1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Sevme Yetisi...
Sevme Yetisi...

Sevme Yetisi...

Bazen sonsuz olmasa bile, bir süreliğine düşünce boyutunda kalmak isteriz… Fazla gelir bize içinde bulunduğumuz ortam, Özellikle kalabalık ortamların, insanları kirlettiğini düşünürüm. Kendi kendimizle baş başa kalmak isteriz. Her şeyden arınm

A+A-




Bazen sonsuz olmasa bile, bir süreliğine düşünce boyutunda kalmak isteriz…

Fazla gelir bize içinde bulunduğumuz ortam,

Özellikle kalabalık ortamların, insanları kirlettiğini düşünürüm.

Kendi kendimizle baş başa kalmak isteriz.

Her şeyden arınmak için yalnızlığı tercih ederiz.

Bir yerde okumuştum bir sefer, ünlü bir yazar şöyle diyordu;

Mükemmel bir yalnızlığa insan ancak başka bir insanla bütünleşerek, başka bir insanla kaynaşarak, başka bir insanın dokunuşuyla hayatı unutarak, bir başka insanın verdiği eşsiz hazla ulaşabilir”.

Tarif edilemeyen bir arzuyla, kendi ruhunuzun içinden geçen garip bir tutkuyla, derinlerde sakladığınız ne varsa; o ana kadar içinizde biriktirdiğiniz ve saklı kalmış ihtirasların, bir dişi ve bir erkek arasındaki bütün yasakların kalktığı, tarih ötesi olduğu delice bir arzuyla, hissedilen duygu yüklü haz ve zevk duygusu,  yok oluş, başka bir bedende...

Tutku ve arzu, diğer bütün duyguları yok eder.

İnandığınız tüm düşünceleri ve doğruları altüst eder. Bildiğiniz her şeyi yok eder.

Fakat bu duygudan korkuyoruz; sevmek ve teslim olma duygusundan…

Bunu çoğu kez dile getirmişimdir.

Peki, bu kadar eşsiz bir duyguyu,

Bu kadar muhteşem bir hissedişi,

Yaradan niye bize verdi?

Sadece çoğalmamız için mi?
Sevme duygusunu dile bile getiremiyoruz.

Bulaşıcı bir hastalık veya bir tabu gibi, bu duyguyu beynimizdeki hapishanelere kapattık.

İhanet etmekle bu duyguyu eşleştirdik.
Herkesin, aynı biçimde, birbirine benzer şekilde sevilmesi gerektiğini neredeyse bir kural haline getirdik.

Severken konuşmaktan bile korkuyoruz.

Kurallarımız dışına çıkan herkesi "ahlaksız" olarak ilan ettik.

En çok yalan, sevme konusunda söyleniyor.
Herkes en güçlü duyguları sevme konusunda hissederken, her nedense yine birçoğumuz böyle bir duygusu hiç yokmuş gibi davranıyor.

Evet, kısaca bu kadar korkuyoruz işte…

O zaman tek nefes alabildiğimiz alan edebiyat oluyor.

Kadınların ve erkeklerin, hiçbir zaman, hiçbir yerde söyleyemeyecekleri kelimeleri fısıldayan dudakları, içlerinde var olan arzu ve tutku dolu duygularını sadece ellerine aldıkları bir kitabı veya yazıyı okuyarak, başka insanlara ait cümleleri hissederek, bu duyguları ile yüzleşebiliyorlar.

Yaşayabiliyorlar…

Okuduğu bir cümleden, insanın severken en doğal ve en içten masum haline döndüğünü, kıpırdanan ve savrulan bedeniyle, bütün kirli duygularıyla düşüncelerinden kurtulduğunu anlayabiliyorlar.
Büyük bir savaştır sevmek,

İhtilaldır,

Devrimdir…

Hani geceleyin karanlıkta gökyüzüne baktığınız zaman sonsuzluk içerisinde yüzlerce yıldız görürsünüz, işte öylesine, o alabildiğine uçsuz bucaksızlıkta kaybolmaktır sevmek...

Zaman ve diğer tüm unsurlar önemini yitirir.

Kaybolursunuz.  Şaşkın ve ürkek bir kedi yavrusu gibi, yeniden tanırsınız kendinizi.

Yalın ve sessiz bir halde sadece ruhunuzun sesini dinlemeye çalışırsınız. Bu derinlikte, kendi sesinizi bile kaybedersiniz.
Bir zaman sonra, bildiğiniz ve tanıdığınız, sesleri duymaya başlarsınız.

Her gün birlikte olduğunuz sesleri…

Tekrar hayata döndüğünüzü hissedersiniz.

Ruhunuz tekrardan giyinmiştir.

Bu her zaman şaşırtıcıdır.

Ruhunuzda ve bedeninizde sizinle birlikte bütünleşip, sizinle birlikte parçalanan kâinatın oluşturduğu müthiş duygunun izlerini taşırsınız.

İnsan sevme duygusunun doğal ve günah olmadığını anladığı zaman, hayatlarındaki taşları yerine oturtabilecektir.

Bunun Tanrı tarafından bize verilen eşsiz bir duygu olduğunu anlayıp daha mutlu ve huzurlu olacaklardır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 847 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler