FOTOMODELLİKLE DEĞİŞEN ÖYKÜ…

Pırıl pırıl gözleriyle, bitmeyen enerjisiyle, hayallerinin arkasından koşacak kadar cesur, ülkesine âşık genç bir oyuncu, Eda Kandulu…

Doğuş Özokutan Çiftçioğlu 

Pırıl pırıl gözleriyle, bitmeyen enerjisiyle, hayallerinin arkasından koşacak kadar cesur, ülkesine âşık genç bir oyuncu, Eda Kandulu… Oyunculuk hayalini gerçekleştirmek için yürüdüğü zorlu yolun ardından şimdilerde “Gözlerin Ardında Müzikali”nin başrolünde önemli başarılara imza atıyor; dizi kariyerinde emin adımlarla ilerliyor.

Eda, 1988’de Güzelyurt’ta, besicilik ve tarımla uğraşan bir aileye doğmuş ve bununla gurur duyuyor. “Toprak insanıyım ben” diyor ve ekliyor “Ellerimi kirletmekten korkmam”… Çok yönlü bir genç kız. Piyano çalıyor, dalış yapıyor. 

“HEP PROFESYONEL OYUNCU OLABİLME YOLLARINI ARADIM”

Türk Ajansı Kıbrıs muhabirinin sorularını yanıtlayan Eda kendini şu sözlerle anlattı:

“Güzelyurt’ta doğdum. 2 kız kardeşiz, ben küçük olanıyım. Doğu Akdeniz Üniversitesi Rekreasyon Yönetmenliği mezunuyum, turizm yüksek lisansım da var. Annem banka memuru. Kız kardeşim çocuk ve ergen psikiyatristi. 

Mezuniyetten sonra babamın 30 seneyi aşkındır işlettiği Avrupa standartlarında besicilik ve süt üretimi yapılan Kandulu Çiftliği’nde 2,5 sene çalıştım. Bağımsız modellik yaptım. İlk oyunculuk deneyimlerimi üniversite tiyatro topluluğunda oynadığım 2 oyunda yaşadım, bir daha oyunculuktan kopamadım, hep profesyonel oyuncu olabilme yollarını aradım.”



FOTOMODELLİKLE DEĞİŞEN ÖYKÜ…

Üniversitenin son yılında, Şubat tatilinde Müjdat Gezen Sanat Akademisi’ne başvurmuş Eda, kabul de edilmiş ama okulu bitirmesine bir dönem kaldığı için önce üniversiteyi bitirmeye karar vermiş.

Ancak bu plan sonrasında çeşitli nedenlerle hayata geçememiş. 

Senem Kara Bağdatlı’nın butiğinde sattığı ürünlerin fotoğrafları için kendisine ulaşmasıyla, foto modellik kariyeri başlamış. Olaylar birbirini kovalamış ve Eda modellik ajansları için aranan bir isim olmuş.

Defilelerde boy göstermeye başlayan Eda’nın, kendisini geliştirmek için diksiyon kursuna yazılması, böylece Özüm Arkan’la bir araya gelmesi, hayat yolunu da değiştirmiş.

Diksiyon dersleri için İstanbul’a taşınan ve 6 ay burada yaşayan Eda, hocası Arkan’ın önerisiyle tiyatro eğitmeni Kemal Başar’la tanışmış.

“Çok heyecanlanmıştım” diye anlatıyor o günleri Eda, 28 yaşına yaklaştığı için acaba artık çok mu geç diye düşünse de dönmemiş yolundan.

Tiyatro Keyfi’nde Kemal Başar’dan bir yıl kadar ders aldıktan sonra uzun süre de asistanlığını yapan Eda, bu yolda yıllarca tek kuruş kazanmadan kendisine söylenen her şeyi, sahneyi silmek de dahil her şeyi yapmış.

Eda bütün o süreci şöyle anlattı:

“Oyunculuk hayalim için her şeyi bırakıp gittiğim İstanbul’da 2 sene kadar bocaladıktan sonra Kemal Başar’la çalışmaya başladım. Hayatımın dönüm noktası oldu. 

Birlikte çalışmaya başladık. Teke tek, çok yoğun, sadece tiyatro değil, hayat görüşü ile de ilgili çalışmalardı. Çok disiplinli, tiyatroya aşık, hayat enerjisi çok yüksek biri. Hayat enerjin, tutkun olmadan, diğer insanları, toplumu düşünmeden, hayatı, doğumu, ölümü algılamaya çalışmadan hiçbir işte başarılı olunamayacağı tezini savunan bir öğretmen. Onun dediklerini tam olarak yapabilmişim ki Tiyatro Keyfi’nin önde gelen oyuncularından biriyim şu an. Mutluyum.

Nava Semel’in Gözlerin Ardındaki Çocuk metni aslında bizim çalışma parçamızdı. Kemal Hoca bu metni daha önce 2 kez yönetmişti. Profesyonel oyunculuk eğitimim 1 sene sürecekti, böyle konuşmuştuk, ama eğitimimin 6. ayında birdenbire bana bu oyunu oynar mısın diye sordu. 

O anki duygularımı asla anlatamam, tarifi yok. Metni dönüştürdü, bir müzikal haline soktu ve beni de eserin merkezine koydu. Gerçekten Türkiye ve yurtdışında 6 ayda önemli başarılara ulaştık, ailemin, Kıbrıslıların benle gurur duymasından çok mutlu oluyorum, hep öğrenci kalabilmenin, günlük başarılarla hemen havalanmamanın, ekibin parçası kalabilmenin bu işin tılsım olduğunu öğrendim, daha da çok yolun olduğunun bilincindeyim.”

GÖZLERİN ARDINDA…

“Gözlerin Ardında”, down sendromlu oğlunun doğumundan sonra tamamen yalnız bırakılan bir annenin öyküsünü anlatıyor.

“Bu bir tiyatro eseri, sanatsal yanı çok ilgi görüyor, konu da elbette izleyicinin ilgisini çekiyor” dedi Eda ve ekledi:

“Bildiğim kadarıyla down sendromunu böylesine ayrıntılı anlatan bir başka tiyatro metni yok. Ama tiyatro da bir eğitim aracı değil, sanat dalı. Biz herkesin başına gelebilecek bir toplumsal gerçeği sahneliyoruz. Ben de oynamıyor, yaşıyorum. 

Her rolde de böyle olmalı zaten, mesleğimin gereğini hakkıyla yerine getirmeye çalışıyorum. Hemen hemen her oyundan sonra şu soruyla karşılaştım: Down sendromlu çocuğunuz mu var ya da anne misiniz… 

Bu bana inanılmaz gurur veriyor. Her oyundan sonra gözyaşlarıyla boynuma sarılanlar, özellikle yurtdışındaki temsillerde karşılaştığım övgü, yakın ilgi manzaraları kendimi bulduğum doğru mesleği seçtiğimi bana gösteriyor. Seneler içinde çektiğim bütün sıkıntıları unutturuyor.”

Yeni Tiyatro Dergisi Üstün Akmen Ödülleri’nde En İyi Ekip ödülü yanında TC Başbakanlık Farkındalık Ödülü’ne de layık görülen oyun Jaffa Uluslararası Tiyatro Festivali’nde 3 temsil yaptı.

Londra Türkçe Tiyatro Festivalinden, Adana Tiyatro Festivaline birçok yerde sahne alan oyun 
Amsterdam’dan Amerika’ya birçok ülkede sahne almaya devam edecek.

Müzikal Cumhurbaşkanlığı’nın desteğiyle kısa süre sonra KKTC’de de sahnelenecek.

TELEVİZYON SERÜVENİ…

Bütün bunlar olurken televizyon sektörünün kapıları da açılmış Eda için. Yeni Gelin isimli dizide birkaç bölüm yer alan Eda, tiyatro sahnesi ve set arasında mekik dokumuş bir dönem. Artık Yeni Gelin’de oynamıyor ancak sinema ve televizyon gelecek planlarında önemli yer tutuyor. 

Ancak Eda’yı asıl heyecanlandıran proje, Tiyatro Keyfi’ni KKTC’ye taşımak, Tiyatro Keyfi’nin uzantısı olacak bir sanat okulu açmak.

Eda bunun 4 yaştan itibaren çocuklara eğitim verilecek bir okul olmasını istiyor. Eda’nın hedeflerinden biri de bu okulda, dünyaca ünlü yapımlarda yer alabilecek oyuncular yetiştirmek, bu oyuncuların KKTC’de sahneye koyduğu oyunları dünyanın her köşesindeki festivallerde sahnelemek…

“UYUM SAĞLAMAK İÇİN ÇOK ÇALIŞTIM”

Kıbrıslı Türk olmasının oyunculuk kariyerine etkisi olup olmadığı sorusu üzerine en büyük zorluğun şive farkı olduğunu söylüyor Eda “Uyum sağlamak için çok çalıştım” diyor ve şöyle devam ediyor:

“Bu konuda Özüm Hocamın hakkını ödeyemem. Kemal Hocaya gelene kadarki yol göstericim oydu. 

Küçük bir adadan çıkmanın ve bir metropole ayak uydurabilmenin zorluklarıyla çok karşılaştım. Ama süreçte bambaşka bir Eda ile karşılaştım. Meğer ne savaşçıymışım, ne mücadeleciymişim. Ufak denizde boğulmaktansa okyanusu tercih ederim. Hayallerimin peşinden koştuğum ve gerçekleştirme rotasında olduğun için çok mutluyum.”

“KIBRIS’TAN AYRILAN EDA İLE ŞU ANKİ EDA ARASINDA ÇOK BÜYÜK FARK VAR”

“Kıbrıs’tan ayrılan Eda ile şu anki Eda arasında çok büyük fark var” diyor Eda. 

Hayata bakışının, karakterinin, insanlarla ilişkilerinin, dünya görüşünün olumlu yönde geliştiğini söylüyor ve ekliyor:

“Artık kendimi daha iyi tanıyorum. Ayaklarım yere basıyor. Başarının çalışkan olunmazsa, üretken olunmazsa, tutkun, ısrarın, devamlılığın, gelişmen olmazsa, hayallerin peşinden mantıkla koşulmazsa geldiği gibi gidebileceğini biliyorum.”