1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Şimdi 'hedefe bakmak' zamanı
Şimdi hedefe bakmak zamanı

Şimdi 'hedefe bakmak' zamanı

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu adamızı ziyaret etti. Bu ziyaretin, Cenevre sonrası gerçekleşmesi, geleneksel yanın ötesinde bir anlamı kazandırdı. Davutoğlu konuşmasında, barış süreçlerine olumlu bir etki yapacak bir dil kull

A+A-


------------------------
Sayın Davutoğlu'nun yaptığı konuşmada vurguladığı, 2012 yılının Temmuz'unda Birleşik Kıbrıs’ın AB Dönem başkanlığını devir alması niyetini kim görmezden gelebilir?

Güneyde, AKEL, DİSİ, DİKO, EDEK’in ekonomik kriz şartlarında, demokratik hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde, dış dayatmanın ötesinde, kendi ekonomik tedbirlerini, yıkım gelmeden gündeme alan anlayışına herkes şapka çıkartmalıdır

------------------------

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu adamızı ziyaret etti.
Bu ziyaretin, Cenevre sonrası gerçekleşmesi, geleneksel yanın ötesinde bir anlamı kazandırdı.
Davutoğlu konuşmasında, barış süreçlerine olumlu bir etki yapacak  bir dil kullandı.
BM Genel Sekreteri'ne ve Downer’e girişim için cesaret, destek verdi...


İŞTE BU AŞAMADA BİZLER, KIBRISLI TÜRK İLERİCİLER NE YAPACAĞIZ?


Bu aşamada, yıl sonuna kadar Kıbrıs sorununun çözümünde gelişme söylemini öne çıkaran sayın Davutoğlu'nun Başbakanı'na 'Hitler' mi diyeceğiz?
Eğer öyle ise kim hangi akılla erken çözüm düşünebilir?  Ha, bu açıklamalara dönük yüzde yüz güven duyulması mı gerekir? Hayır. Ama ortada tüm dünya kamuoyu önünde ifade edilen olumlu görüşler var.  

Sayın Davutoğlu'nun yaptığı konuşmada vurguladığı, 2012 yılının Temmuz'unda Birleşik Kıbrıs’ın AB Dönem başkanlığını devir alması niyetini kim görmezden gelebilir?
Ama ne acıdır ki bugünkü Kıbrıs Türk basınında bu vurguların ciddi bir şekilde ele alındığını da göremedim.

Sanki bunlar laf ola söylenmiş şeyler gibi algılandı. YENİDÜZEN'in genel yönetmeni Cenk Mutluyakalı kusura bakmasın ama bunlar, din raporundan bence daha önemli.  Evet, o da önemli, ama bu içerik  de önemli.

Şimdi bu konuşma ile her şey tamam mı?  Elbette ki hayır.  Ama siyasete ve barış mücadelesine dair bize önemli yeni imkanlar sunmaktadır.
Davutoğlu’nun açıklamasında gizli bir takvim olgusu vardır. Üstelik biz bunu aylardır dile getiriyoruz. Kıbrıs’ın AB dönem başkanlığı bir doğal takvim ve sonu da içinde taşımaktadır.


GEÇ OLSUN GÜÇ OLMASIN

Kıbrıs sorununa dair ön görülerimiz, CTP içerisinde kurultay çalışmaları ve genel kamuoyunda ise farklı nedenlerle çok da öne çıkmadı.
Şimdi sürecin ciddiyeti ortada. Geç olsun, güç olmasın!
Sayın Davutoğlu  açıkça, Ekim ayına ve yıl sonuna kadar olumlu gelişme; 2012 içinde de Referandum ve 2012 yılının ikinci yarısında Birleşik Kıbrıs’ın AB dönem başkanı olması gerektiğini söyledi.

Güneye, 2012 dönem başkanlığı ve 2013 Cumhurbaşkanlığı seçimini düşünerek zamana oynamaması gerektiğini anımsattı.
Eğer bu yeni süreç de olumlu bir temelde gelişmezse, artık dünya kamuoyundan "olumsuzluğu" görmesini istedi; Kıbrıslı Türkleri dünyadan soyutlamanın vicdani karşılığı olmayacağı üzerinde durdu.
Bunu da  barış sürecine negatif katkı getirmemek için, yani barış dilini bozmayacak şekilde, tehdit vurgusunu öne almayan ve  kelimeleri özenle seçen ciddi bir diplomatik dille yaptı.

Eğer bu süreç,  şimdi, hızlı bir şekilde gelişmezse, arkasından gerek Hristofyas’ın, gerekse de diğer pek çok insanın söylediği “bölünme “ tehlikesi zemin kazanarak gelişecek demektir bu.

Bunun, üstelikte artık yalnız kuzeyde değil, güneyde de, en başta büyük sermaye olarak bir desteği de vardır. Çünkü artık, Türkiye büyük sermayesi ile yeni ve tatlı bir işbirliğinin daha da gecikmesini istemiyorlar. Onlar için çözüm olmazsa da olur, kısmi iyileşme ile gelsin paralar! Çalsın sazlar, oynasın borsalar!

 

FEDERAL KIBRIS İÇİN!

Bu köşenin yazarı olarak ben kendi hesabıma söyleyeyim. Bölünme, iki ayrı devlet, ya da çözüm olmadan kuzeyin statüsünün ekonomik alanlarda yükseltileceği bir sonucu, adamız ve halkımız için olumlu bulmam.

Sonuna kadar Federal Kıbrıs için uğraşacağım. Ama zemin kaybı, KKTC ilanı ile yaşayan ve Federal Kıbrıs tezinin savunulmasını o koşullarda beceren bir siyasi hareketin mensubu olarak da;  bunun eskisinden çok daha zor koşullara sahip olacağını da  söylemek zorundayım .

Çünkü bölünme riskinin alt yapısının, dünden daha fazla olarak hem güneyde, hem de kuzeyde daha temeli olduğunu da söylemek isterim.


CHP’LİLEŞEREK ; "PAPAZIN VE  İMAMIN ORDUSU SÖYLEMLERİ" İLE Mİ BU SÜRECİ ELE ALACAĞIZ? 


Kıbrıs Türk ilerici, demokratik barış güçleri Sayın Davutoğlu'nun  açıklamasındaki pozitif noktaları iyice değerlendirmelidir.

Artık daha net gözüken bir gerçek vardır. Bu da bir kısım Kıbrıs Türk sol çevrelerinin, klasik bazı sağ çevreler gibi,  Türkiye’de demokratik  gelişmeye katkı sağlamayan  CHP üslup ve mantığı ile AK Partiyi tanımlama yaklaşımları olduğudur. .

Bu  üslup ve mantık, en temel sorunumuz olan Kıbrıs sorunun çözümüne yardımcı olmaktan uzaktır. “Papazın ordusunu yendik, İmamın ordusuna yenilemeyiz” yaklaşımı ile bir ucu milliyetçiliğe, öteki ucu da CHP mantığına dayalı olan bu mantık; sosyalist, soysal demokrat ya da liberal ne isterseniz deyin, çağdaş, demokratik, özgürlükçü ve barışçı bir sol üslup olamaz.

Unutmamak gerekir. Geçmiş pratiğimiz bize göstermiştir ki , bu gün içine girdiğimiz bu çıkmazın en esaslı nedeninin, 2002 ve 2003 döneminde CHP ve diğer sol –sağ kesimlerin, devlet içinde sahip oldukları güce dayanarak; bu milliyetçi ve sözde anti- emperyalist sol söylemle,  Kıbrıs’taki statükocularla birlikte izledikleri siyaset ve dil olduğudur..

Bunlar bu mantık ve siyaset nedeni ile bize Kopenhag’ı ve Lahey’i  kayıp ettirdiler.
Ayrıca işimiz zor. Çünkü günlük yaşamımızda da , ağır bir dayatma ile siyasi, ekonomik ve demokratik baskı altındayız da.


PEKİ NE YAPMAMIZ LAZIMDIR?

 Bugün, Kıbrıs’ta uygulanan ve Kıbrıs Türk halkının iradesine ters, ekonomik ve siyasi dayatmalarla karşı karşıyayız.  Bu ülkenin gerçeğine ters, bu topraklardaki insanların yaşam biçimine uygun olmayan ve AK Partinin sahip olduğu muhafazakar görüşler temelinde, belli siyasetleri bize dayatma çalışması ve niyeti  de vardır. Bu doğrusu kabul edilmezdir.

Bunda, AK Partinin o çok şikayet ettiği ve Türkiye halkına bir mühendislikle giydirilen ve artık ona dar gelen  statükonun mantığı vardır.  

İşte bundan ötürü, Kıbrıs Türk barış güçleri, ne teslimiyetçiliğin girdabına düşmeli, ne de bu yanlış uygulamalara CHP üslup ve mantığı ile yaklaşmalıdır.

Yapılması gereken açıktır. Bu doğal ve gizli takvimi bilerek, Kıbrıs’ta çözüm süreci için gerekeni ortaya koymalıyız.. Kıbrıs sorununun, Cumhurbaşkanlığı saraylarına hapsedilmeyecek denli önemli olduğunu bilerek, sivil inisiyatifi öne alan devinimleri geliştirmeliyiz..

Bu yüzden, Kıbrıs Türk halkı içinde, çözüm dinamiğini yükseltirken, bu süreçte güneyde de en geniş temas ve ortak nokta oluşturulması için “resmi” tezlerin ifade edilmesi ile değil, ortak değerlerin öne çıkmasına dönük temaslar içine girmek gerekir.

Kimse kusura bakmasın; Güneydeki Meclis Başkanı Omiriu Cenevre sonrası verdiği demeçte;  “bir tek Kıbrıslı Rum’un kayıp etmeyeceği antlaşma isterim” dediğinde, eleştiri getirmenin, Kıbrıs Türk sol ve barış güçlerinin de önemli bir görevi olduğu gerçeğini artık herkes görmelidir.

PEKİ ÇÖZÜM İÇİN TÜRKİYE KAMUOYU ÖNEMLİ DEĞİL Mİ?

Kim sizin müttefikiniz? CHP mi? Yoksa Ergenekon mantığı mı?

Bunun için Türkiye’nin sol, demokrat, liberal; barış ve demokrasiden yana olan tüm güçleri ile işbirliği içinde olmak gerekiyor.
Sonuçta %50 oy almış bir güçle yüz yüzeyiz. Ona destek veren en geniş kitleleri çözüm dinamiğinde karşımıza değil, yanımıza almalıyız..

Ama, AK Partinin beli siyasileri ve bürokratlarından gelen bu mühendislik girişimlerine dönük de elbette ki demokratik tepkimiz olacaktır. Olması gerekir. Ama bu yetmez.

Bu  siyasetlerin ve niyetlerin yol almasına sebep olan etkenlerden biri de Kıbrıs’tadır.  İçimizdedir.

Bunlardan biri, statükonun kendini çözümsüzlük temelinde sürmesi için, yıllardır yerleştirdiği ve üretmeden ,dış kaynakla ki  bu da Türkiye’dir;  yaşam biçimine dönüştürdüğü her şeye dönük bağlılık ve  kendi aklımızın ürettiği değişime dönük atılan adımlara yaptığımız direniştir..Tutuculuktur.

Bu öyle yalnız şu veya bu  partiye ya da kesime de mal edilemez.. Bu UBP ve DP dışındaki, CTP’yi de  TDP’ yi de; KTÖS’ü de KTAMS’ı,  Kamu Sen’i  ve Dev İş’i ve  Hür İş’i de etkileyen bir bütüne aittir. Ticaret Odası'nı, Sanayi Odası'nı ve Esnafı de etkileyen bir bütündür bu.

Bunun adı da  dıştan gelecek kaynakla yetinme ve bunun üleşimi kavgasıdır. Üretmek ve kendi  geliri ile kendi giderini karşılama devinimi ve alın teri üzerinden üleşme mücadelesi değildir bu...

Bu yüzden aynaya bakmamız gerekmektedir.

GÜNEYE BAK , DÜŞÜN VE UTAN…

 

Güneyde, AKEL, DİSİ, DİKO, EDEK’in ekonomik kriz şartlarında, demokratik hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde, dış dayatmanın ötesinde, kendi ekonomik tedbirlerini, yıkım gelmeden gündeme alan anlayışına herkes şapka çıkartmalıdır. PEO, SEK, PASİDİ sendikaları ile işveren kuruluşlarına, şapka çıkartın.

İşte şimdi hiç sevmediğim bir şeyi yazacağım. Evet, özür mözür istemem. Ama gerek parti içi, gerekse parti dışı herkese diyorum ki, şimdi oturun ve bunları okuyun... Bunlar,  CTP-BG'nin büyük ortak olduğu dönemde, bağımlılığı azaltmak ve gelen krizi göğüslemek için attığı, düşündüğü ve önerdiği  adımlara ne kadar da benziyor değil mi?  


BAN Kİ MOON’UN DOĞRU, HATTA “DEVRİMCİ” MANTIĞI….


İşte bu yüzden son Cenevre zirvesinde Ban Ki Moon’un açıklamasında yer alan ve yalnız Kıbrıs sorununa değil, ama siyasi ve toplumsal mücadelenin her alanına o bakışla bakmamızı getiren bir ifadesini de yazmak istedim.

“ Her iki liderle de hedefe bakmanın öneminin, soruna odaklanmadan daha önemli olduğunu konuştuk”

Evet, işte doğru tespit budur.

 

 

 

 

Bu haber toplam 940 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler