1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'Sen önce Kıbrıs Türkü’nün kalbini kazan'
Sen önce Kıbrıs Türkü’nün kalbini kazan

'Sen önce Kıbrıs Türkü’nün kalbini kazan'

31 Aralık 1963’te beraberindeki Hasan Yılmaz, Erdoğan Ahmet ve Hasan Mehmet’le birlikte Eylence barikatında Kıbrıslı Rum yetkililer tarafından tutuklandıktan sonra “kayıp” edilen Hasan Ahmet Skordo’nun halen Avustralya’

A+A-

***  1963’te “kayıp” edilen ve ancak 47 yıl aradan sonra, geçen yıl ondan geride kalanlar bulunup ailesine iade edilen Hasan Ahmet Skordo’nun oğlu, “kayıp” çocuğu Ahmet Tacan Skordo’dan Erdoğan’a mektup...

 

“Sen önce Kıbrıs Türkü’nün kalbini kazan...”

 

31 Aralık 1963’te beraberindeki Hasan Yılmaz, Erdoğan Ahmet ve Hasan Mehmet’le birlikte Eylence barikatında Kıbrıslı Rum yetkililer tarafından tutuklandıktan sonra “kayıp” edilen Hasan Ahmet Skordo’nun halen Avustralya’da yaşayan oğlu Ahmet Tacan Skordo, TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a hitaben yazdığı mektupta “Sen önce Kıbrıs Türkü’nün kalbini kazan” dedi.

Hasan Yılmaz, Erdoğan Ahmet, Hasan Mehmet ve Hasan Ahmet Skordo’dan geride kalanlar geçen yıl Litrodondas köyü dışında bir toplu mezarda bulunarak ailelerine iade edilmişti. Hasan Ahmet Skordo’nun cenaze töreni 25 Haziran 2010 tarihinde yapılarak, Tekke Bahçesi’nde toprağa verilmişti. Skordo’nun Avustralya’ya göç etmiş olan evlatları, cenaze nedeniyle Kıbrıs’a gelmişlerdi.

Bir “kayıp” çocuğu olarak kaleme aldığı ve bize gönderdiği mektubunda Ahmet Tacan Skordo, Erdoğan’a hitaben şöyle yazdı:

“Sayın AKP Başkanı’na,

Gazetelerden 20 Temmuz’da Kuzey Kıbrıs’a gitmekte tereddütleriniz olduğunu ve nasıl karşılanacağınız hususunda ön araştırma yaptırmakta olduğunuzu okudum...

Şayet Kıbrıs Türkü için TC Başbakanı olabilseydiniz, böyle bir araştırma yaptırma lüzumunu görmeyeceğiniz gibi, rahmetli Bülent Ecevit gibi coşku ile karşılanıp, sonrasında da gönüllerde yaşardınız...

Kıbrıs Türkü için, en azından benim için TC Başbakanı olamadınız Sayın Erdoğan... Neden derseniz, aşağılayıcı hakaretlerinizden şimdilik bahsetmeyeceğim.

Önce kendimden bahsedeyim: 1963’te altı yaşımda idim, amcam babamın kucağında şehit oldu. Haftasına babam... Büyük halamın 18 yaşındaki oğlu ile büyük amcamın kalıntıları 45 yıl sonra aynı kuyudan çıkarılıp bizlere verildi... Bu sadece benim en yakınlarım... Bir Kıbrıslı Türk yoktur ki 1963-1974 arasında ve sonrasında ailesinden birisini kaybetmemiştir...

Benden birşeyler koparıp alan göçler, altı yaşımda başladı, 1963-1974 arası sırasıyla Akıncılar (Lurucina), Esendağ (Petrofan), Lefkoşa ve Göçmenköy... Sonra Alayköy ve “Kıbrısım emin ellerde” düşüncesiyle 1988’de Avustralya... (Çok yanılmışım...)

Çocukluğumun ilk yılları; Akıncılar’dan hatırladığım “Bir kıvılcım parlıyor Mücahid’in içinde, Türklük ateşidir bu, yoktur dünya yüzünde...” Bu Mücahitler Marşı’nın sözlerinden çok etkilenmiştik ki kardeşimle tavşanlarımızın adını “Mücahit” ve “Kıvılcım” koymuştuk... (Yaş 7-8)

Esendağ (Petrofan), elektriksiz küçük bir Türk köyü... Araba bataryası ile çalışan radyomuzun, sabah saat 6’da Çukurova Radyosu’ndaki İstiklal Marşımız’ın çalınmasıyla yatağımızda esas duruşa geçerek güne başlardık... (Yaş 8-9)

Lefkoşa’daki rutubetli evde çok kalmadık. Orada iken Atatürk İlkokulu’nda iyi saatte olsun babamı iyi tanıyan Bekir Hocam’ın çabalarına rağmen çok basit matematik sorularını cevaplayamıyordum... Çünkü ben, “Babam akşam da gelmedi” ile meşguldüm... (Yaş 9-10)

Çocukluğum ve gençliğimin büyük bölümü, Göçmenköy’de geçti... Lise ikinci sınıfta idim, Eylenceli bir Rum’un 31 Aralık 1963’te babamı öldürdüğünü övünerek söylediğini, 20 Temmuz 1974’ten hemen önce, iyi Rumca konuşabilen bizim taraflı bir Türk söylemişti... 20 Temmuz 1974’te, 16-17 yaş aklıyla, o yöne taaruza kalkacak birliğe gönüllü katıldım... Bugün söyleyebilirim ki Tanrıma şükürler olsun ki, bilerek hiç kimseyi öldürmedim...

Bize, bana geri gelmesi için yıllarca Tanrı’ya dua ettiğim, yalvardığım babamı, öldürüldüğü günden 47 yıl sonra, 1963’te kucağında şehit olan ve kendi elleriyle toprağa verdiği kardeşinin, amcamın yanına Mevlevi Tekke Bahçesi Şehitliği’ne 25 Haziran 2010’da toprağa verdik...

Tören günü 35 yıl hiç görmediğim Göçmenköylü çocukluk arkadaşım, Selimiye Camii’nde sarılıp da “Çocukken babalarımız için çok ağladık” dediğinde o an hatırlayamadığım için kendimden çok utandım... Ama çocukken ben her yalnız kaldığımda, babam için ağladım... Bunu hatırlamayışım normal olmalı...

Bu yaşananlar, bugünlere gelişimizde yaşananların sadece benim üzerime olan özetleridir... Kıbrıs Türkü’nde bunları veya benzerlerini yaşamayan aile yoktur...

Sayın Erdoğan, sorarım size: Kıbrıs Türkü, bu kadar acıyı niye çekti?

Ben bu acıları sadece senin stratejik çıkarların için mi yaşadım... Hala yaşıyorum...

Babam ve arkadaşlarının verdiği mücadele, sadece senin stratejik çıkarların için miydi?

Yıllarca KKTC bayrağını, bayrağım kabul edemedim, ay-yıldızlı Türk bayrağından başkasını benimseyemedim... Boşuna mıydı????

Yoksa 25 Haziran 2010’daki babamın cenaze töreninde yaptığım konuşmada, babamın verdiği mücadeleye saygısızlık etmemek için söylediğim “Kıbrıs’ta Türk varlığı sonsuza kadar devam edecektir” sözünde değişiklik mi yapmalıydım???

Sen, beni bile değiştirdin Sayın Erdoğan... Tavsiyem şimdi sen Kuzey Kıbrıs’a gitme...

Gidersen, protestolarla karşılanırsın... Halkım parçalanır, komşular sevinir...

Kırmızı halı veya çiçeklerle karşılanırsın, inanma, hiçbir şey yürekten olmaz...

Sen önce Kıbrıs Türkü’nün kalbini kazan, TC Başbakanı ol ki gittiğin zaman, Ecevit gibi karşılanasın ve yıllarca gönüllerde de yaşayasın...

Saygılar,

Ahmet Tacan Skordo.”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1343 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler