MİLYAR DOLARLIK TİCARİ POTANSİYEL VAR!”

Kıbrıs Türk Ticaret Odası ile Kıbrıs Rum Sanayi ve Ticaret Odası, bir süre önce Barış Ekonomisi Konsorsiyumu’na (Peace Economic Consortium) adadaki toplumlararası ekonomik hareketi gözler önüne seren bir araştırma yaptırdı. UNDP-ACT VE USAID’in destekleriyle, bir buçuk yılda tamamlanan ve her iki toplumdan 8 ekonomistin çalıştığı rapor, son derece çarpıcı sonuçlar ortaya koyuyor. Konsorsiyum ekonomistleri Erdal Güryay ve Kostas Apostolides, araştırmayla ilgili raporlarını her iki toplum liderine ve temsilcilerine de sunarak bilgi verdi.

Çözümsüzlük yani şu andaki mevcut duruma odaklanarak yapılan araştırmanın en dikkat çekici tarafı, 2009 yılında Yeşil Hat üzerinden gerçekleştirilen mali işlemlerin değerinin 301 milyon Euro’ya denk gelmesi. Alışverişler ise, bu rakamın %75’ini oluşturuyor. Ve bir diğer dikkat çekici nokta ise, 1974’den bu yana Türkiye ile ulaşılan toplam maksimum ihracat 40 milyon Dolar iken, Yeşil Hat üzerinden 5 yılda ulaşılan toplam ihracatın 10 milyon Dolar’a denk gelmesi. Yapılan araştırmayı ve ortaya çıkan rakamları Ekonomist Erdal Güryay ile konuştuk.

 

·        1 MİLYAR DOLARLIK POTANSİYEL “…“Şu anda iki toplum arasındaki toplam döner finansal varlıklar 300 milyon Dolardır. Aradaki engellerin kalkması halinde, bunun rahatlıkla 1 milyar Doların üstüne çıkacağını düşünüyorum. Çözüm olmasa dahi, bu ekonomik ilişkinin ciddi şekilde artma potansiyeli olduğunu görüyoruz…”

·        TÜRKİYE’NİN GÖRÜNMEZ AMBARGOSU “…1974 yılından bu yana Türkiye ile yaptığımız maksimum ihracatımız yıllık 40 milyon dolar. Güney ile sadece 5 yıllık bir geçmişimiz var, bu da yıllık 10 milyon dolar. Bu kadar yıl sonra sadece 40 milyon dolarlık bir ihracat yapmamız bence çok küçük bir rakam. Demek ki Türkiye’nin bize karşı görünmez bir ambargosu vardır…”

 

1 MİLYAR DOLARLIK POTANSİYEL!

Erdal Güryay, çalışmanın 1 buçuk yılda tamamlandığına işaret ederken, işlerini en fazla zorlaştıranın Kuzey’de istatistik verilerinin olmaması olduğuna işaret ediyor. Çözümsüzlük senaryosu üzerinden hareket edilen bu araştırmanın bir de olası çözüm durumuna projeksiyon yapan ikinci ayağı var. Güryay bu çalışmanın da tamamlanmak üzere olduğunu açıklıyor. Araştırmanın en dikkat çekici tarafı, iki toplum arasında son derece önemli bir ticari potansiyel olduğunun gözler önüne serilmesi.

Ekonomist Erdal Güryay, “Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı Rumlar arasında çok büyük bir potansiyel var. Üstelik prosedürel ve psikolojik bütün engellere rağmen” diyor ve şöyle devam ediyor;

“Şu anda iki toplum arasındaki toplam döner finansal varlıklar 301 milyon Dolardır. Aradaki engellerin kalkması halinde, bunun rahatlıkla 1 milyar Doların üstüne çıkacağını düşünüyorum. Çözüm olmasa dahi, bu ekonomik ilişkinin ciddi şekilde artma potansiyeli olduğunu görüyoruz.”

Güryay’ın engel olarak tanımladığı prosedürel zorluklar, AB standartları konusu. Kuzey Kıbrıs’ın AB uyumlaştırma sürecine daha fazla hız vermesi gerekliliği üzerinde duruyor, Güryay.

“Yeşil Hat’ta özellikle standart konularına odaklı yasal engeller çıkarılıyor. Ancak aslında bizim de AB standartlarına hızlı şekilde uyum sağlamamız gerekiyor. O yüzden öncelikle Devletin de işletmelere finansal olarak destek verip, bu konuda öncü olması gerekiyor” diyen Güryay, bunu raporda da dile getirdiklerini vurguluyor.

 

TÜRKİYE’NİN AMBARGOSU

Erdal Güryay iki toplum arasındaki ticari potansiyeli son derece çarpıcı bir örnekle ortaya koyuyor. “1974 yılından bu yana Türkiye ile yaptığımız maksimum ihracatımız yıllık 40 milyon dolar. Güney ile sadece 5 yıllık bir geçmişimiz var, bu da yıllık 10 milyon dolar” şeklinde konuşan Güryay, Türkiye ile 40 yıla yakın bir sürede bu kadar az bir ticari potansiyele ulaşmamızın muhtemel nedenini de görünmez ambargo olarak tanımlıyor.

“ Bu kadar yıl sonra sadece 40 milyon dolarlık bir ihracat yapmamız bence çok küçük bir rakam. Demek ki Türkiye’nin bize karşı görünmez bir ambargosu vardır.”

 

250 MİLYON DOLARLIK ALIŞVERİŞ

Erdal Güryay, “iki taraf arasındaki toplam harcamaların %75’i sadece alışverişle ilgili. Yani insanların Yeşil Hat’tın bir tarafından diğer tarafına geçişleri, toplam ada içi harcamaların %75’ini oluşturuyor” diyor ve şöyle devam ediyor;

“ Bu rakam da 250 milyon Dolar gibi bir rakama denk geliyor ve son derece önemli bir rakamdır. Geriye kalan ise, çalışan maaşları veya Rum tarafından Kuzey’e ödenen emeklilik maaşları. Demek ki, insanlar nerede daha iyi, daha kaliteli ve daha kendilerine uygun ürün varsa oraya gidip, oradan alışveriş yapıyor. ”  

Kıbrıslı Rumların hala psikolojik bir engel içinde olduklarına vurgu yapan Erdal Güryay, alışveriş rakamlarının da buna bir gösterge olduğunu ifade ediyor. “ Güney’den Kuzey’e geçen turistler, 45 milyon Euro harcarken, Kıbrıslı Rumlar, 39 milyon Euro harcıyor. Kıbrıslı Türkler ise, Güney’de 102 milyon Euro harcıyor.”

 

LİDERLERE ÇAĞRI

Raporun en önemli tarafının iki toplumun ekonomik işbirliği yapabileceğine işaret etmesi olduğunu söyleyen, Erdal Güryay, birçok engel olmasına rağmen, bunların aşılabileceğini ve ekonomik hareketin geliştirilebileceğine vurgu yaparken, “çözüme kadar iki taraf arasındaki bu ticari gelişimi artırmak en önemli hedefimiz olması gerekmektedir” şeklinde konuşuyor ve şöyle devam ediyor;

“Liderlerin de çözüm olmasa bile, iki toplum arasındaki ticari ilişkiyi teşvik etmeleri gerekmektedir. Sivil toplum da birlikte hareket ederek, bu ilişkiyi geliştirebilir. Şu anda iki Ticaret Odası’nın yakaladığı ilişki ve ortaya çıkan bu proje, son derece takdir edilmesi gereken önemli bir projedir. Bu iki toplumun da daha iyi ilişkiler içine girmesini getirecektir”.

Kapılardaki önlem ve yoklamaların ilişkileri germekten öteye gitmeyeceğine vurgu yapan Güryay, ticaret Kuzey’den Güney’e kaydı diyerek, yasakçılık yapmanın yanlışlığına vurgu yapıyor.

 “Bunu siyasal bir problem olarak ortaya koyup velvele edenlere itibar edilmemeli. Öncelikle düşünsünler; neden benim potansiyel müşterim, daha yakın ve daha kolay ulaşılabilir olmama rağmen, beni değil de onları tercih ediyor. Bu sorunun cevabını bulmaktır önemli olan. Ve ekonomik olarak gereğinin yapılması”.

Güryay rakamsal olarak her iki taraf açısından yapılan harcamaları ise şöyle açıklıyor;

“Güney Kıbrıs ekonomisinin %0.5’i kadar para harcıyoruz. Hiç gitmesek de onlar için hiç önemli değil. Bizim için de milli gelirimizin %4’üne denk geliyor. Bizim için de verdiğimiz para bizi öldürmüyor.” 

Kıbrıs Türk tarafında kişi başına düşen GSYİH’nın 9 bin Dolar civarına olduğuna işaret eden Güryay, “yıllardır kapalı bir ekonomide yaşam sürdüren bir toplum için çok da kötü rakamlar değildir bu” diyor. Özellikle 2003’den sonra, çözüm umutlarının gelişmesiyle bu rakamın 12-13 binere yükseldiğini, ancak bu umudun ortadan kalkmasıyla, yeniden bir gerileme sürecine girildiğini söylüyor. Erdal Güryay bu dönemde o zamanki gibi bir canlanma beklemediğine de ayrıca vurgu yapıyor.

Güryay, “Yeşil Hat Tüzüğü bir şeyler veriyor ama bizim şu halimizle bu yapıyla da daha fazlasını vermesi mümkün değil. AB standartları, karşımızdaki en büyük engel, bunu en kısa zamanda aşmalıyız” şeklinde konuşuyor.

 

NÜFUS SONRASINDA İKİNCİ AYAK, TÜRKİYE SERMAYESİ!

Peki biz yakın gelecekte bir ekonomik canlılık yaşamayacaksak, özellikle son dönemlerde Türkiye’den gelen sermaye için Kuzey Kıbrıs’ı cazip yapan nedir diye soruyorum ve bir ekonomist olarak yorumlamasını istiyorum;

“Mali protokolün kamunun kendisini bir ekonomik sektör olarak ortadan kaldırılmaya odaklı olduğunu görüyoruz. Ama özel sektörün teşviki ile ilgili hiçbir şey yoktur, şu anda. Türkiye’den gelen yatırımcıların neden yatırım yaptıklarını ise henüz anlamış değilim. Genellikle kendi paralarını yatırdıklarını düşünmüyorum. Bana da arazi ve kredi teşvikleri verseler, ben de bu yatırımı yapabilirim. Bu işletmeler kendi başlarına gelmiyorlar, bu yatırımlar sipariş üzerinedir” diye konuşuyor.

 Neden Sabancı, Koç değil de örneğin daha fazla gelişmekte olan işletmeler geliyor, diye soruyorum bu kez. Erdal Güryay, bir ekonomist olarak şöyle diyor;

“Türkiye sermayesi ile de baskın bir hale gelmek için çaba harcıyor, bence. Ama Sabancı, Koç gibi işletmeler öyle değil. Çünkü dünyanın birçok ülkesindeki birçok firmayla ilişkisi olan işletmeler bunlar. Mesela Carefour. Bu firmaların ortakları Güney Kıbrıs ile de iş yapıyor. Belki orada da ortakları var. O yüzden gelip tanınmamış bir ülkeye yatırım yapamıyor, kolay kolay. Dünya çapındaki firmalar buraya gelmez. Ben turizm tesislerinin büyük paralar kazandırdıklarını tahmin etmiyorum. Bu yatırımlarda ekonomik bir akıl yok. Belki kumarhaneler kazandırır ama kendileri zaten her yıl zarar açıklıyorlar.”

Erdal Güryay, Türkiye’den Kuzey Kıbrıs’a yapılan yatırımların ekonomik akıl içermediğine vurgu yaparken geleceğe yönelik de çarpıcı bir başka projeksiyon yaparak şöyle konuşuyor;

“Nüfus sonrasında şimdi ikinci ayak, Türkiye’den gelen sermaye gibi görülüyor. Şimdi bütün kamu işletmeleri, Türkiye’den gelen sermayeye gidecek. Bunu Kıbrıs’ta alabilecek bir yatırımcı yok. Tanınmamış bir ülke olduğumuz için bu ihaleler uluslararası da olmayacak. Bu ihalelerin tek şıkkı var, o da Türkiye. Bütün kamu iştirakleri, kitler, hepsi Türkiye’deki özel sektörün eline geçecek. Çözüm olmaz ve mevcut durum devam ederse, gidilen nokta budur.”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1224 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler