1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Selanik’te 2 gece 3 gün...
Selanik’te 2 gece 3 gün...

Selanik’te 2 gece 3 gün...

28 Ağustos Sabah 06:30’da, en büyük dolandırıcı havayolları şirketi Ryanair ile, Baf uçakalanından uçuyoruz Selanik’e. Taksi alıp iki gece kalacağımız hotele yerleşiyoruz. Ve fazla oyalanmadan, denizi bulmak için yürüyüşe çıkıyoruz. Beş buçu

A+A-

 

28 Ağustos

Sabah 06:30’da, en büyük dolandırıcı havayolları şirketi Ryanair ile, Baf uçakalanından uçuyoruz Selanik’e.

Taksi alıp iki gece kalacağımız hotele yerleşiyoruz. Ve fazla oyalanmadan, denizi bulmak için yürüyüşe çıkıyoruz. Beş buçuk yaşındaki Düşlem ile üç buçuk yaşındaki Edim, şimdiye kadarki en uzun yürüyüşlerini yaptılar herhalde. Limanı buluncaya kadar iki kilometre yürüyoruz.

İlk içecek molasını Aristo heykelinin bulunduğu Aristo Meydanı’nda veriyoruz. Çocuklar uykusuz olmalarına ve iki kilometre yürümelerine rağmen hiç oturmadan güvercinlerin peşinde koşturup duruyorlar. Ekonomik krizin sonucu mu bilmem? Epeyi sokak satıcısı, kaldırım müzisyeni, dilenci, evsiz var kordon boyunda... Çocuklar her biri ile ilgili sorular soruyorlar; durumlarına çok üzülüyorlar. Cebimizdeki bozukluklar bitince, şapkasının üzerinde ‘Türk Mübadele Derneği’ yazan simitçiden aldığımız simitlerini son lokmasına kadar paylaşmak istiyorlar. Gayet sert frappe’lerimizi bitirdikten sonra, şehrin simgesi olan Beyaz Kule’ye (eski adıyla Kanlı Kule) yürüyoruz.

İkinci molamızı da Beyaz Kule’nin dibindeki çam ağaçlarının altında veriyoruz. Fotoğraf makinesini hotelde unuttuğum için, kuleye çıkmayı yarına erteliyoruz. Kulenin etrafında oyalanıyoruz. Bu arada Düşlem çamların gölgesinde yatan sokak köpeklerinden birini okşayıp sevmeye çalışırken köpek onu ısırıyor -bizi üzmek istemediği için o an söylemiyor, 24 saat sonra öğreniyoruz bunu.

Öğlen yemeğini, ‘Mangio’ adlı denizi gören, geleneksel lokantalarından birinde yiyoruz. Musakka, Yunan salatası, tavuk çorbası, vesaire...

Sonra taksi alıp hotele dönüyoruz öğle uykusu için. Çocuklar yolda bu fikre sıcak bakmamışsalar da yatağa yatar yatmaz uykuya dalıyorlar.

Çocuklar da, biz de iyice dinlendik. Yeni bir ‘maceraya’ hazırız. Bu kez burnumuzu denize doğru değil, (Andrulla’nın tavsiye ettiği) ‘Bit Pazarı’na doğru çeviriyoruz. Uzun bir arama, ‘Kapalı Pazar’a doğru birkaç yanlış dönüş ve bir, iki yönlendirme sonrası ‘Bit Pazarı’nı buluyoruz. Tavernaların bulunduğu, yüzlerce hasır iskemlenin ve küçük tahta masanın sıra sıra dizili olduğu meydan bu. Nereye otursak diye düşünmeye gerek yok. Avlunun ortasındaki tek ağaç olan zeytin ağacının altındaki masayı seçiyoruz. Uzolarımızı içip lezzetli mezelerimizi yiyip bitirdikten sonra, bugünlük bu kadar deyip hotelimize geri dönüyoruz.

 

29 Ağustos

Yunanistan’daki Makedonya bölgesinin başşehri Selanik’in oldukça zengin tarihsel bir mirası var. Her köşede Dor, Makedon, Roma, Bizans, Latin ve Osmanlı’dan kalan yapı ve anıtlar var. Kiliseler de tonla. Ayrıca, neredeyse her köşebaşında börekçi, kafe, her mahallede de heykel var. Aristo’nun, Büyük İskender’in deniz kenarındaki heykeli ile 1945’te şehirde yaşayan ve toplama kamplarına götürülen 50,000 Yahudi’ye adanmış heykel en etkileyicileri.

Nazım Hikmet’in, Kemal Atatürk’ün doğduğu ve Jön Türklerin Osmanlı hanedanına karşı ilk olarak örgütlendiği şehirde dolaşmaya devam ediyoruz. Bugüne ertelediğimiz Beyaz Kule’ye çıkma işini yapıyoruz. Her kat küçük bir müze ya da sergi salonuna dönüştürülmüş. Kulenin tarihi ve tepesinden görülen manzara nefes kesici.

Sonra, Düşlem’in çok ısrar etmesiyle, üstü açık turist otobüslerinden birine atlayıp, şehir turu yapıyoruz. Çocuklar fazla dayanamayıp kucağımızda uyuyakalıyorlar.

Tur sonrasında, hemen yakınlarda olan dev ağaçlı parka gidiyoruz çocukları minik trene bindirmeye. Öğlen yemeğinde de yine yakınlardaki bir lokantada domuz döneri yiyoruz. Her gittiğimiz yerde birkaç kelime Türkçe konuşuyorlar bize.

Korsan gemisine benzettiği bir gemi çekiyor Edim’in dikkatini. Daha yakından bakmak için yine sahile yürüyoruz. Soruyoruz, giriş ücreti yokmuş. Geminin içerisi bar gibi düzenlenmiş, tura katılmak için tek yapmamız gereken kendimize bir içki ısmarlamak. Gemi turunun başlamasına daha 35 dakika var, girip oturuyoruz; çocuklara meyve suyu, bize bira söylüyoruz. Neyse ki çok geçmeden Düşlem’in midesi bulanıyor ve tur başlamadan iniyoruz gemiden. Bana çekmiş olsa gerek; denizin içinde, altında ya da dışında iyi; üstü bozuyor onu da.

Yine hotelde dinlendikten sonra.  Akşam ‘Kastra’ya çıkmak için düşüyoruz yola. Yol üstünde gördüğümüz bir çocuk parkında duruyoruz çocukların isteği üzerine. Bir süre sonra kulaklarımıza inanamıyoruz çünkü parktaki çocukların neredeyse hepsi Türkçe konuşuyor. Bizim de aynı dili konuştuğumuzu duyunca yanımıza geliyorlar. Aralarında en büyük olan, Şadiye adlı esmer, tatlı kız, “iki türlü Türk var burda, bir Türkler, bir de Çingene Türkler, biz Çingene Türklerdeniz’ diyor.

‘Kastra’ denilen yer Bizans döneminde yapılmış bir kale. Tepenin üzerinde olduğundan, bütün Selanik görünüyor burdan. Biraz dolaştıktan sonra, bir aile lokantasına oturuyoruz. Yine uzolar ve mezeler, daha önce yemediğimiz nefis mezelerin tadına bakıyoruz...

Muhteşem bir dolunay doğuşuna tanık oluyoruz oturduğumuz yerde... Gece ilerliyor, günün yorgunluğu iyice çöküyor üstümüze. Tek istediğimiz hotele dönmek ve yatay olmak artık...  

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 830 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler