1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. ŞEYTAN AYRINTIDA GİZLİDİR: GÜNLÜK HAYATTA ÇOCUK HAKKI İHLALLERİ*
ŞEYTAN AYRINTIDA GİZLİDİR: GÜNLÜK HAYATTA ÇOCUK HAKKI İHLALLERİ*

ŞEYTAN AYRINTIDA GİZLİDİR: GÜNLÜK HAYATTA ÇOCUK HAKKI İHLALLERİ*

Psk. Dr. Fatih BAYRAKTAR: Kıbrıslı Türkler olarak bizlerin çocuklarımıza düşkünlüğümüz su götürmez bir gerçek. Ancak bu düşkünlüğün alt yapısı incelenip, ayrıntılarına inildiğinde aslında günlük hayatta olumlu anlamda kullandığımız bu kelimenin olumsuz ça

A+A-

 

 

 

Psk. Dr. Fatih BAYRAKTAR

 psyfatih@gmail.com

 

Kıbrıslı Türkler olarak bizlerin çocuklarımıza düşkünlüğümüz su götürmez bir gerçek. Ancak bu düşkünlüğün alt yapısı incelenip, ayrıntılarına inildiğinde aslında günlük hayatta olumlu anlamda kullandığımız bu kelimenin olumsuz çağrışımlar yarattığını görmeye başlıyoruz. Bu çelişkiyi anlamak için düşkünlük kelimesinin semantik-anlamsal çözümlemesini yapmak yeterli. Türk Dil Kurumu’na göre düşkünlük kelimesinin temel olarak iki anlamı var; birincisi aşırı bağlılık, ikincisi ise sürekli ve aşırı güçsüzlük. Olumlu anlamda kullandığımız bir kelimenin aslında olumsuzluklar içermesinin nedeni işte bu aşırı olma durumlarında aranabilir.  Okuyacağınız bu yazı bir kelimenin pratik-semantik çelişkisinden yola çıkarak günlük hayatta bize sıradan ve olumlu gelen deneyimlerin aslında çocuk hakkı ihlallerine varabilecek kadar ciddi olabileceğini göstermek için kaleme alınmıştır.

Psikologlar olarak bizler sık sık ebeveyn tutumlarının çocuk gelişimindeki önemine vurgu yaparız. Bu bağlamda 4 temel ebeveyn tutumu olduğunu belirtiriz: demokratik, otoriter, izin verici ve reddedici. Demokratik ebeveyenliği belirleyen temel özellikler aile içinde sıcak bir iletişimle birlikte, nedenleri açıklanmış ve herkesçe kabul edilen-uygulanan kurallardır. Otoriter ebeveynlikte ise mesafeli bir iletişimle birlikte nedenleri belirsiz yasakçı bir yapı öne çıkar. İzin verici ebeveynlik çocukların sevildiği ama sınırları ve kuralları belirsiz neredeyse kaotik bir ev ortamını işaret eder. Reddedici ebeveynlikte ise ne sevgi vardır ne ilgi ne de kural ve sınırlar. Çocukların kendi başlarına büyüdükleri, diğer bir deyişle kendi kendilerini büyüttükleri bir yaşamdır bu. Tahmin edilebileceği gibi olumlu gelişimsel özellikler gösteren (örneğin psikolojik anlamda olgun, insan ilişkileri sağlıklı) çocuklar sıklıkla demokratik aile yapılarında büyürler. Ancak riskli ortamlarda (örneğin uyuşturucu kullanımının ve çeteleşmenin yaygın olduğu ortamlarda) zaman zaman otoriter ebeveynliğin de işlevsel olduğu bilinmektedir. Gelişimsel anlamda en olumsuz çocuklar ise genellikle reddedici ve sonrasında izin verici ebeveynliklerin sergilendiği ortamlardan çıkar. Bu çocuklar sıklıkla psikolojik anlamda olgunlaşmamış, riskli davranışlara yatkın bireyler olmaya eğilimlidirler. Yukardaki cümlelerde “...genellikle...”,”... eğilimlidirler...” kelimelerini özellikle kullandım çünkü insanla uğraşan bilimlerin başını çeken Psikoloji’de katı sebep-sonuç ilişkileri kurmak olanaksızdır. Bu noktada olasılıklardan ve yatkınlıklardan bahsedilir. Bununla birlikte genel bir ebeveynlik tutumuyla birlikte günlük ebeveynlik pratiklerinin çocukların davranışlarında belirleyici olabildiğini söylemek yanlış olmaz. Benim de ebeveynlik tutumlarının ötesinde bu yazıda vurgulamak istediğim işte bu ebeveyn pratikleridir.  

Ebeveyn pratikleri 4 temel tutumun tersine belirli bir sayıyla ifade edilemeyecek kadar çoktur çünkü duruma özgü, anlık tepkiler de bu pratiklerin içine girer. Ancak bu anlık, geçici tepkilerden ziyade sistematik hale gelen ebeveyn pratiklerinin belirleyici olduğu söylenebilir. Bir örnekle bu soyut kavramlara somutluk kazandırmaya çalışayım: 14 yaşındaki bir ergen okul dışındaki tüm vaktini neredeyse odasında ve bilgisayar başında geçirmektedir. Evde pişen yemek ise her akşam tepsi içinde odasına götürülmekte ve yemeğini yedikten sonra yine başkası tarafından mutfağa geri götürülmektedir. Burada tepsinin her akşam ergenin odasına götürülüp getirilmesi bir ebeveyn pratiğidir. Bu işlem ergene değer verildiği için yapılmaktadır ama görüldüğü gibi ergenin kendi sorumluluk alanını ifade eden herhangi bir kural veya sınır yoktur. Bu bağlamda tepsinin getirilip götürülmesi izin verici ebeveynlik tutumunun günlük yaşama yansıdığı bir pratik olmaktadır.

Örneği özellikle izin verici ebeveyn tutumlarından ve bu tutumlarla ilişkili bir ebeveyn pratiğinden seçtim çünkü bu konuda henüz bilimsel bir bulguya sahip olmamamıza rağmen günlük yaşamdaki gözlem ve deneyimlerimden bu ebeveyn tutumunun Kıbrıslı Türkler arasında gittikçe artan oranda yaygınlaştığını söyleyebilirim. Şeytan ayrıntıda gizlidir dediğim ve günlük hayattaki pratiklerimizin en azından bazılarının çocuk hakkı ihlallerine yol açabileceğini savunduğum tam da budur. Peki nedir iyi niyetle ve sevgiyle yaptığımız bazı şeyleri çocuk hakkı ihlali kılan? Bu bağlamda Çocuk Hakları Bildirgesi’nde özellikle iki madde dikkat çekicidir. Bu maddelerden biri çocuğun kişilik gelişimi için gerekli olan koşullara diğeri ise bireysel karar verme gücü, ahlaki ve toplumsal sorumluluğunu geliştirecek eğitim koşullarına gönderme yapmaktadır. Bildirge daha çok bu konularda tüzel kişiliklere sorumluluk yüklemektedir ancak gerçek kişiliklerin de aynı konularda sorumluluk sahibi olduğunu unutmamak gerekir. Diğer bir deyişle ebeveynlerin, çocuklarının kişilik gelişimlerini kolaylaştıran, onların ahlaki ve toplumsal sorumluluklarını yerine getirecekleri, bireysel olarak karar verebilecekleri ve bu kararların sonuçlarına -olumlu ya da olumsuz- açık olacakları bir yaşam alanı yaratma sorumlulukları vardır. Ancak günlük hayatımızdaki pratikler çoğunlukla bu söylenenlerin tam tersi bir görüntü sunmaktadır. Trafik suçu işleyen çocuğunun cezasını üstlenen; üniversiteye gönderdiği çocuğuna evde kalma imkanı sağlayıp evin su, elektrik faturalarını kendisi ödeyip, haftalık yemeğini çocuğun yanında gönderen, üstüne üstlük kirlileri biriktirmesini ve haftasonu eve getirmesini söyleyen iyi niyetli ebeveynlerimiz yok mudur?  Evlilik kurumunun temelde ebeveynlerden tam anlamıyla özerkleşme anlamına gelmesi gerekirken, yukarda saydığım üniversiteli gençlere yönelik ebeveyn tutumlarının evlilik yıllarında da sürdüğünü söylemek yanlış mıdır? Bir ebeveynin 9 yaşındaki çocuğun bira içmesini, 12 yaşındaki bir ergenin cinsel yaşama adım atmasını çocuğun özgürlüğü adı altında değerlendirmesi sağlıklı mıdır? Ya da ebeveynlerin kendilerini çocuklarının gözünde bankamatiklere dönüştürmesi bu ebeveynleri sevilir ve saygı duyulur mu kılmaktadır? Bu örnekler sonsuzca uzatılabilir. Ancak tüm bu örneklerin ortak noktası çocukların iyiliği adına sergilediğimiz ebeveyn pratiklerinin aslında bu çocukları olgunlaşmamış, sorumluluk alamayan, aldığındaysa bunun altından kalkamayan, fiziksel anlamda yetişkin olsalar bile psikolojik anlamda gelişimsel gerilik gösteren bireyler haline getirmesi olası çocuk hakkı ihlalleri olmalarıdır.

Bana göre bugün yaşadığımız neredeyse tüm bireysel ve toplumsal sorunlar bir şekilde yukarda örneklenen ebeveyn tutum ve pratikleriyle ilgilidir. Gittikçe artan ve neredeyse normalleştirdiğimiz uyuşturucu kullanımı (Emniyet Müdürlüğü’nün 2010 yılında dağıttığı bir el broşüründe “Lütfen alkol ve madde etkisi altındayken araç kullanmayınız” yazılıydı), her yıl katlanarak büyüyen boşanma oranları, sıradanlaşmaya başlayan trafik kazalarındaki ölümler bir şekilde yukarda anlatılan kişilik yapılarıyla ilişkili  olabilir. Ancak bunların da ötesinde son zamanlarda sıklıkla kullanmaya başladığım ve bununla ilgili bir bilimsel araştırmaya da başladığım “Hazcılık” kavramı da bu sorunlarla ilişkili bir kavram olarak ele alınmalıdır. Hazcılık (Hedonizm) bazı felsefi akımlarda bilmekten dolayı zevk alma şeklinde tanımlanmasına rağmen, psikolojik anlamda geleceği düşünmeden anlık zevke odaklanma şeklinde ele alınmaktadır. Tersinden okunduğunda sorun, sorumluluk ve/veya yüklerden kaçınmanın haz odaklı yaşam tarzlarıyla ilişkili olduğu söylenebilir.   Bu da hazcılığın izin verici ebeveyn tutum ve pratikleriyle örtüştüğü noktadır. Çünkü son noktada ebeveyn sınır ve kural koymazken çocuğuyla olacak olan olası çatışmaları ve sorunları da kendince önlemekte; çocukla ilgili herşeye izin vererek aslında ebeveyn olarak sorumluluk ve yükten kaçmaktadır.

Sorunu daha da ciddileştiren hazcı ebeveynlerin çocuklarının da çoğunlukla hazcı olduğu ve yaşam boyu ciddi değişimler olmadığı sürece hazcılık eğiliminin çocukluktan, ergenliğe oradan da yetişkinliğe sürdüğü bilimsel gerçeğidir. Diğer bir deyişle, bugün Kıbrıslı Türklerde artan bir hazcılık eğiliminden bahsediyorsak, bunun sonraki nesillerde de sürmesi son derece olasıdır. Bu da adına toplumsal yozlaşma dediğimiz fenomenin sonraki yıllarda çok daha geniş bir sosyal yelpazede yaşanabileceği anlamına gelmektedir.

Peki bu süreci önce yavaşlatacak, sonra durduracak ve en sonundaysa tersine çevirebilecek mekanizmalar yok mudur? Elbette vardır. Yukarda sözü edilen demakoratik ebeveyn tutumları ve ilgi/sıcaklık/sınırlar/sorumluluklar temelinde şekillenecek her türlü günlük ebeveyn pratiği bu mekanizmaların özünü oluşturmaktadır.   Bunlara paralel olarak yaşam tarzımızın da hazcılık ve anda yaşamaktan, geleceği tasarlayarak yaşamaya doğru evrilmesi gerekmektedir. İçinde yaşadığımız ve nesillerdir süren Kıbrıs çıkmazı da bahsedilen pratiklerin günlük hayata aktarılması için engel değildir. Özellikle sol kesimlerde her türlü sorunun Kıbrıs çıkmazıyla ilişkilendirilmesi bir refleks haline gelmiş ve devrimden sonra herşeyin çözüleceği kolaycılığına çok benzer bir biçimde yaşadığımız tüm sorunların çözümü Kıbrıs çıkmazında açılımların sağlanabilmesine endekslenmiştir. Bu ise sonu belirsiz bir zaman tünelinde kaybolmaktan ve gerçek anlamda geleceği tasarlayamamaktan başka bir sonuç ortaya koymamıştır. Şimdi ve şu an yaşam pratiklerini değiştirmeye başlamak, başkalarına rol model teşkil ederek bu pratiklerin yaygınlaşmasını sağlamak, uzun vadede bu pratiklerin şimdiki pratiklerin yerine geçmesini sağlayabilir ve bireysel değişimler toplumsal değişimin katalizörü olabilir. Bu nedenle yarın değil, gelecek hafta ya da gelecek ay değil, yazıyı okumayı bitirdiğiniz şimdi ve şu an değiştirmeye ve dönüştürmeye başlayın. Siz değiştikçe Kıbrıs ta değişecek unutmayın.  

                                                                          

                                                                          


* Bağımsız Psikologlar İnisiyatifi; mesleğini sahiplenen, profesyonel ve etik ilkelere bağlı kalarak çalışan bir grup psikolog tarafından 22 kasım 2009 tarihinde kurulmuştur. Okuduğunuz yazı, Bağımsız Psikologlar İnisiyatifi’nin toplumsal bilinçlendirme projesi dahilinde kaleme alınmıştır.

 

 

 

 

Bu haber toplam 902 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler