1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. SEVGİLİ OKUYUCU...
SEVGİLİ OKUYUCU...

SEVGİLİ OKUYUCU...

Sevgili okuyucu, sen şimdi Türkiye’de hararetle 1 Temmuz sürecinin, “milli dava” olduğu söylenen Kıbrıs sorunundaki büyük tıkanmanın tartışıldığını umuyorsundur ama hemen söyleyeyim, Türkiye’de herhangi birini yoldan çevirip “

A+A-

 

Sevgili okuyucu, sen şimdi Türkiye’de hararetle 1 Temmuz sürecinin, “milli dava” olduğu söylenen Kıbrıs sorunundaki büyük tıkanmanın tartışıldığını umuyorsundur ama hemen söyleyeyim, Türkiye’de herhangi birini yoldan çevirip “1 Temmuz’da ne oluyor?” diye sorsanız suratınıza bön bön bakar, “30 Haziran’da ya da 2 Temmuz’da ne oluyorsa o oluyor” deyip geçer.

Gündem sersemi olduk, derdi başından aşkın buradakilerin. Bizde bir Başbakan var, sizinkine rahmet okutur. Çıktı mı kürsüye, aldı mı eline mikrofonu, bir esiyor, bir gürlüyor ki sorma sevgili okuyucu. Hayır, insan ürküyor. Ne de olsa koskoca Başbakan. Almış arkasına %51’i, parmağını sallaya sallaya ayar veriyor %100’ümüze!

“Aman bana ne, siyasetle falan ilgilenmem ben” deyip kurtulma şansı yok ha? Başbakan ya, yatak odamıza kadar uzanıyor sallanan parmağı. “Ne o öyle sezaryen falan?” dedi geçen gün, illa bağıra bağıra doğuracakmış kadınlar. E haksız değil o konuda dedik önce, ticarete döküldü malum bu doğum işi. Ama hemen ardından “her kürtaj bir Uludere’dir” demesin mi? Hayır, neresinden tutacağımızı şaşırdık sevgili okuyucu. Kürtaj cinayettir demeye getiriyor, onu anladık anlamasına da, e Uludere cinayet mi o zaman? Koskoca devletin askeri uçakları kalkmış katırlarının peşindeki gariban 34 genci katletmiş demek istediyse Başbakan, yani bu Uludere düpedüz bir cinayetse, faili kim bu suçun? Başbakan Uludere’yi bir cinayet olarak görüyorsa, Uludere’nin failleri bulunsun diye uğraşanları neden “dış güçlerle işbirliği yapıyorlar” diye suçluyor değil mi? Dedim ya, burada kafamız hayli karışık sevgili okuyucu…

Bir yandan “en az 3 çocuk!” diye tutturan Başbakanımız, cinayet olarak gördüğü sezaryen ve kürtaja savaş açtı. Tıp çevreleri aksini iddia etse de Başbakan iddiasında kararlı: sezaryen Türkiye nüfusunun çoğalmasını ve gençleşmesini istemeyen dış güçlerin bir komplosu. Zira sezaryenle yapılan doğumun ardından en fazla 2 doğum yapılabiliyormuş. Sezaryen aslında bir nüfus planlama tekniğiymiş anlayacağın. İyi de nerede yapılıyor bu sezaryen? Devlet hastanelerinde yapılıyorsa sınırla. Özel hastaneler bu işi ticarete çevirdiyse, e kusura bakma, sağlığı özelleştiren sensin. Malum, “piyasa bu canım!”

Kürtaja fena halde karşı Başbakan! “Cinayettir” diyor ve yasaklamaya hazırlanıyor. Dünya Sağlık Örgütü kürtajın yasaklandığı ülkelerde her yıl 80 bin kadar kadının “merdiven altı kasap doktorların elinde” can verdiğini ortaya koyuyor. Doğmamışın kazınması cinayet, binlerce kadının kasaplar elinde can vermesi cinayet sayılmıyor olmalı. “Kürtajı doğum kontrol yöntemine çevirdiler” diye yakınıyor Sağlık Bakanı. Sen yaygın bir nüfus planlama programı uyguladın, gençlere ve ailelere korunma yöntemleri konusunda eğitim verip gerekli teçhizatı sağladın da kadınlar buna rağmen içlerini kazıtmaya mı koştular? Sağlık Bakanı hızını alamayıp, “tecavüz nedeniyle hamile kalan kadın korkmasın doğursun, gerekirse devlet bakar” diyor. Sen sokaklara düşmüş binlerce çocuğa bakabildin de doğmamışlara mı bakacaksın muhterem?

Dur, dur sevgili okuyucu! Daha bitmedi!

Hava yollarına grev yasağı kondu burada. THY çalışanları protesto eylemi yaptılar. Sen misin demokratik hakkının peşine düşen! Kapının önüne konuverdi 300 çalışan. Neyse ki Atatürk Havalimanında yaptılar eylemlerini. Kapalı mekân, her milletten yolcu var tabii, biber gazı sıkmadılar üzerlerine çalışanların. Malum, ele güne karşı ayıp olmasın durumu. Ama Çayan adlı bir genç adam bu kadar şanslı değildi sevgili okuyucu. Arkadaş kavgasını ayırmak için araya girince olan oldu. Polis biber gazını sıkıverdi Çayan’ın yüzüne yüzüne… Çayan öldü. 31 yaşında, gencecik, yakışıklı mı yakışıklı bir adam. Çayan bilmiyordu herhalde İçişleri Bakanımızın “bizim biber gazımız sağlığa zararlı değildir” dediğini. Bilse ölmezdi… Ama öldü Çayan…

Asıl şimdi sıkı dur sevgili okuyucu! Twitter’da Ömer Hayyam’dan rubailer yazan Fazıl Say, “dini değerleri alenen aşağılama suçlamasıyla” 1.5 yıl hapis cezasıyla yargılanmaya başlandı. Daha uyanmadı kimse ama, aslında bu bir Fazıl Say mahkemesi olmayacak. Ananız, ölümünden tam 881 yıl sonra Ömer Hayyam yargılanıyor olacak. Çünkü Fazıl Say, twitter’dan Ömer Hayyam rubaileri paylaştığı için “dini değerleri aşağılamış” sayılıyor…

“Ananız çıldırdı, siz işinize bakın” demiştim aylar önce. Çıldırmanın bütün eşiklerini birer birer aştı ananız. Gerçek bir açık tımarhaneye dönen Türkiye’de kimsenin Kıbrıs’la falan uğraşacak hali mecali yok. Diyeceksin ki “gardaçcığım bizde mecal kaldı mı ki?”. İşte o olmaz. Kendi göbeğini kesecek, kendi derdinin peşine düşeceksin. Üzgünüm sevgili okuyucu, yalnızdın, şimdi daha da yalnızsın…

Müzakere sürecini selametle tamamlamak ve toplumu çözüme kavuşturmaktan gayrı işi gücü olmayan zatın, bu tek işini bile delege ettiği bir başka zat çoktan havlu atıp “aman yahu çözüm mözüm olacağı yok, bari bana bir koltuk ayarlayalım” telaşına düşmüş olabilir sevgili okuyucu. Sen zaten bu muhteremlerin çözüm gibi bir gailesi olmadığını biliyordun. Şimdi hiç bakma bu tarafa doğru. Bu taraftakilerin de öyle bir tasası yok. Çözüm iradesi orta yerde bırakılıp kaçılmış bir sabi gibi duruyor. Sağa sola bakınmak yerine ya bu sabinin elinden tutup sen sahip çıkacaksın ya da kapatıp kapını pencereni, başına geleceği bekleyeceksin.

“Kapıyı pencereyi kapatsak, içerisi daha fena be gardaçcığım” diyeceksin şimdi. Mutfak yangın yeri! Borcunu, taksidini ödeyemez hale gelmişsin, ekmeğin küçüldükçe küçülmüş. E çık o zaman sokağa da az nefeslen diyeceğim, ters ters bakacaksın şimdi. Malum leş götürüyor sokakları…

Demem o ki sevgili okuyucu, sıkıştırıldığın dört bir yanı dertle çevrili kara parçasında her zamankinden daha da yalnızsın…

Ben sana çık ve değiştir derim sevgili okuyucu… Çık ve değiştir! Hemen… Hiç vakit kaybetmeden…

“Nasıl?” diye sorma. “Kiminle?” diye sorma.

Bak ki kim çağırıyor seni sokağa; bak ki kim senin mutfağından, sağlığına, ekmeğinden sokağına, bugününden yarınına bir değişim programı koyuyor önüne… Düş ardına… Hemen… Hiç vakit kaybetmeden…

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1134 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler