1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'SESSİZ ŞİDDET'
SESSİZ ŞİDDET

'SESSİZ ŞİDDET'

Son iki haftadır yazdıklarımla örtüşen bir söyleşi yayınlandı AKŞAM Gazetesi’nde (23/24 Mayıs 2012)… “İlk baskısı İngilizce yayımlanan,yakında Türkçesi de yayımlanacak ilginç bir kitap.” değerlendirmesiyle haberdar etti beni, İsta

A+A-

 

Son iki haftadır yazdıklarımla örtüşen bir söyleşi yayınlandı AKŞAM Gazetesi’nde (23/24 Mayıs 2012)…

“İlk baskısı İngilizce yayımlanan,yakında Türkçesi de yayımlanacak ilginç bir kitap.” değerlendirmesiyle haberdar etti beni, İstanbul’dan bir dostum(Muzaffer’e teşekkür ederim).

'Sessiz Şiddet'” isimli kitabın editörleri Prof. Simten Coşar ve Prof. Gamze Yücesan Özdemir ile gazetesi adına söyleşi yapan Özlem Akarsu Çelik, toplum olarak bizim de hızla sürüklendiğimiz tehlikeli ortamın analizini yapıyor(kitabın editörleriyle birlikte)…

Başta Özlem Hanım’ın ve kitabın editörlerinin anlayışına sığınarak bu söyleşiden çarpıcı satırları sizlerle paylaşmak istedim… (söyleşinin tümünü gazetenin web sayfasından bulabilirsiniz.T.Ö)

Bu satırları okuduktan sonra eminim sizler de benim gibi bir an önce bu kitabı okumak isteyeceksiniz (nerelere sürüklendiğimizi, bilimsel…

 

“Sessiz şiddet
Akademik dünyanın -az sayıdaki- 'yeni bir söz söyleyen' hocalarından Prof. Simten Coşar ile Prof. Gamze Yücesan Özdemir'in editörlüğünü yaptıkları, Silent Violence: Neoliberalism, Islamist Politics and the AKP Years in Turkey (Sessiz Şiddet: Neoliberalizm, İslamcı Siyaset ve Türkiye'de AKP'li Yıllar) adlı kitap İngilizce olarak yayınlandı. Yakında Türkçe'ye çevrilecek olan kitap, öncüllerinden farklı bir yol izleyerek Ak Parti'nin (dış politikadan sosyal politikaya, cinsiyetçi uygulamalardan kültürel politikalara kadar) birçok alandaki icraatlarında neoliberalizmin izini sürüyor.
Başkent Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi-Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Coşar ile Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi- Gazetecilik Bölümü öğretim üyesi Özdemir'e neoliberalizmin kaçınılmaz sonucu olan 'şiddet'i, toplum kesimlerinin bu şiddet karşısındaki 'sessizliği'ni ve merak edilenleri sorduk...”

 

 

Ö.A.Ç. - Muhafazakarlaşıyor muyuz, dindarlaşıyor muyuz?
 S.C. Dindarlaşarak muhafazakarlaşıyoruz.(..).
G.Y.Ö. AKP'nin İslamcılık odaklı eleştirilerinden ziyade neoliberalizm ve daha kaba deyişiyle piyasalaşma odaklı eleştirileri önemli. Zira AKP'nin dahil olmakla kalmayıp savunucusu olduğu piyasa ilişkileri içinde dindarlaşma pek mümkün değildir. Tümüyle piyasa ilişkilerinin savunucusu olarak yola çıktığınızda rekabet, hırs, piyasa, kar ve tüketim gibi değerlerin acımasız dünyasındasınızdır ve burada 'azla yetinme, nefsine hakim olma, tevekkül etme' gibi değerlerin yeri yoktur. AKP ilk değerlerin yılmaz savunucusudur. Dolayısıyla, dini değerlerin savunucusu olamaz. Din, gündelik yaşam pratiklerinin referansı haline gelmiştir ama bu dindarlaşma mıdır, sanmıyorum. Son yıllarda yaşanan, gündelik yaşama dair emeğin kendi ortak dil ve değerlerinin yok edildiği, yağma edildiği bir ortamda, boşalan gündelik hayat kültürünün dini referanslarla dolmasıdır.
Ö.A.Ç - Estetik değerlerin yeni İslami elitle dönüşüme uğraması Beyaz Türklere göre 'paçozlaşma'(Alev Alatlı), bazı muhafazakar entelektüellere göre ise 'zevk hezimeti' (Hilmi Yavuz) Bu değişim kimi rahatsız ediyor?
S.C. Bu değerlendirmeler ahlakla estetik arasındaki ilişkinin otoriteryen, dışlayıcı ve nitekim muhafazakar bir zeminde nasıl kurulduğunun en açık örnekleri. Her iki değerlendirme de muhafazakar. Sermayeyi tamamen bir tarafa bırakıp görünüşü ön plana çıkartmak ve bunu 'göz beğenisi' üzerinden reddetmek tam da neoliberalizmin massederek (emerek) etkisiz kılma pratiklerine bir örnek olsa gerek(..)

Ö.A.Ç - Ak Parti, sendikasızlaşmaya ve taşeronlaşmaya rağmen emekçi kesimden nasıl oy alıyor?
G.Y.Ö. Yurt dışından gelen arkadaşım İstanbul havaalanından Taksim'e gelene kadar gördüğü semtler arası derin uçurumlar sonrasında bana sormuştu, 'Bu ülkede neden devrim olmuyor?' Devrimin tahlilini yapmak ne kadar zorsa 10 yıldır iktidarda olan bir partinin oylarını neden artırdığını açıklamak da o kadar zor. İki noktanın altını çizmek istiyorum: Çalışanların ortak hareket edebilme imkanının yok edilmesi ve gündelik hayat kültüründen sol değerlerin silinmesi. Bence AKP'ye oy kazandıran bu iki süreçtir. Emekçi kesimler sol siyasetle, sol gündelik hayat deneyimleriyle buluşamadığı ölçüde 'ezen-ezilen olmayan eşit bir dünya' hayal etmekte zorlanırlar. 'Ezen-ezilenin olmadığı' bir dünya düşünemiyorsak o zaman ezen ve ezilen olacaktır. Şu an itibarıyla, geniş emekçi kesimlerin düşünce ve duygu dünyasında ezen ve ezilen ikiliği vardır. 'Ezen' iktidarlar içinde de en hakikisi, en harbisi AKP'dir. AKP, Erdoğanizasyon doğrultusunda delikanlı, sağa sola caka satan ve ezilmiş kesimler için bir gün olmayı hedefledikleri ezen imajıdır.

Ö.A.Ç - Türkiye'de sol liberaller/liberal solcular neden sol'a düşman?
G.Y.Ö: Sol liberaller bir muhalefet örgütlemek istiyorlar; insani karakterli, güler yüzlü, hakkaniyetli bir kapitalizm arayışındalar. Kapitalizmle, piyasayla, kapitalizmin üretim ilişkileri ile sorunları yok gözüküyor. Kapitalizmin, kapitalist üretim ilişkilerinin içinde kalarak, onların kuramsal çerçevelerini kullanarak muhalefet yapmak oldukça zahmetli ve dertli bir iş. Dolayısıyla sol liberaller 'nevrotik' bir duruş içerisindeler. Elinizdeki imkanlarla endişelerinizle baş edemezsiniz ve nevrotik bir kişilik sergilemeye başlarsınız. Sol liberaller de kapitalizme, piyasa mekanizmasına sadık kalarak muhalefet etme endişelerini karşılayamamaktalar. Bu nevrotik durum, sola karşı saldırganlığa ve düşmanlığa dönüşmekte.
Ö.A.Ç - Son yıllarda sosyal politikaların yerini neden hayır işleri aldı?
S. C. 'Sosyal adalet' nosyonunun, dolayısıyla sosyal adaletin tesisine yönelik politikaların neoliberal düşünce ve pratikte doğrudan reddedildiğini söylemek gerekir. Bazı durumlarda neoliberal tercihler, kaybedenlerin kaybetmesi kadar doğal bir durum olmadığı, kazananların bundan sorumlu tutulmasının adaletsizlik olduğu tezine dayanabiliyor. Bazı durumlarda ise belki de kaybedenlerin gazabı riski göz önüne alınıp destek mekanizmaları olarak gönüllü yardımlar, mahalli örgütlenmeler vasıtasıyla kurulan yardım ağları, din temelli organizasyonların sağladıkları yardımlara işaret ediliyor”

 

******

23 Mayıs tarihli Yenidüzen Web Sayfası’nda şu haber verildi:

“Gönyeli Belediyesi, dün akşam gerçekleştirdiği toplantıda aldığı kararla Kenan Evren Caddesi ismini iptal edip, Belediye Bulvarı olarak değiştirdi.

Belediye Meclisi'nin dün akşam aldığı karara göre ayrıca, Özker Özgür ve Salih Miroğlu'nun isimleri de iki caddeye veriliyor”

Haberin altına yazdığım YORUM’u (anlayamadığım bir nedenle yayınlanmadı!) , YORUMSUZ olarak yayınlıyorum…

Altı yedi ay önce, Sanatçı ve Yazarlar Birliği olarak Gönyeli Belediye Başkanı’na Kenan Evren Caddesi’nin isminin değiştirilip; Fikret Demirağ isminin verilmesi için bir dilekçe verdik ve randevu alıp konuştuk… O caddenin isminin değişmesi için kendilerinin de çalışması olduğunu, O cadde olmazsa bile başka bir caddeye/meydana Fikret Demirağ isminin verileceğini söylemişti… Şimdi çıkan karara bakıyorum da  tam bir popülizm kokusu alıyorum…..

"Aman renk vermeyelim; Evren'in ismini kaldırırken tepki çekmeyelim... Bir sağdan(Miroğlu) bir soldan(Özgür) isimi de başka yere verelim, sonra da şair(Demirağ) ismini bir köşeye veririz mantığı..."

Fikret Demirağ'ın böylesi popülist insanlardan bekleyeceği bir şey olamaz...

Bu karardan sonra, lütfen O’nun ismini Gönyeli’de herhangi bir yere vermeyin…"

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1107 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler