1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. ŞEYTANRI
ŞEYTANRI

ŞEYTANRI

‘Deliği dardır devletin...’ başlığı altında tanıtmıştım ‘Haz’ adını verdiği 2. şiir kitabını 2008 yılında. Uzun bir aradan sonra (aslında şiir sözkonusu olduğunda hiç de uzun sayılmayacak) çarpıcı bir ad ve içerikle, ‘Şe

A+A-

 

 

 

‘Deliği dardır devletin...’ başlığı altında tanıtmıştım ‘Haz’ adını verdiği 2. şiir kitabını 2008 yılında.

 

Uzun bir aradan sonra (aslında şiir sözkonusu olduğunda hiç de uzun sayılmayacak) çarpıcı bir ad ve içerikle, ‘Şeytanrı’yla ortaya çıktı Jenan Selçuk. ‘Şeytanrı’, ‘Kaza’ ve ‘Haz’dan sonra üçüncü şiir kitabı. ‘Ortaya çıktı’ dedim, çünkü bir süredir kabuğuna çekilmişti, ortalıkta pek görünmüyordu Jenan.

 

Birkaç hafta önce Kocareis’te buluştuğumuzda kitaba düşündüğü kapak alternatifleri hakkında görüşümüzü almak isteyince, “sürpriz olsun!” demesine rağmen yine de dayanamayıp dosyayı biraz karıştırmıştım...

 

Tanrı’nın uyuduğu

         taşa sildik kıçımızı!

Uykusu ağırmış, uyanmadı.

 

Geçtiğimiz hafta Bilinçaltı Yayınları’ndan çıkan kitap 71 sayfa, ‘Yavaşlık’, ‘Denge’, ‘Uyum’, ve ‘Döngü’ olarak 4 bölüme ayrılmış 44 şiirden oluşuyor.

 

Mutlaka alın, okuyun dememe gerek yok, çünkü eğer şiirle ilgiliyseniz, şiir okuyorsanız, almalı okumalısınız ‘Şeytanrı’yı... Kuşkusuz rahatsız edecek sizi buradaki şiirler (Jenan tarzı), ama şeylere bakışaçınızı değiştirecek veya sizi harekete geçirebilecek güçte şiirler var kitapta...

 

“Cinselliğe ve cinsel zevke dair imgeler ve göndermeler var hemen hemen her sayfasında. Eril, dişil taraflar fazlasıyla kabarık ve kalabalık, oldukça tensel, zeki kelime oyunları ve metaforlarla dolu...” diyerek tanıttığım ‘Haz’dan sonra babalığın verdiği bir yumuşama, yeni bir duyarlılık var sanki, çok değil, bir-iki şiirinde...

 

Kitaba adını veren şiirle başlayalım...

 

ŞEYTANRI

 

İkiye bölünmüş

         o elmayım ben,

ısırılmayı bekleyen.

 

Bir yarım şeytan,

         bir yarım tanrı!

 

 

ŞİZOFRENGİ

 

‘Aylak ayaklarınla tüneller kazarak,

                                             ayılınca kapanacak

                        

‘Esneye esriye, eskiterek

                                  yaşanmamış olanı

          

‘Sanma kurtulabileceğini

                          zindanlarından, belleğin!

 

‘Ancak yazarak, yazarak ancak

 

‘Akıl bir salıncak, bir o yana, bir bu yana

 

 

Kesin sesinizi, berbat etmeyin... Işık, birazcık ışık!

 

Buzdan birer tuzak gözlerin,

                                     bakışların babutsa.

 

Israr etme, açıklanamaz

                                  çok karmaşık, anlamsızlık.

 

Bırakın peşimi,

         peşimi bırak. Yıkım yakın, huzur

                                                            çok uzak!

 

 

SANA KALDIRIYORUM

 

Sana kaldırıyorum kadehimi. Yalnızca sana.

         İçim ürperiyor, yağmur suyuyla sulandırılmış

içkimi yudumlayınca.

 

Sana kaldırıyorum kadehimi. Bir anlam veremesemde

bazı türlerin, yaratılmış olmalarına.

 

Alaycı bir gülümsemeyle karşılık veriyorum

         kendilerini senden üstün sananlara... Kızgınlığım

seninkiyle kıyaslanamasada, yansıyor yalnızlığıma.

 

Sana kaldırıyorum. Elimde değil, tahrik oluyorsam felaket

ve afetlerinle, katınca sen, ortalığı toz dumana.

 

 

S(U)S

 

suyla yazılmalı

                      suya değil

 

çatlatarak kabuğunu, akmalı  

aktıkça iz bırakmalı

 

yayılmalı, derinleşerek

           genişleterek yatağını

 

suya benzemeli

içildikçe çoğalmalı

                       çoğaltmalı içeni 


                       doğadan çıkmalı

           dönmeli doğaya

 dolaşarak evreni

 

duru olmalı puslu değil

             durmasa da olur uslu

susuzluk, kusursuzluk

 

hepsinden önemlisi

           su gibi kullanılmalı

                                harcanmadan

                          idareli

 

 

ISSIZ

Kaya Çanca’ya

 

Ruhuydum ben.    

         Gövdesinden tiksinen,

ruhu insanlığın.

 

Kasırgalar yağmalardı kanatlarımı.

Kasırgalar, asırlar süren bir yalnızlığın.

 

Issızdı ızdırabım, sınırsız.

         Oyuklar açardı, sizlerden habersiz

görünmeyen yüzünde intiharın.

 

 

UYANIŞ

 

Gerneşerek silkindi ilkyaz

         yemyeşil beşiğinde başakların,

ikindi şekerlemesinden uyanması gibi bir bebeğin

         gamzeli gülücüklerle

 

 

YALINAYAK UÇMAK

 

Arıların peşine düşüyorum

                     bulmak için, aradığımı

 

Mor dikenleri batıyor

                             yabani enginarların,

              yalınayak uçanlara

 

Rahatsızlık duymalı

                  mutluluktan bile,

mutsuzluğundan besleniyorsa eğer

        başka canlıların

ÇAMUR

 

Toprakla yağmurduk

                          bir başladık mı öpüşmeye

 

Aceleci bulutlar düşürürdü kucağıma

yanıltıcıydı yumuşaklıkları,

                             ıslaklığı yanılsama

 

Yüzlercesi vardı

                     yabancı yüzlerde unutulmuş,

dudaklarımız derdik onlara

 

Sevgilim, dilini arayıp durmuş, meğerse dilim

                                                

Toprakla yağmurduk

                              karıştık, çamur olduk

 

 

EKSİK KEHANET

                                 yaşlılığım’a

                                     

beş.

          Boş yere karıştırma ihtiyar.

Yapraksız parmakların

dışkısı kurumuş bebek bezleri bulamayacak

           çöpleri arasında bu evin.

                        

Bırak artık, kendini hırpalamayı!

 

Gör bak, nasıl da yakışacak

                                      yalnızlık son yıllarına,

yazın yakıştığı gibi tenine beyazın

                                                      delikanlılığında.

 

 

dört.

Ütülenmemiş beyaz ketenlerle gelmiştin hani,

vermemiştin bozuntuya

              geceyi giyinmiş üç kadının

                                       abartılı yasıyla karşılaşınca.

 

Yalnız gelecektiniz güya, dairene gidecek

                        sevişecektiniz

              mahkeme sizi boşayınca.

 

üç.

Şaşırmamıştın. Zaten çıkabilmiş olsaydı

ailesinin denetiminden, durabilseydi, verdiği sözlerin

arkasında...

 

                    Alışıktınız, yarı yolda bırakılmaya!

 

 

iki.

Neden ürker ki insan,

   farelerin üzerine işediği bir kedinin, kimsesizliğinden!

 

Bezmişe benziyor, çöpleri eşelemekten

                          sığınmış, hurdanın terk edilmişliğine.

 

Kulaklarında keneler

izliyor, dehşet çapaklı bakışlarla

                                                   savurganlıklarını

                                     iki ayaklıların.

 

 

bir.

Asla atlatılamamıştı /... / kürtajların sarsıntısı.

Ailelerinizi /... / çağırmış mıydınız,

                                         ikinci nikahınıza?!

 

İşte böyle, bakımına muhtaç, tanımadığın insanların

         avunacaksın, anımsayamadığın anılarla.

 

Sersefil beklerken, gelip, dindirmesini...

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 982 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler