1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. ŞIMARTIN KENDİNİZİ AZACIK !
ŞIMARTIN KENDİNİZİ AZACIK !

ŞIMARTIN KENDİNİZİ AZACIK !

Filiz Uzun: SELİM YEŞİLPINAR.. Leymosun’dan Güzelyurt’a… Libya’dan İngiltere’ye… Göçler ve tatlar arasında bir yaşam…

A+A-



Artık “ayıp olmasın” diye atmak istemiyorum adımlarımı… Karşımdaki çok yakınım olsa dahi,  sohbeti bana keyif vermiyorsa “eyvallah” diyebiliyorum. Değiştirdiğim yaşam felsefemin en iyi yanı da bu sanırım. Hayır demeyi öğrendim.

Filiz Uzun

Hayat felsefemi değiştirdiğim son zamanlarda,  keyif almak benim için çok önemli. Arkadaşlarımla yaptığım sohbetten, yaptığım spora, gezdiğim ve eğlendiğim mekânlardan, içtiğim içkiye ve yediğim yemeğe kadar her şeyin bana keyif vermesini istiyorum. Zorunlu olduğumdan değil de keyif aldığımdan dolayı yaşamalıyım… Artık “ayıp olmasın” diye atmak istemiyorum adımlarımı… Karşımdaki çok yakınım olsa dahi,  sohbeti bana keyif vermiyorsa “eyvallah” diyebiliyorum. Değiştirdiğim yaşam felsefemin en iyi yanı da bu sanırım. Hayır demeyi öğrendim. Gitmek istemiyorsam bir yere bahaneler uydurmuyorum. “Hayır gelmek istemiyorum diyorum”.  Çoğu kişi tarafından ters karşılansam da,  yeni ben böyleyim. Ne yapabilirim?
Yemek yapmak ve yemek de benim keyifle yaptıklarım arasında. Yaratıcılığımın sınırlarını zorladığım bir alan. Farklı lezzetler ve tatlar yaratmak. Her ne kadar tatlıyla aram olmasa da kekler ve pasta yapmaktan keyif alıyorum. Renkli süslerle süslemek pastaları, çocuklar gibi şen oluyorum. Bir de en güzeli yaptığım yemeklere isimler koymayı seviyorum.’’ Filiz Spagetti’’ mesela ya da ‘’Ağlayan Pasta’’. Kızımın koyduğu isimler de oluyor bazen ‘’Anne Yemeği’’ var aramızda sır gibi sakladığımız. Sebzelerden ve soslardan yapılmış. Bize ait.  Bir de acayıp şekiller verdiğimiz tarçınlı kurabiyelerimiz.
Yemek yapmak keyif benim için. Yemek de öyle. Fazla yemek tüketen biri olmamakla beraber yediğim yemeğin ağzımda bıraktığı tat benim için çok önemli. Ve yanında içilen şarap. Şımarttım kendimi azıcık. Sanırım hepimiz şımarmayı hakediyoruz. Hep başkalarına bir şeyler sunmak olmamalı amacımız. Kendimize de sunmalıyız hayatın güzel tatlarını.
Sevmiyorum hızlı yapılan yemekleri ve yedirmiyorum çocuğuma da. Çok mecbur kaldığımızda ise en sağlıklı olabilecekleri seçmeye çalışıyorum. Yine de önleyemiyorum suçluluk hissini.
Bir sağlıkçı olmamın da etkisi var sanırım. 5 yaşında damar hastalığı olan çocukları duyuyor ve nasıl üzülüyorum anlatamam. Farklı etkenleri olsa da bu hastalıkların en önemli etkeninin sağlıksız tüketilen besinler olduğunu biliyorum. Ve bence herkes de biliyor bu gerçeği bilmemezlikten gelirken...
Bugünkü röportaj konuğum bir Master Şef. Selim Yeşilpınar. Bellapais Gardens Restoran’ın şefi, ben onu çocukluğumdan beri tanıyorum. Sağlıklı yemek yapmaya gönül verenlerden olduğundan daha da çok seviyorum onu. Eğitimini bu alanda yapmış ve halen eğitim almaya devam ediyor. Kendini yenileyen ve kendiyle yarışan bir Master Şef. Sağlıklı beslenmenin önemini bilen ve kullandığı malzemelerin de sağlıklı olmasına dikkat eden biri o. Farkını menüsüne yansıtmış, yemeklerini yiyenler çok iyi bilir zaten.

Beni mutfağına soktu, röportaj yapacağımız gün. Böyle mutfağım olsa sürekli yemek yapardım gibi geldi önceleri, daha sonra büyük başlı ocaklar çalışmaya başlayınca ve mutfak sıcaklığı artınca ne kadar zor bir iş olduğunu anladım. Birlikte mantar soslu tavuk yaptık. Tavukları jülyen olarak kestim ben, kendi ellerimle. En keyifli an ise tavayla şarabın buluşmasıydı ki fotoğraflamayı başardım o anı. Ateşin yükselişi ve benim çığlıklarım... Harikaydı. Tabii ki bir şef eşliğinde yemek yapmak müthiş birşey. En önemlisi o sadece yemek yapmıyor, yaptığı yemeklerle yemek kültürümüze de sahip çıkıyor. Diğer ülkeleri araştırıyor. Yemeklerimizin doğal ve bozulmadan sonraki nesillere aktarılması için kafa yoruyor…
Eminim hepiniz Bellapais Gardens’da Selim Yeşilpınar’ın yemeklerini tatmışsınızdır ama kaçıranlar varsa üzülürüm sizin için. Gidin,  şahane ve romantik bir masa ayırtın kendinize. Şımartın kendinizi. Güvenin ona ve şiparişinizi verin. Pişman olmamakla kalmayıp oranın müdavimi olacaksınız eminim…



SELİM YEŞİLPINAR.. Leymosun’dan Güzelyurt’a… Libya’dan İngiltere’ye… Göçler ve tatlar arasında bir yaşam…


“Libya’da çok iyi şeflerle çalıştım”
___
Bugünkü röportaj konuğum bir Master Şef. Selim Yeşilpınar. Bellapais Gardens Restoran’ın şefi, ben onu çocukluğumdan beri tanıyorum. Sağlıklı yemek yapmaya gönül verenlerden olduğundan daha da çok seviyorum onu. Eğitimini bu alanda yapmış ve halen eğitim almaya devam ediyor. Kendini yenileyen ve kendiyle yarışan bir Master Şef. Sağlıklı beslenmenin önemini bilen ve kullandığı malzemelerin de sağlıklı olmasına dikkat eden biri o
___



F:U: Kendinizi biraz tanıtır mısınız?

S.Y: 7 Nisan 1964 Leymosun doğumluyum. İlkokulu 4’üncü sınıfa kadar Leymosun’da, devamını ise Güzelyurt’ta okudum.  1978 yılında ailece Libya’ya göç ettik. 1 yıl sonra 16 yaşımdayken tek başıma İngiltere’ye gittim. Orada Sought Gate College’de okudum. Mutfak sanatları bölümünü bitirdim. Daha sonra ailemin yanına Libya’ya döndüm. Orada 5 yıldızlı bir otelde Şef olarak çalıştım. Libya’da yan dal olarak pasta ve tatlı eğitimi aldım. Libya’da çok iyi şeflerle çalıştım.  Bedelli askerlik için Kıbrıs’a gelip döndüm. Kesin dönüşü ailemle 1985 yılında yaptık. Evlendim ve 2 kızım oldu.

F.U: Güzelyurt’ta daha hiçbir yerde bar olayı yokken siz Yuvarlak Bar’ı açtınız. Kimin fikriydi?

S.Y: Yuvarlak Bar ile bir ilke imza attık aslında. Daha önce canlı müziği olan bir bar yoktu. 12 yıl çalıştırdım orayı. Çok da güzeldi. Bir dönem yemek yapmaktan uzaklaştık.

F.U: Bellapais Gardens’a geçişiniz nasıl oldu?

S.Y: Burası amcamızın işletmesiydi. Diğer amcam ise burayı işletmekteydi. Amcamın sağlık sorunları çıkınca kardeşim Erkan Yeşilpınar burayı çalıştırmaya başladı. Ben de ona yardım etmek için buraya geldim. Buranın mutfağı sadece otel müşterileri için çalışırdı. Daha sonra Kardeşim Erkan ile mutfağı restoran yapmaya karar verdik ve genişlettik. Menüsünü ben oluşturdum ve 2002 yılında Bellapais Gardens Restoran olarak çalışmaya başladı. Ben de buranın Şefi oldum. Yetiştirdiğim yardımcılarımla birlikte halen mutfaktayız.

F.U: Menü hazırladığınızı söylediniz. Kendinizin yarattığı yemeklerden mi oluşuyor menünüz? En beğenilen menünüz nedir?

S.Y: Evet menümde benim yarattığım yemekler de var. Kıbrıs’a özgü yemekler de dünya mutfağından yemekler de var. En meşhur menüm ‘Sultan Balığı’dır. Et yemeklerinde de meşhur menülerim var. Steak, bonfile ve soslarda iddialıyım. Mutfağımızın  ‘Slow Food’ yemekleri ünlüdür.

F.U: Nedir ‘’Slow Food’’ mutfak?

S.Y: Dünya ülkelerinin kendi kültürel yemeklerine sadık kalınması ve bozulmaması için çalışan İtalya’da kurulan bir kuruluştur. 180 bin üyesi olan bir kuruluş. Her 2 yılda bir kez Torino’da fuar olur. Biz de bu festivale katılıyoruz. Ama maalesef biz kendi kültürümüzdeki yemekleri yapamıyoruz ve tanıtamıyoruz. Geçen yıl 54 ülkenin küçük aile işletmeleri, ürettikleri organik ve kültürel yemeklerini tanıttılar. Rum tarafından gelenler de vardı ve Samarella’yı tanıttılar. Özellikle Torino’da Slow Food yemekler çok meşhurdur. Obezite için de önemlidir bu yemekler. Ve düzenlenen bu festivallerde bu tür yemeklerin obeziteyle savaşmakta ve çocuklara sebzeleri, sağlıklı yemekleri tanıtmak için de eğitimler veriliyor. Kardeşim Erkan Yeşilpınar ve ben de Slow Food hareketinin üyeleriyiz.




“Soğan yemeğine (Stefado) bayılırlar”

F.U: Ülkemizin kültürel yemeklerinden hangilerini mutfağınızda yapıyorsunuz?

S.Y: En çok talep edilen hatta Rum tarafından gelenlerin bile tercih ettiği yemeğimiz soğan yemeği (Stefado) dur. Musakka, Küp kebabı (Karpaz usulü), Şeftali kebabı, Pirzola gibi yemekleri yapıyoruz.

F.U: Her yemeğin yanına yakışan içkiler var. Özellikle şaraplar. Bu konuda eğitiminiz var mı?

S.Y: Evet. İyi bir şarap gurmesiyim. Ben yarı mutfakta, yarı dışardayım. Müşterilerimle seçtikleri yemeğin yanına hangi şarabı içebileceklerini bizzat kendim öneriyorum. Mesela soslu yemeklerle ve etlerle St. Hilarion Şiraz şarabını öneriyorum. Burada üretiliyor bu şarap. Geçitköy’de.

F.U: İnsanları memnun etmek zor mu?

S.Y: Aslında değil. Genellikle insanlar menüye bakmak istemez. Özellikle yerli halkımız şefin fikrini sorar. Ben de et mi, balık mı, tavuk mu tercih ettiklerini soruyorum ve seçimine göre yemek öneriyorum. Ve şef önerdiği için de memnun kalıyorlar. Bir sorun yaşamadık şimdiye kadar.

F.U: Otel müşterilerileri genellikle yabancı. Restoran müşteriniz de öyle mi?

S.Y: Evet aslında genellikle öyleydi ama son zamanlarda genellikle yerli müşterilerimiz de arttı.  Kıbrıslı insanımızın da damak tadının değiştiğini düşünüyorum ben. Farklı tadlar arayışındalar. Birçok restoranda da tek tip yemekler sistemi olduğundan insanlar sıkıldı bana göre. Özellikle gençler farklı tadları tercih ediyorlar. Ve bizim de müşterimiz gençler olmaya başladı.

F.U: Yıllardır bu restoranı çalıştırıyorsunuz ve çizginiz aynı, müşteriniz çok kaliteli, yemek tadlarınız hiç bozulmadı. Bunun nedeni ne?

S.Y: Bunun nedeni çok basit aslında. Biz bir aile işletmesiyiz. Yemeklerin menüsünü ben hazırlıyorum. O gün ihtiyacım olacak olanların alış-verişini ben yapıyorum. Özellikle et ve balık seçimini asla kimseye bırakmam. Kimsenin mutfağındaki yemekleri taklit etmiyoruz. Çünkü taklit mutfaklar uzun süre kalıcı olmuyor. Bir yaz açılıp sonraki kışa kapanıyorlar. Biz menümüzü ve yemeklerimizi sürekli güncelliyoruz ve yeni menüler ekliyoruz. Kendi yarattığım menüler.

F.U: Etkilendiğiniz mutfaklar var mı?

S.Y: Evet. Osmanlı mutfağı ve İtalyan mutfağı… Genellikle ben bu mutfakları harmanlıyorum. Osmanlı mutfağının baharatlarını, İtalyan mutfağının ise soslarını çok kullanıyorum. Ama en çok kullandığımız mutfak yerel mutfağımızdır.

F.U: Evde yemek yapıyor musunuz?

S.Y: Evde genellikle yapmam. Eşim de çok iyi aşçıdır. Genellikle mangal benim işimdir. Ama ara sıra yemeklere müdahale ederim.

F.U: Enteresan siparişleri olanlar oluyor mu? Yapıyor musunuz?

S.Y: Menüye sadık kalmaya çalışıyoruz. İstenilen menü dışında, ufak değişikliklerse ve yapabiliyorsam yapıyorum. Ama genellikle menümün dışına çıkmayı pek sevmiyorum. Yabancılar da artık Kıbrıs mutfağını tercih ediyorlar. Özellikle Rum tarafından gelen müşterilerimiz Kleftiko ve Stefadoyu istiyorlar.

F.U: Mutfakta yardımcılarınız var mı?

S.Y: Evet kendi yetiştirdiğim yardımcılarım var. Bir tanesi 7 yıldır, diğeri ise 4 yıldır yanımda eğitiliyorlar. İkisi de en az benim kadar iyiler.

F.U: Menünün hazırlık aşamasını yardımcılar mı yapar?

S.Y: Alışverişi bile kendim yapmayı tercih ederim ben. Eksikleri geceden belirlerim. Sebze, et  ve balık alış-verişini kimseye bırakmam. Sabah ilk işim alışveriş yapmaktır.

F.U: Food and travel dergisinde yer aldı mutfağınız ve mekanınız? Nasıl oldu bu?

S.Y: Food and travel dergisi 2 milyon triajlı bir dergidir. İnsanların seyahatleri sırasında yemek yiyebilecekleri mekanları tanıtan bir dergidir. Bilinçli tatilciler için gezebilecekleri yerlerin yanında gittikleri ülkelerin kültürel yiyeceklerini ve lezzetlerini ve restoranlarını tanıtıyor. Hakkaten bu dergi okuyucusunun %48’i bu dergiden yararlandığı biliniyor. KKTC’ye 12 sayfa ayrıldı. Ben gelen dergi ekibiyle ( Editör, fotoğrafçı ve yemek yazarı)  3 gün gezdim.  Karaağaç’ta hellim, pekmez yapımını izlediler. Restoranımızda ağırladık. İlk gün şeftali kebabı, Kleftigo ve stefadoyu yaptık ve tanıttık. Macunlarımızı tattırdık. 2. Gün ise, annemin yaptığı bumbar, ciğer, kolokas, molehiya, turşuları tanıttık bunlar hep teker teker fotoğraflandı ve tadıldı. Sadece yemekler de değil. Yemek kültürümüzle de ilgilendiler. Günde kaç öğün yendiği, masa ve oturuş düzenimiz. Aile bir arada toplanıldığı, akşam yemeklerinin önemi. Ayrıca pazarlarda gezdik, sadece Girne’deki Çarşamba pazarında 4 saat gezdik. Pazardaki insanların vücut hareketlerini izlediler. Doğallığımız ve içtenliğimiz ilgilerini çekti. Pazarcıların sattıkları ürünü karşılıksız ikram ettmelerine şaşırdılar. Bu dergi Ağustos’ta dünyanın her yerinde yayınlanacak. KKTC için çok güzel bir tanıtım olduğuna inanıyorum.





“Reachard Bronson geldi. İngiltere’nin 7’nci zengini”

F.U: Mekanınızı ziyaret edip yemeklerinizi tadan ünlüler oluyor mu?

S.Y: Evet. Reachard Bronson geldi. İngiltere’nin 7. Zengini… Yağmur Zamanı’nın bir bölümü bizde çekildi. Oyuncuları Tamer Karadağlı, Azra Akın burda kaldılar, bizde yemek yediler. Kenan Işık bizde kaldı. Osman Sınav. Yemeklerimiz ve manzaramızı çok beğendiler.

F.U: Son olarak yemek kültürümüzle ilgili söylemek istedikleriniz var mı? Ne önerirsiniz?

S.Y: Kıbrıslı insanlarımızın yemek kültürümüze sahip çıkmaları gerektiğini vurgulamak isterim. Bu hızlı çağa ayak uydurup Fast food yemeklerin tercih edilmemesi gerektiğine inanıyorum. Sağlıklı besinlerin tüketilmesi hem sağlığımız için önemli hem de kültürümüze sahip çıkmak adına önemli olduğunu düşünüyorum. Sebze ve meyveleri çocuklara tanıtma ve tattırmamız çok önemli. Sebzeleri sevebilecekleri sunumlarla denetmek ve sevdirmek her ailenin sorumluluğu olduğunu düşünüyorum. Sağlıklı ve üretken bireyler yetiştirmek için sağlıklı beslenmemiz gerektiğini söylemek isterim.

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 708 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler