BİZE BİR ÜTOPYA, BİR HİKAYE LAZIM…

Mehmet Çağlar

Genellikle, insanlık tarihindeki büyük başarılar, uyumlu hareket etmeye dayalıdır.

Mesela ABD, İsviçre ve son olarak AB, coğrafi bir bölge içinde yaşayan toplumların, uyum içinde işbirliği yapabildikleri çok etkili ve gelişmiş birer işbirliği yapılarıdır...

Neden?

Çünkü o coğrafyalarda yaşayan herkes ABD, İsviçre ve AB denilen aynı hayal ürününe ve ütopyaya inandığı için…

Aynı kurallara uymak, itaat etmek, aynı kalıplar ve aynı değerlere sahip olabilmek uyumlu bir işbirliğine dayanır.

Örneğin Türkiye’de AKP'yi ve inanmış Müslümanları ele alalım:

Cuma namazına katılmak, kılmak ve ibadet edebilmek için milyonlarca insan bir araya gelir, çünkü hepsi Allah, yaradılış, cennet ve cehennem hakkında aynı inançlara ve hikayeye sahip olup inanmışlardır.

Eğer AKP gibi siz de muhatap olduğunuz kesimlerle belli bir hikaye veya ütopya hakkında işbirliği yapmayı göreceli gerçekliğin üzerine koyarsanız, bu sizi oldukça güçlü yapar…

Aynı şey politik alanda da doğrudur...

Devlet ve millet nedir? Nesnel gerçeklik mi?

Ekonomi gibi diğer tüm kitlesel işbirliklerinde de doğrudur belli bir hikayenin etrafında toplanmanın size verdiği güç…

Bugün “Euro'ya geçelim” ve “TL, dolar karşısında değer kaybedip giderek eriyor” tartışmaları gündemde...

Para nedir peki?

Para, aslında bugün herkesin inandığı tek hikayedir!

Herkes belki Tanrı'ya inanmıyor, herkes belki milliyetçiliğe de inanmıyor, fakat kimsenin Euro'ya, Amerikan Dolarına, Sterline bir itirazı yok!

Sendikacıların da yok!

Peki! Nesnel bir değeri var mı paranın?

Yoktur!

Parayı yiyemezsiniz, içemezsiniz...

Ama TL'ye, Euro'ya, Dolar’a, Sterlin’e ben inanırsam, sen inanırsan, ve herkes inanırsa; bu düşük maliyeti dışında değersiz olan kağıdı alıp, markete gidip,  karşılığında yiyebileceğim, içebileceğim birşeyler alabilirim.

Sonuç olarak biz Kıbrıslı Türkler bir ikili gerçeklik içinde yaşıyoruz.

Zaman ilerledikçe KKTC denilen bu “kurmaca gerçeklik”, giderek çok daha güçlendi ve bugün, deneyimlemekte olduğumuz birçok yeni sorun yaratıyor...

Çünkü KKTC'yi, bir uyum ve işbirliği platformundan, bir "Yap-İşlet-Devret (YİD)" modeli “devlet kurumuna” dönüştürdüler...

Zamanla kurum ve kuruluşlarıyla telif haklarını da Türkiye'ye devrettiler...

Kullanım şartları ise, Kıbrıs'tan sorumlu olarak atanan şahsın iki dudağı arasına sıkıştı...

Neticede  işbirliği yapmak yerine,

Vesayet, kendimiz dışında bir "kafa" örgütledi...

Bu örgütlenen farklı "kafa", yaşayış şeklimizi, kültürümüzü, insanımızı, değerlerimizi, alışkanlıklarımızı, kısacası bize ait "değer" olarak ne varsa her şeyi, ama her şeyi egale ediyor!

Yani  bu “kafa”, var olan ve yeni yeni ortaya çıkan bütün sorunları birbirine bağlı, bütünlüklü ve bir kördüğüm haline getirdi!

Önce giderek toplumu iki zıt kutba ayırdı...

Sonra slogan değişti: "Barış" sloganımız “federal çözüm” değil, 

"KKTC forever" oldu…

Gelecek ise çoook daha fazla belirsizliklerle dolu...

Mesela, yeteri kadar para kazananların dahi aynı gelire yarın da sahip olacaklarıyla ilgili bir garanti var mı?

Yok! 

Yaşamın neredeyse tüm alanlarında aynı belirsizlikle karşı karşıyayız.

Bugün esnaf, zanaatkâr, memur, işçi, köylü ve tüm toplum canla başla çalışmasına rağmen, sürekli borç içerisinde yüzmektedir...

İster Dolar'a ister Euro'ya geçin...

AB gibi Federatif bir işbirliği yapısını Kuzey'deki ve Kıbrısın bütünündeki kitlelere yaymadıkça, "ısmarlama iktisad"larla normalize olmak ve "dünyalı" gibi insanca yaşamak mümkün değil!

Yani dostlar kısacası,

bize bu coğrafyada uyum ve işbirliği içinde olacağımız bir ütopya,

bir hikaye lazım…