SINAV

SINAV

Dün bu köşede yer alan “Bu Çiş Kimin” başlıklı yazıda belediyelerin çevre düzenlemesiyle ilgili durumuna dair yazdıklarıma ilgi çekici yorumlar geldi. Bunlar arasında bir şehir plancısının özellikle altını çizdikleri son derece önemli. Merter

A+A-

 

 

Dün bu köşede yer alan “Bu Çiş Kimin” başlıklı yazıda belediyelerin çevre düzenlemesiyle ilgili durumuna dair yazdıklarıma ilgi çekici yorumlar geldi. Bunlar arasında bir şehir plancısının özellikle altını çizdikleri son derece önemli.

Merter Refikoğlu, şu anda belediyelerde Lefkoşa Belediyesi’nde çalışan 1 kişi haricinde çalışan şehir plancısı olmadığına vurgu yapıyor.

Buna rağmen her yıl devletin şehir plancıları yetiştirmek için yut dışına kontenjanla öğrenci gönderdiğini anlatıyor.

“…Yaklaşık 10 tane KKTC vatandaşı şehir planlama bölümünde kontenjanla okutulmuş olmasına rağmen, ya işsiz, ya da alakasız işlerde çalışmaktadır. Birçok şehir planlama mezunu arkadaş da yurtdışında çalışmakta ülkeye gelememektedir…” diyor, Refikoğlu.

Sanırım bu ülkede sistemin nasıl çalıştığına ya da aslında çalışamadığına ilişkin tipik bir örnek.

Devlet kontenjan ayırır, belli bölümlerde öğrenci yetiştirir ama ülkeye dönecek bu öğrencilere çalışma imkanı sunmaz.

Bunun için özel bir torpil bulmak, ya da kaderinize razı olup ilgisiz bir başka işte çalışmak zorunda bırakılırsınız.

Veya bir karar verirsiniz ve birikimlerinizi, deneyimlerinizi yurt dışında kullanırsınız. Bu adaya gelmek için sebep bulamazsınız.

Oysa bir devlet eğitim sistemiyle övünür, ekonomisini yarattığı iş imkanlarıyla geliştirir. Bu iş imkanları ise, seçim zamanlarında devlet kadrolarına gelişigüzel yerleştirilen kişilerden değil, meslekleri ve başarıları doğrultusunda çalışabileceklerden oluşturulur.

Merter Refikoğlu’nun bu mailini okurken, yapılan usulsüz atamalar ve sadece bir kurultay sürecinde bile kamunun nasıl kullanıldığı takıldı aklıma.

Ve bu durumun ne kadar normalleştirildiği.

O yüzden Refikoğlu’nun aslında çok iyi bilip normalleştirdiklerimize dair önemli bir hatırlatmadır diye düşünüyorum.

**

UBP’nin olaylı kurultayı sonrasında mahkeme süreci başladı.

Şimdi mahkemenin karşısında önemli bir sınav var. Bu davayı herhangibir etki altında kalmadan en kısa zamanda sonuçlandırmak ve adalet duygusunu tekrar hatırlatmak.

Lefkoşa Kaza Mahkemesi Başkanı Emine Dizdarlı’nın dün yaptığı ilk açıklamalar bu açıdan da yüreklere su serpiyor.

Bu sürecin kolay olmayacağının ilk sinyalini dün Başbakan Verdi.

Onun hemen öncesinde mahkeme sonucunu beklemeden hemen Kaşif’in yargıya başvurcağını açıklamasının arından, Türkiye Başbakanı Erdoğan’ın Küçük’ü kutlaması da dikkate değerdir.

Kurultayın hemen sonrasında göndermediği kutlama mesajını nedense Kaşif’in mahkeme kararını paylaşamsının ardından gönderdi, Erdoğan. Ve aslında çok açık şekliyle daha başlamadan mahkemeye tepeden bir gönderme yaptı.

İrsen Küçük, “Ahmet Kaşif açtığı davayla UBP ve bütün camiayı dava etmiştir ve hiçbir UBP’li bunu sindiremez” diyor.

Belli ki, mahkeme kararı ne olursa olsun, Küçük Kaşif’e bunun bedelini siyaseten ödetmenin yollarını arıyor.

İki tarafın bu halde parti içinde birlikte yaşaması bugünden bakıldığında zor. Süreç ne getirir onu ise, birlikte göreceğiz.

Ama açık olan şu ki;

Kendi parti kurumu içinde bile demokrasiyi ve hukuku sindirememiş bir yönetim anlayışı bu ülkeye daha büyük zarar veriyor.

Kendi parti tüzüğünü hiçe sayan, mahkeme süreçlerine saygı duymayan, daha da ötesi, kendi partilisine bile türlü baskı ve skandala varan uygulamalar yapan bir yönetimin, bu ülkeyi de nasıl yönettiği ortada.

Bu süreç sadece hukukun bir sınavı değil, aynı zamanda bu ülkenin hükumetinin de bir sınavıdır.

Bu süreçte ortaya konulan her türlü tavrın mutlaka bir geri dönüşü olacaktır, taraflara.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 525 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler