1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'Şimdi kış olmalı...'
Şimdi kış olmalı...

'Şimdi kış olmalı...'

BİR ÖYKÜ *** Dohnili “kayıplar”ın anısına... “Şimdi kış olmalı...” *** “Ben eridim gübre oldum, ot oldum, çiçek oldum, yaprak oldum, toz oldum, yağmur oldum, su oldum. Tekrar toprak oldum. Çok canlara karıştı

A+A-

 

BİR ÖYKÜ

 

***  Dohnili “kayıplar”ın anısına...

 

“Şimdi kış olmalı...”

 

***  “Ben eridim gübre oldum, ot oldum, çiçek oldum, yaprak oldum, toz oldum, yağmur oldum, su oldum. Tekrar toprak oldum. Çok canlara karıştım. Büyüdüm çiçeklerle,  onların bir parçası oldum. Güzel kızların saçında taç oldum. Koyunlarda süt oldum. Et oldum.  Çocukları doyurdum.

Yıllar, hep o güzel yaz ve kış günlerini hayal ederek geçti. Yıllarca benimle birlikte vurulan onlarca kişiyle birlikte bekledik. O toprağın altından kemiklerimizin çıkarılmasını bekledik. Defalarca geldiler çıkardılar kemiklerimizi. Sevindik çocuklarımıza sevdalılarımıza gideceğiz analarımıza gideceğiz diye ama götürüp başka yerlere sakladılar. Bulunmasınlar, bulmasınlar diye, sonra tekrar tekrar üzerimizden geçtiler, tekrar sakladılar. Ezdiler kırdılar ufaladılar...”

 

 

Dr. Derviş ÖZER                          

 

 

Şimdi kış olmalı. Tarlalar sürülmüş,  buğday, toprağın altına yatırılmıştır. Toprağı sürersin. Et gibi toprak ikiye ayrılır ve etrafa bir koku dağılır.  Gider toprağın başında durursun. Eline alıp yiyesin gelir. Derin derin koklarsın, içine çekersin bir daha çekersin ve o nefesi hiç vermek istemezsin. Tıpkı sigarayı bıraktıktan sonra ilk sigara içiş gibi, bütün duman damarlarına dolsun ve hiç kaçmasın istersin. Tüm nikotinin kanına karışmasını ve kanına karıştıktan sonra başının dönmesini istersin.  Hafifçe, sanki içmişsin gibi. Hani oturup yaz akşamlarında veya kış akşamlarında işi bitirmiş, tarlaları ekmiş, yağmuru beklersin, yapılacak pek fazla bir şey yoktur. İşte o akşamlardaki gibi veya kış akşamlarında yağmur yağmıştır ve oturup yağmurun sesini dinlerken veyahut yaz günü tarlaları biçmiş buğdayı tarladan eve getirmemişsin, ama öylece tarlanın içinde bir yığın halinde durur; biraz uzaklaşırsın, uzaktan bakarsın, biraz yakınlaşırsın, bir de yakından bakarsın ve az çok tahmin edersin, yüz kile var diye. Sonra eve gidersin, evde eşine övünerek anlatırsın aldığın ürünü. Sonra da oturursun, hayat yoldaşın sana, evin bahçesinden kesilmiş verigo üzümü yıkar ve yanında bir bodiri, yok yok, birkaç bodiri konyak getirir. Başın hem mutluluktan,  hem de konyağın etkisiyle döner ya, işte öyle bir tat olur. 

Sonra canın sevişmek ister. Kalkıp serin yatakların, bembeyaz çarşafların üstünde sevişmek istersin. Yıllar önce hiç ayrılmamak üzere seçtiğin, yıllarca onun aşkıyla tutuştuğun yoldaşını, tutar çekersin kolundan, demir karyolanın üzerine. Bembeyaz çarşafların üzerine uzatırsın, öpersin. Bir daha öpersin.  Ağzı sakız kokar. İçkinin kokusunu, onun nefesinden bir daha alırsın ve bir daha başın döner.  Ama bu defa dönen baş, içkiden mi aşktan mı anlayamazsın. Yan yana uzanırsın. Terin tere karışmasını, terin yasemin kokusuna karışmasını beklersin. Başını kaldırırsın, yıldızlara bakarsın. Ne kadar uzakta ve ne kadar canlı olduklarını düşünürsün. Bir de sigara yakarsın. Bir nefes sen, bir nefes o çeker.  Sigaranı bitiremezsin,  evin küçüğü uyanmış,  çişe çıkmıştır. Yarı uykulu. Yarı uykulu da değil, uyuyarak,  gözünü bile açmadan, her zamanki gibi, yalın ayak, kısa pantolonuyla yanından geçer ve iki adım öteye gider çişini yapar. Ona kızamasın. O işini bitirince tekrar yatmaya gider. İkinci bir çocuğu yapma zamanıdır diye düşünürsün. Dönüp hayat yoldaşına bir daha sarılırsın ve bu defada ikinci çocuk için sevişirsin.  Sevişirsin, ter içinde kalana dek. Sonra da uyursun sevgilinin koynunda sabahlara dek. Kılını kıpırdatmazsın uyanmasın sevdalın diye.

Sabah olur, hafif bir üşümeyle kalkarsın.  Üstün başın sevi kokar.  Aşk buram buram tenine işlemiş ve dönüp bakarsın sevdiğine. Derin bir iç çekersin, yıkanmak istemezsin.  Kokunun, sevginin ve aşkın kokusunun üzerinde kalmasını istersin. Tüm gün boyunca, çalışırken, göğsüne burnunu yaklaştırıp yaşadığın o güzel geceyi, aşkı, sevgiyi, sevgiliyi tekrar tekrar koklamak istersin. Yasemin kokusunu sakız kokusunu, aşk ve sevgiyi tekrar tekrar hatırlamak istersin.

Şimdi kış olmalı hani buğdayı toprağın altına atarsın ya ve üstünü örtersin. Beklersin yağmurun yağmasını. Bu bekleyiş umutlu bir bekleyiştir. Çünkü gelecekten çok beklentin vardır. O toprağın altında yatan o küçücük tohumdan çok şey beklersin.  Gelecek çocuklar, torunlardır o buğday tohumu.

Biz; iki otobüs dolusu adam, hepimiz evimizden kahveden toplandık.  Biz iki otobüs dolusu adam. Toprağa hasret, toprağa aşık adam. Biz 84 kişi, biz baba, biz sevdalı, biz oğul, biz aşk adamı, biz köy adamı, toprağı biliriz sadece. Biz silahı üvendirik niyetine sabanın ağzına süren seksen dört sevgili. Seksen dört ağaç, seksen dört can, hepimizi iki otobüse doldurup götürdüler. Hepimizi bir dağın başında indirdiler ve koyunlar gibi sürdüler mitralyözün önüne.  Koyunlar gibi birbirimize sokulduk mitralyözün önünde. Ve bizi soydular. Saatler, kimlikler, paralar ortaya döktürdüler.

Ve mitralyöz saatlerce sesi kesilmeksizin öttü.  Susmaksızın, kulakları yırtarcasına, biz bir kan gölü içinde kalana kadar öttü. Hepimiz yerlere döküldük, tırpanın ağzında kalan buğday sapları gibi. Ve buğday sapları gibi birbirimizin üstüne düştük.   

Ve kan dökülünce, hani yazın yağmur yağar ya, işte kan dökülünce toprağa öyle güzel bir koku saçıldı etrafa. Toprak kokusu ciğerlerimizi doldurdu. Ta içimize kadar doldu. İçimize işledi koku. İşte bir yaz günü seksen dört kişinin kanı, bizim kanlarımız öyle suladı toprağı ve toprak köpürdü. Ve toprak koktu burcu burcu. İçimize işledi kokusu.

Kimimiz hemen öldü. Kimimiz çırpındı ölümle yaşam arasında. Bir tek toprak vardı elimizle tutacağımız ve elimizde sıkacağımız, sıktık, dişledik toprağı.

Toprak et gibi. Bıçağı sürer ikiye ayırırsın. Buram buram kokar. Sevgilinin teri gibi kokar. Ve sarılırsın toprağa. Ciğerlerine dolar, nefes alamazsın. Yırtmak istersin her şeyi. Çaresizlik. Yaralısın gücün yok ve seninle birlikte, onlarca kişi. Onlar da çırpınır.  Nefes almak, bir nefes için neler verilmez. Ve ciğerlerine, her nefeste toprak dolar. Yaşamak istersin. Yanındaki adamın üstüne basıp çıkmak istersin, çıkamazsın dozer her gelişte, üzerindeki toprağı artırır ve gözlerin, burnun, her tarafın toprak dolar. Öksürmek istersin ama olmaz. Ciğerlerindeki toprağı atamazsın.  Ciğerlerin artık toprak kokusu değil, toprak dolmuştur.

Toprak bir et gibi ayrıldı ve bizi içine ittiler. Toprak, bizim canımız, ciğerimiz, aşkımız. Toprak açıldı, bizi canlı canlı içine aldı. Ciğerlerimiz toprakla doldu. Nefes alamadık, nefes veremedik. Canlı canlı gömüldük dozerle toprağın altına. Bizi, sevdamızı, sevgimizi, sevimizi gömdük toprağa. Aşkımızı, çocuğumuzu ve geleceğimizi gömdük. Biz değil, bizi gömdüler toprağa. Kendini bilmez, aşkı bilmez, sevgiyi bilmez, birkaç kişi tarafından gömüldük toprağa. Geriye sevdalılar, aşklar, sevgiler, çocuklar ve anneler kaldı. Bizi gelecek olarak gören yaşlı anneler kaldı. Ve biz et gibi o toprağın altında çürüdük, kokuştuk. Toprağın altında eridik. Gübre olduk toprağa ve buğdaya. O yıl o toprağın gübresi bizdik. Biz büyüttük buğdayı.     

Çok bekledim çok yağmurlar yağdı. Çok fırtınalar esti. Güneş geçti, ay geldi. Ay gitti, güneş geldi. Toprak ıslandı. Toprak dondu. Taş oldu. Toprak ısındı, nemlendi ve toprak defalarca kurudu. Toz oldu rüzgara kapıldı, havaya uçuştu.

Ben eridim gübre oldum, ot oldum, çiçek oldum, yaprak oldum, toz oldum, yağmur oldum, su oldum. Tekrar toprak oldum. Çok canlara karıştım. Büyüdüm çiçeklerle,  onların bir parçası oldum. Güzel kızların saçında taç oldum. Koyunlarda süt oldum. Et oldum.  Çocukları doyurdum.

Yıllar, hep o güzel yaz ve kış günlerini hayal ederek geçti. Yıllarca benimle birlikte vurulan onlarca kişiyle birlikte bekledik. O toprağın altından kemiklerimizin çıkarılmasını bekledik. Defalarca geldiler çıkardılar kemiklerimizi. Sevindik çocuklarımıza sevdalılarımıza gideceğiz analarımıza gideceğiz diye ama götürüp başka yerlere sakladılar. Bulunmasınlar, bulmasınlar diye, sonra tekrar tekrar üzerimizden geçtiler, tekrar sakladılar. Ezdiler kırdılar ufaladılar.

Şimdi kış olmalı hani toprağı sürersin ya buğdayı toprağın altına yatırırsın ya sonra da beklersin yağmurun yağmasını…

…….

…….

……..

Çok özledim.

Her şeyi çok özledim.

Her şey burnumda toprak gibi kokuyor.

(DR. DERVİŞ ÖZER)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1468 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler