1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. “Şiddeti şiddetle çözme eğilimi var”
“Şiddeti şiddetle çözme eğilimi var”

“Şiddeti şiddetle çözme eğilimi var”

Kıbrıs Türk Psikologlar Derneği Asbaşkanı, Uzman Psikolog Eşmen Tatlıcalı, cinayet gibi olayların nasıl olduğunu konuşmak yerine, bu gibi olayları önlemek için atılması gereken adımları konuşmak gerektiğini söyledi

A+A-

“Son olaya verilen tepkilerde şiddeti şiddetle çözme eğilimi var… Öldüren biri var. Toplum olarak şiddetle karşılaştığımızda onu şiddetle çözmeye çalışıyoruz. Birileri ‘öldürelim’ derken, küçük bir kesim de ‘anlamaya çalışalım’ diyor... İnsan haklarına aykırı, insana karşı bir sevgisizliğimiz var. Aslında olayın nasıl olduğunu değil, bu gibi olayları önlemek için ne gibi adımları atmak gerektiğini konuşmak gerekir”

 

“İçimizdeki öfkeyi başkasına yansıtarak, ötekileştirerek bunu yaşamayı tercih ediyoruz. Başkasını suçlamak kendimizden uzaklaşmanın en kolay boyutudur, ‘ben çocuğuma vururum ama başkasının yaptığını duyduğumda ya da gördüğümde hemen hiç yapmıyormuşum gibi eleştiririm, suçlarım’ durumu”

 

“Ülke genelinde bireysel ve toplumsal travma alanında koruyucu ruh sağlığı çalışmaları yaygınlaştırılmalı, ekonomik kaynaklar oluşturarak ekonomik gücü olmayan krizde ya da travmatize olmuş birey ya da ailelere travma danışmanlığı ve destek sağlanmalı, şiddete uğrayan kişileri koruyan hukuki yaptırımların iyileştirilmesi ve güçlendirilmesi konusunda çalışmalar yapılmalı. Bu ülkede sosyal hizmetler alanına gereken önem mutlaka verilmelidir”

 

Ödül Aşık ÜLKER

Kıbrıs Türk Psikologlar Derneği Asbaşkanı, Uzman Psikolog Eşmen Tatlıcalı, cinayet gibi olayların nasıl olduğunu konuşmak yerine, bu gibi olayları önlemek için atılması gereken adımları konuşmak gerektiğini söyledi.

Uzman psikolog Tatlıcalı, “Son olaya verilen tepkilerde şiddeti şiddetle çözme eğilimi var, öldüren biri var. Toplum olarak şiddetle karşılaştığımızda onu şiddetle çözmeye çalışıyoruz. Birileri ‘öldürelim’ derken, küçük bir kesim de ‘anlamaya çalışalım’ diyor. Aslında burada önemli olan şey, olayı yapan kişiyi anlamaktan çok bu olayın bizim içimizde neyi canlandırdığı, bizi neyle yüzleşmeye zorladığı, hangi korkumuzla başbaşa kaldığımızı kısacası bilinçdışımızda olan hangi şeyle yüzyüze kaldığımızı görmeye çalışmak olmalıdır. İnsan haklarına aykırı, insana karşı bir sevgisizliğimiz var. Aslında olayın nasıl olduğunu değil, bu gibi olayları önlemek için ne gibi adımları atmak gerektiğini konuşmak gerekir”

diye konuştu. 

“İçimizdeki öfkeyi başkasına yansıtarak, ötekileştirerek bunu yaşamayı tercih ediyoruz” diyen Tatlıcalı, “Başkasını suçlamak kendimizden uzaklaşmanın en kolay boyutudur, ‘ben çocuğuma vururum ama başkasının yaptığını duyduğumda ya da gördüğümde hemen hiç yapmıyormuşum gibi eleştiririm, suçlarım’ durumu” dedi.

Basının olayı anlatmak yerine birşeyler yapılmasını sağlamayı amaçlaması gerektiğini söyleyen Tatlıcalı, şunları söyledi:

“Ortada bir şiddet var, eksiklerimiz nedir ve bunun önüne nasıl geçebileceğimizi konuşalım. Cinayet, şiddet haberleri yaygınlaşırsa, uygun dil kullanılmasını sağlayamazsak, durumun normalleştirilmesinden ve konulara duyarsızlaşmaya neden olabilme durumu beni endişelendirir.”

Tatlıcalı, travmayı kişinin fiziksel ve psikolojik dengesini bozan olumsuz olayların tümü olarak tanımladı ve travmanın kişiye özel olduğunu söyledi. Cinayet, intihar gibi olayların toplumsal travma olmadığının, travmanın topluma yansıması olduğunu anlatan Tatlıcalı, “Toplumsal travma, yerleşik hayatın sağlamlığı ve toplumsal hayatın dengesini bozan bütün kavramlardır. Göç, savaş, deprem, su basması gibi toplumsal güveni sarsan bütün olaylar toplumsal travmadır” dedi. 

 “Travma yaşayan kişiden bir sonraki değil, iki sonraki nesile aktarılır” diyen Psikolog Tatlıcalı, “Anneannemizin travması annemize değil, bize aktarılır. Travma ile doğuyoruz, biz travmanın çocuklarıyız. Bu bize kuşaklar arasında aktarıldı. Benim anneannemin acısını annem değil, ben gözyaşlarımla anlatıyorum” diye konuştu.

 “Toplum olarak travmaları hiç çözmedik, hep bastırdık” diyen Uzman Psikolog Tatlıcalı, dövizin çok yükselmesinin de bir toplumsal travma nedeni olduğunu vurguladı.

Eşmen Tatlıcalı, şunları söyledi:

 “Ülke genelinde bireysel ve toplumsal travma alanında koruyucu ruh sağlığı çalışmaları yaygınlaştırılmalı, ekonomik kaynaklar oluşturarak ekonomik gücü olmayan krizde ya da travmatize olmuş birey ya da ailelere travma danışmanlığı ve destek sağlanmalı, şiddete uğrayan kişileri koruyan hukuki yaptırımların iyileştirilmesi ve güçlendirilmesi konusunda çalışmalar yapılmalı” diyerek, hükümetin bu konudaki çalışmalarını desteklediklerini belirtti. Tatlıcalı, bu tür çalışmaların multidisipliner olması gerektiğine dikkat çekerek, “Bu tür çalışmalar tüm ilgili tarafların katılımıyla doğru şekilde yapıldığında meyve verir.”

 

“Travma bir kişinin hayatına etki eder ama topluma yansımaları olur”

Soru: Travma nedir? Toplumsal travma ne anlama gelir?

Tatlıcalı: Travma en basitiyle kişinin fiziksel ve psikolojik dengesini bozan olumsuz olayların tümüdür. Bu olumsuz olayları çok tanımlamak istemeyiz çünkü aslında travma biraz kişiye özeldir. Travmayı değerlendirirken kişinin geçmiş öyküsüne, travmadan önceki, travmayı yaşadığı duruma ve ne yaşadığına bakarız. Bu kimilerine göre tecavüz, kimilerine göre göç olabilir, travmada kişinin yaşadığı olayı nasıl anlamlandırdığı önemlidir. Bu travmanın kişinin hayatına nasıl etki ettiği ve bunu hayatına nasıl entegre ettiğine bakarız. Örneğin iki kişi bir arabada  giderken kaza yapar ve birisi panik atak geçirir, diğeri hiç birşey olmamış gibi arabadan çıkar. Hayatına o kazayı entegre eder. Çünkü geçmiş yaşantılarında, travma öncesi döneminde, travmadan sonraki evrede herhangi bir stresi yoktur. psikolojik sağlamlık da travmada çok önemlidir. Kişinin yaşadığı travmayı nasıl tolere ettiği, hayatına nasıl entegre ettiği ve bununla nasıl başedebildiği çok önemlidir. İnsanlar bunlarla başetmek için birçok savunma mekanizmaları kullanabilir. Her travmayı yaşayan kişinin kendine özgü bir hikayesi vardır. Travma kişiye özeldir ve kimi nasıl etkilediğini bilmek kişiye özel verilecek bir cevaptır. Travmada bizim için ne yaşadığınız değil hayatınızda ne anlam bulduğu önemlidir.

Travma bir kişinin hayatına etki eder ama toplum içinde çözülür, yansımaları olur. Bu da toplumsal travma değil, travmanın topluma yansımasıdır. Cinayet, intihar toplumsal travma değildir, bu travmanın topluma yansımasıdır, toplumun etkilenmesidir. 

Toplumsal travma, yerleşik hayatın sağlamlığı ve toplumsal hayatın dengesini bozan bütün kavramlardır. Göç, savaş, deprem, su basması gibi toplumsal güveni sarsan bütün olaylar toplumsal travmadır.

 

“Travma ile doğuyoruz”

Soru: Suç çeşitliliğinde ve sayısındaki artış, trafik kazaları, intiharlar, boşanmalar, Kıbrıs sorununun devamı, çevre kirliliği ve ekonomide yaşananlara bakınca Kıbrıs Türk toplumunun içinde bulunduğu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bunlar travmanın sonucu veya nedeni mi?

Tatlıcalı: Kıbrıs sorununun çözümsüz hale gelmesi, her zaman “ikincil vatandaş” olmamız ve bunun yarattığı ötekileştirme politikamız, kendimizi tutsak olarak hissetmemiz gibi önemli unsurlar var. Majör depresyonun çok yüksek bulunduğu bir ülkeyiz. Depresif, hayata umutsuz bakan bir toplum haline geldik. Bu bahsettiklerinizi savaşın, göç ettirilmemizin sonuçları olarak algılayabiliriz. Savaşın, bir önceki kuşakların yerlerinden göç ettirilmek zorunda kalmalarının etkilerini hâlâ yaşıyoruz. Travma yaşayan kişiden bir sonraki değil, iki sonraki nesile aktarılır. Yani anneannemizin travması annemize değil, bize aktarılır. Travma ile doğuyoruz, biz travmanın çocuklarıyız. Bu bize kuşaklar arasında aktarıldı. Benim anneannemin acısını annem değil, ben gözyaşlarımla anlatıyorum. Çünkü travmayı yaşayan insanlar genelde travmayı bastırır, görmeyi reddeder ve inkar eder. Bu iki sonraki kuşağa aktarılır, bize atalarımızdan savaşın ve göçün mirası kaldı.

 

“Toplum olarak travmaları hiç çözmedik, hep bastırdık”

Toplum olarak travmaları hiç çözmedik, hep bastırdık. Travmalarımızı çözmek yerine, savunma mekanizmalarımızı kullanarak örneğin Prof. Dr. Vamık Volkan’ın dediği gibi kuş alıp besledik. Göç ettirildik. Kıbrıslı Türkler yıllarca evlerinin önünde oturdu çünkü o Rum eviydi ve o evin kendine ait olduğunu göstermek için evinin önünde oturmak, “bu benimdir” mesajı vermekti. Bu da kuşaklar arası travmanın belirtisidir. Sorarsanız “Rum evi” der ama kendinin olduğunu göstermek için kapının önünde oturur.

 

“Herkesin sorumluluğu, suçu var”

Soru: Suç çeşitliliğinde ve sayısındaki artışı neye bağlarsınız?

Tatlıcalı: Birçok göç alıyoruz. Sistemimiz de çok değişti, geleneksel toplumdan modern topluma geçtiğimizi düşünüyoruz ama bence araftayız. Biz modern toplumun ne olduğunu anlayamadık? Modern toplum olarak kabul ettiğimiz bazı kalıplar var, onları yaparak modern bir toplum haline geldiğimizi düşünüyoruz ama bunların altı boştur. Örneğin bazı yerlerde kadın erkek tuvaletleri ortaktır ama ne cinsel eğitim, ne toplumsal cinsiyet, ne de insan hakları tartışılır. Yaşadığımız modernliğin yozlaşmış boyutudur. Başımız açıktır, modern olduğumuzu iddia ediyoruz ama cinselliği konuşamıyoruz, kimin kiminle beraber olduğunun dedikodusunu yaparız. Birçok şeyi simgeleştirerek kullanmaya başladık ama altını dolduramıyoruz. Bunda sivil toplumun, devletin, herkesin sorumluluğu, suçu var. Çocuk istismarı, uyuşturucu bağımlılığı konusunda merkezlerimiz yok “zaten bizim toplumda böyle şeyler yok”, “bunu yapanlar gelenlerdir, Kıbrıslılar yapmaz”... Yansıtma yapıyoruz, bir savunma mekanizması geliştirip ikincil vatandaş muamelesi görünce, biz de başkalarına bunu yansıtıyoruz.

 

Sınırı delme arzusu...

Soru: Bazı uzmanlar aşırı sürat, alkollü araç kullanmayı da intihar olarak değerlendiriyor. Siz buna nasıl bakıyorsunuz?

Tatlıcalı: Toplum olarak sınır problemimiz var. Her tarafta sınırlar vardı, o sınırlar açılalı kaç sene oldu? Bu tür süratli, alkollü araç kullanmayı bilinç dışı intihar veya sınırı ihlal etme olarak kabul edebilirim. O sınırları aşmak, kurallara uymamak... İlk sınırımız, bedenimiz, derimizdir. Bir sonraki sınırımız anne, babanın kuralları, okulun kurallarıdır. Yetişince bir sınırı delme arzusu olur.


“Dövizin yükselmesi toplumsal travma nedeni”

Soru: Son dönemde dövizdeki dalgalanma gibi gelişmelerin topluma etkileri nelerdir?

Tatlıcalı: Ekonominin kötüye gitmesi, dövizin çok yükselmesi inanılmaz bir toplumsal travma nedenidir. Örneğin bu tür gelişmeler yeni bir yatırım yapmayı engeller ve bu yine bir sınırlama, kısıtlama getirir. Yine bizden önceki kuşakların yaşadığı parasız kalma endişesi, ekmeksiz kalmamak için 10 ekmek istiflemek gibi durumlar travmamızı tekrar tekrar yaşamamıza neden olduğu gibi, toplumsal travmaya da neden olur. Çünkü sürekli kötü birşey olacakmış hissini ve sürekli tedbir alma hissini ortaya çıkarır ki bu da insanın güven kavramını bozan birşeydir. En çok güvende olduğunuzu bildiğiniz eviniz, ülkeniz  ve işinizin ayaklarınızın altından kayacağını düşünürsünüz ve bu insanda çok büyük korku ve endişe yaratır. Toplumsal travma da budur. Olaya sadece döviz olarak bakamayız, dövizin yükselmesi borcumuzu artırır, alım gücümüzü düşürür.

  

“Şiddeti şiddetle çözme eğilimi var”

Soru: Son yaşanan cinayet olayı sonrasında verilen tepkilerin ve ırkçı yaklaşımların anlamı nedir?

Tatlıcalı: İçimizdeki öfkeyi başkasına yansıtarak, ötekileştirerek bunu yaşamayı tercih ediyoruz. “Bizim içimizde hiç şiddet yok, hep ötekinde var”, “Türkiyeli’de var”, “canilerde var”, “ben dedikodu yapmam, o yapar”, “ben asla iftira atmam, hep başkası yapar”, “ben asla vurmam ama yan evdeki çocuğunu çok döver” gibi... Başkasını suçlamak kendimizden uzaklaşmanın en kolay boyutudur, “ben çocuğuma vururum ama başkasının yaptığını duyduğumda ya da gördüğümde hemen hiç yapmıyormuşum gibi eleştiririm, suçlarım” durumu. Son olaya verilen tepkilerde şiddeti şiddetle çözme eğilimi var, öldüren biri var. Toplum olarak şiddetle karşılaştığımızda onu şiddetle çözmeye çalışıyoruz. Birileri “öldürelim” derken, küçük bir kesim de “anlamaya çalışalım” diyor. Aslında burada önemli olan şey, olayı yapan kişiyi anlamaktan çok bu olayın bizim içimizde neyi canlandırdığı, bizi neyle yüzleşmeye zorladığı, hangi korkumuzla başbaşa kaldığımızı kısacası bilinçdışımızda olan hangi şeyle yüzyüze kaldığımızı görmeye çalışmak olmalıdır. İnsan haklarına aykırı, insana karşı bir sevgisizliğimiz var. Aslında olayın nasıl olduğunu değil, bu gibi olayları önlemek için ne gibi adımları atmak gerektiğini konuşmak gerekir.

 

“Kullanılan dile, aktarma şekline çok dikkat edilmesi gerekir”

Soru: Son günlerde yaşanan cinayet olayını basının aktarış şekli hakkında ne söylemek istersiniz?

Tatlıcalı: İntihar, trafik kazası, cinayet hiç tanımadığımız insanları direkt etkilese, travma o kişinin hayatında yaşansa da haberlerle topluma yansıması olur. Basının sürekli konuyu aktarması travmanın hatırlanmasına neden oluyor. Haberler sosyal olarak güvenimizin kaybına, zihinsel ve bilişsel olarak kafamızdaki olumlu herşeyin olumsuza çevrilmesine neden oluyor. Kullanılan dile, aktarma şekline çok dikkat edilmesi gerekir. Olayların mahkeme süreci, basında yer alış şekli, ölen veya öldürülen kişinin yakınlarının yas süreci, olayla ilgili sorulan sorular, verilen tepkiler, travmanın hayata entegre olma, kabul etme ve travmadan kurtulma sürecini uzatır. Travma insanın hayatında uzun süreli etkilere neden olur. Basın olayı anlatmak yerine birşeyler yapılmasını sağlamayı amaçlamalı. Ortada bir şiddet var, eksiklerimiz nedir ve bunun önüne nasıl geçebileceğimizi konuşalım.

Cinayet, şiddet haberleri yaygınlaşırsa, uygun dil kullanılmasını sağlayamazsak, durumun normalleştirilmesi ve konulara duyarsızlaşmaya neden olabilme durumu beni endişelendirir.

 

“Çocuklarla konuşulmalı”

Soru: Bu tür olaylarla ilgili çocuklara verilecek cevaplar ne olmalı?

Tatlıcalı: Olayı duyan çocuklarla konuşulmalı ama çocuğun yaşına, gelişimsel düzeyine uygun cevaplar verilmeli. Her çocukla ve her yaş grubuyla farklı şeyler konuşulmalı, konuyla ilgili duygularını, düşüncelerini anlatmaları istenmeli. Çocukların olayı nasıl kodladıklarını duymak lazım. Bazen çocuklar soru sormayabilirler, bazen kendi içlerinde bunlara cevap ararlar. Doğduğumuz günden ölünceye kadar stres ve travma yaşarız, bu kaçınılmazdır ve iyi ki de yaşarız. Doğum, annenin memesinden kesilmek, bezden kesilmek, okula başlamak, dedemizin ölmesi travmadır... Çocukların travmalarını nasıl kodladıklarını bilmek için onları konuşturmaya ihtiyacımız var. Çocuğun nasıl algıladığını anlayıp, yeniden yapılandırmaya gidilmeli. Aileler başedemezse bir uzmandan yardım isteyebilir. Temel duygularımızdan biri olan güven duygusu yeniden tesis edilmeli. Çocukların haberlerden uzak tutulması gerekir.

 

“Multidisipliner çalışma yapılmalı”

Soru: Toplumun içinde bulunduğu travmatik ortamda ne yapılmalı, ne tür önlemler alınmalı?

Tatlıcalı: Okullarda çocuk hakları öğretilmeli ama aynı zamanda çocuklara sorumlulukları da öğretilmeli. Cinsel eğitim, istismar ve korunma konusunda çocuklar bilgilendirilmeli. Bu tür eğitimler sürekli verilmeli, sadece bir olay olduğu zaman gündeme gelmemeli. Önleme programlarımız olmalı, yasalar değiştirilmeli, eğitim sistemi değiştirilmeli, çocuk polisleri olmalı, Çocuk İzleme Merkezleri kurulmalı ama sistem bir bütün olarak oluşturulmalı.

Ülke genelinde bireysel ve toplumsal travma alanında koruyucu ruh sağlığı çalışmaları yaygınlaştırılmalı, ekonomik kaynaklar oluşturarak ekonomik gücü olmayan krizde ya da travmatize olmuş birey ya da ailelere travma danışmanlığı ve destek sağlanmalı, şiddete uğrayan kişileri koruyan hukuki yaptırımların iyileştirilmesi ve güçlendirilmesi konusunda çalışmalar yapılmalı. Bu ülkede sosyal hizmetler alanına gereken önem mutlaka verilmelidir.

Hükümet bu konuda bazı çalışmalar başlattı, bunları destekliyoruz. Yapılması gereken çalışmalar sadece 5 psikoloğun biraraya gelip yapacağı bir çalışma olmamalı, çalışma multidisipliner olmalı, polis, Barolar Birliği, psikologlar, psikiyatristler, Tabipler Birliği, Sosyal Hizmetler Dairesi, eğitimciler... Bu tür çalışmalar tüm ilgili tarafların katılımıyla doğru şekilde yapıldığında meyve verir, Kıbrıs Türk Psikologlar Derneği olarak biz de bu çalışmalara katkı koymaya hazırız.

yeniduzen-satin-aliniz-479.jpg

Bu haber toplam 1453 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler
İlgili Haberler