1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. SIDKIM SIYRILDI…
SIDKIM SIYRILDI…

SIDKIM SIYRILDI…

Evet, gerçekten sıdkım sıyrıldı… İzlemekten yalaka ve dalkavuk iktidar (sız)ları! Kendi halkını, geldikleri yeri, kendini unutanları… Misafirin yanında içki içmeyip, o gittikten sonra alkollü içkileri deviren ikiyüzlüleri… Kendini seç

A+A-

Kanunname: Hayır diyebilmeyi öğrenmek yaşamı gereksiz detaylardan arındırmaktır. Anı, anlamlı ve keyifli kılacak güzelliklere zaman ayırabilmektir.

 


SIDKIM SIYRILDI…

 

Evet, gerçekten sıdkım sıyrıldı… İzlemekten yalaka ve dalkavuk iktidar (sız)ları!

Kendi halkını, geldikleri yeri, kendini unutanları…

Misafirin yanında içki içmeyip, o gittikten sonra alkollü içkileri deviren ikiyüzlüleri…

Kendini seçenlere hizmet etmek yerine, başkalarına kulluk etmeyi seçenleri…

Bütün bu basiretsizlikleri izleyip sadece konuşup hiçbir şey yapmayan diğer seçilmişleri…

20 Temmuz Barış Harekatı’nın esas lideri, birçok Kıbrıslıtürkün evinde halen fotoğrafı asılı duran Bülent Ecevit’i tek bir cümle ile bile hatırlamayan vefasızları…

Ekonomiyi düzeltmeyi planlarken 400 kusur yıllık bir halkı ve kültürü yok etmeyi planlayanları…

Tek yürek olmuş on binleri bir iki marjinal grup olarak algılamakta direnenleri…

Bir ülkede elçilik görevi yaparken o ülke insanını doğru algılayıp yorumlamak ve gerekli yerlere aktarmak yerine kendi ülke politikalarını oraya dikte ettirenleri…

Sürekli aynı şeyleri okumak, izlemek ve yazmak zorunda kalmaktan gerçekten de sıdkım sıyrıldı. Ama çok iyi biliyorum ki, karşımızda bu tür yöneten değil de yönetilenler varken, koltuk uğruna kendine bunca yabancılaşan iktidar dururken ve en dost dediklerimiz bile bizi asimile, entegre ve yok etmeye soyunmuşken sürekli yazmak okumak üretmek ve değerlerimize çok daha sıkı sarılmak zorundayız.

Çok iyi biliyorum ki, el ele vermek, tek yürek olmak ve mücadele etmek zorundayız. Tek bir Kıbrıslıtürk kalana dek atalarımız, özvarlığımız ve en önemlisi gelecek nesillerimiz için mücadele etmek zorundayız.


İki Kitap ve Bir DVD. “Masum Değiliz Hiç Birimiz”…

Hani bir süre yazmadım sizden izin istemiştim ya… Bol bol okudum. Biraz tesadüf ama garip bir sinerjiyle hep aynı dönem kitaplarında ve coğrafyalarda dolaştım. Önce Susan Abulhawa’nın “ Filistin Sabahları” adlı kitabında kayboldum. 1948’de İsrail Devleti’nin kurulmasıyla ailesi yüzyıllardır yaşadıkları topraklardan sürüldükten sonra bir mülteci kampında doğup büyüyen bir kız çocuğunun hikayesi. Babasından ve aile büyüklerinden köylerinin nasıl cennet gibi bir yer olduğunu dinleyen ve tüm diğer mülteciler gibi bir gün gelip de incir ve zeytin ağaçlarının gölgesine dönmeyi düşleyen bir kız çocuğu. Ailesini paramparça eden savaşa bizzat tanık olurken, ülkesi Filistin’in de yok oluşuna şahit olur. “ Filistin Sabahlar”ı tam bir tarih, kimlik, arkadaşlık, savaş, aşk ve her şeye rağmen umutla dopdolu. Aslında bu kitap bir insanın kendi ülkesine, kültürüne ve kimliğine duyduğu aşkın hikayesi…  Yok edilen bir ulusun hikayesini gelecek nesillere aktarmak sorumluluğunu omuzlarında taşıyan bir kız çocuğunun yürek burkan öyküsü. Ortadoğu’nun kalbinden yüreğimize sızan acı dolu bir dünya tarihi…

Ve “Serenad”…  Zülfü Livaneli’nin kaleminden müthiş bir roman. İç içe geçmiş zamanların, kişisel ve  toplumsal tarihlerin büyüleyici kaynaşması. “Serenad”da herkesin bildiği Yahudi soykırımının acısı yüreklerinizde yeniden sızlarken bütün siyasi sorunlarda asıl harcananın hep insan olduğuna bir kez daha tanık oluyorsunuz. İkinci dünya savaşında Hitler rejiminden kaçan Profesörlerin bugün dünya çapında üniversiteler haline gelen Türkiye Üniversitelerinin asıl kurucuları olduğuna şaşakalıyorsunuz. Türk ve İngiliz hükümetlerinin “Struma” gemisindeki Yahudileri Boğaz’da göz göre göre ölüme terk etmesini. Ermenilere yapılan tehcir sadece doğuda değil bizzat İstanbul’da da olduğunu, bir hükümetin kendi halkına nasıl kıydığını Mavi Alay’da hayretler içinde okuyorsunuz. Yakın geçmişe dair Türkiye ve dünya tarihine dair öyle çok bilgiyi önünüze seriyor ki Zülfü Livaneli, böylesine akıcı ve belge yüklü bir roman karşısında şapka çıkarıyorsunuz. Ve bir erkeğin kaleminden, kadın gözüyle bir kız çocuğunun kişisel gelişimi. 60 yıllık inanılmaz bir aşk hikayesi. Onca soykırıma maruz kalan Yahudi ırkının Filistin ırkına yaptıkları, hem de daha kanları kendi sırtlarında kurumadan başka bir halka karşı soykırıma girişmesi de bana kafamdaki en büyük kargaşayı yaşatıyor. Filistin Sabahları’nda Yahudi’ler ya da İsrail ordusu Filistin halkını yok etmeye girişmişken aslında “Struma” gemisinde dünyanın gözü önünde batırılan Yahudi’lerin acısı hala yüreklerdeydi.

Ve “Exodus” filmi… 51 yıl önce yine İsrail Devletinin kuruluş dönemlerinde Avrupa’dan  İsrail’e gönderilen Yahudi’ler bir başka limanda tutuklu kalır. Önce Kıbrıs’taki “Karaolos” şimdiki adıyla “Gülseren” mülteci kampında, sonra da Mağusa limanında “Exodus” adlı gemide… 1960’da Kıbrıs’ta çekilen bu yüksek bütçeli Holywood filminde dönemin efsane aktörlerinden Yahudi kökenli Paul Newman, Eva Marie Saint ve Sal Mineo başrolde. Bu film, ünlü Yahudi yazar Leon Uris’in çok okunan romanından yine Yahudi yönetmen Otto Preminger tarafından beyazperdeye uyarlanmıştı. Eğer hala bu filmi izlemediyseniz, bir Kıbrıslı olarak mutlaka izlemenizi tavsiye ederim. 1960 yılında Kıbrıs’taki manzaralarda ve yaşamlarda kendi tarihinizi bulacaksınız. Dünya tarihine kendi adanızın merkezinden bakacaksınız.

 


Gerçek Sevgi…

Bambaşka bir tutkudur hayvanı gerçekten sevmek. Karşılıksız sevginin belki de en kutsalıdır. Hiçbir karşılık beklemeden kayıtsız şartsız verebilmek. Hiç büyümeyecek bir bebeğe sahip olmak ve ömür boyu ona bakabilmek… Ben hayvanları sevdiğimi düşünsem de bazı insanlardaki hayvan sevgisi ve  tutkusunu gördüğüm zaman “işte gerçek sevgi budur” diye düşünüyorum.

Siz hiç ağaç tepesinde kalan bir sokak kedisini indirmek için itfaiyeyi çağırdınız mı?

Ve siz her gün asgari ücret maaşınızdan para ayırıp en az otuz tane sokak kedisini besleyebilir misiniz?

Ve sıkı durun, siz bu otuz tane sokak kedisi doğurup da bebekleri acı çekmesin diye kendi minicik maaşınızdan para ayırıp onları kısırlaştırır mısınız?

İşte ben böylesine kocaman bir yüreğe sahip gencecik bir kızın hayvan sevgisine her gün tanık oluyorum.

Yüreğinde gerçekten de hayvan sevgisi olanlar Belediye’nin ve Veteriner Dairesi’nin yapması gerekenleri işte böyle çaresizce üstlenebiliyorlar.

 

 


 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1164 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler