1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. SELANİK HALLERİ
SELANİK  HALLERİ

SELANİK HALLERİ

İkaria adasından kalkıp “ kanatlı bir minibüs” gibi başka adalara da uğrayarak Selanik’e varıyor küçük uçağımız. Haris’in babasının genelde boş duran evinde kalacağım iki hafta boyunca… Anahtarı çevirip kapıyı açıyorum ve ka

A+A-

 

İkaria adasından kalkıp “ kanatlı  bir minibüs” gibi başka adalara da uğrayarak Selanik’e varıyor küçük uçağımız. Haris’in babasının genelde boş duran evinde kalacağım iki hafta boyunca… Anahtarı çevirip kapıyı açıyorum ve karşıma çıkan anılar evi büyülüyor beni. Çiçeklere su vermek için uğrayan Haris’in ablası Nasia : “Babam burada kalmıyor. Fotoğrafları, çiçekleri için geliyor arada “ diyor. Terastaki bahçesini sulayan baba, içeriye giriyor sonra,  ışıl ışıl gözler, sevecen bir gülümsemeyle : “Welcome to Thessaloniki!” diyor. İkisinde de insanı rahatlatan bir yumuşaklık var. Ailede tek meleğin Haris olmadığını anlıyorum böylece. Onlar gittikten sonra, evin her yanına yerleştirilmiş, hikayeler fısıldayan fotoğraflara, bir müzeye yakışacak eski eşyalara dalıyorum.

Aşırı sıcak biraz geçtikten sonra Karamanlis caddesinde yaptığım yürüyüşte iyice farkına varıyorum ekonomik kriz içindeki  depresif bir şehre geldiğimi. Seyahat rehberleri dünyanın en eğlenceli şehirlerinden biri olarak gösteriyor oysa Selanik’i. Pek çok mağaza kapısına kilit vurmuş. Bir kısmı tahliye edilmiş ya da edilmekte.  Belki biraz da yazdan dolayı terk edilmiş bir şehir görüntüsü var. Oysa Yunanistan hep canlılık, coşku ve eğlence ile özdeşleşmiş bir ülke…

Şehri keşfetmek için daha epey zamanım var.  Biraz da ruh halim düzelsin diye bekliyorum. Empati hastalığı benim derdim. Geçenlerde birkaç arkadaşımın sorunları yüzünden kendimi üzdüm yine. Daha uçucu, daha neşeli zamanlara geçmeliyim artık.

Selanik tarihi ile ilgili bir sunum için Yunancadan Türkçeye çeviri yapmam istendi geçen gün. “İmkansız” dedim kuşkusuz. Yerlerde sürünen Yunancam ile nasıl olabilirdi bu? Başka çözüm yok; böyle idare edeceğiz dediler ve bir deneme yaptık. Notlar filan aldım. Epey gerilmiştim ama son gün bir çevirmen bulundu neyse ki… Benim için de hem dil açısından hem de kültürel anlamda bir çalışma oldu; fena olmadı sonuçta. Selanik’teki Yahudi kıyımını, büyük yangını filan düşünüyorum günlerdir. Temmuz sıcağında bir meydanda işkenceye tabi tutulan ve sonra Auschwictz’e gönderilen binlerce Yahudi’yi hayal ediyorum içim parçalanarak. Gerçekten ocakta unutulmuş bir yemekten çıkmış olabilir mi şehrin büyük bölümünü kül eden yangın? Hayat bu kadar acımasız olabilir mi? O yemeği ateşe kim koymuştu? Neler olmuştu? Neden unutmuştu yemeği? Şehrin bütün alt üst oluşlarında hayatlar nasıl kararmıştı; ne biçim küçük trajediler yaşanmıştı?

İnternet kullanmak için indiğim ev yakınlarındaki kafede yaşlılar var genelde. Gazetelere dalıyorlar. Arada politika konuşuyorlar. Bir başka yangın yaşanıyor şimdilerde… İşini kaybeden bir arkadaşım iç karartıcı cümleler kuruyor duruma dair. Kırık bir aşk hikayesi dinliyorum ondan… Şaşırtıyor beni Yunan kadınlarının aşk halleri. Angelopoulos filmlerinin aşka adanmış kadın kahramanlarını anımsıyorum.

Türk dizilerine bayılıyor kadınlar. İkaria’da, Mihalis’in asistanı Argyro, diziler yüzünden anneannesinin tansiyonunun fırladığını anlatmıştı. Dizideki kadın kahraman hamile  kalmış da adam onunla neden evlenmemiş mesela… Günlerce söylenip durmuş bunun için. Bir başka kadın ise Türk dizilerinde Yunan dizilerinde olmayan romantizmi bulduklarını söylüyor. Kilisede Pazar ayinine katılır gibi dizi saatinde televizyonun başında toplanıyor kadınlar.

Bir şehri sevmek için sayısız neden vardır ama şehirler içlerinde sevdiğimiz birileri varsa güzeldir en çok da. Hali hazırda böyle birileri yoksa seveceğimiz birileri de olabilir kuşkusuz. Bir de daha yakından tanışmak gerekir sokaklarıyla, kafeleriyle, içinde taşıdığı sırlarıyla… Biraz da gönlünü açık tutmak lazım bunlar için…  Şu aşırı sıcak da olmasa daha davetkar olacak hayat.

Birbirine sevgiyle bakan bir çift var şu an yazımı yazmakta olduğum kafede. Kara kafalı bir adam ve inadına beyaz ve sarı bir kadın. Belli ki bir Kuzey ülkesinden… Diğer masalarda her gün karşılaştığım müdavimler var. Sabahları kafeye damlayan mahallenin emeklileri besbelli… Her sabah buradayım ben de. Bana alışmış olmalılar.

Selanik’teki hava ve ruh durumu böyle şimdilik… Daha ferah, serin ve heyecanlı  günlerin beklentisi içindeyiz anladığınız gibi. Biraz “Neşe Yaşın Selanik’ten bildiriyor” yazısı gibi oldu ama idare edin artık… Haftaya daha keyifli şeyler yazacağıma eminim. Gelecek Pazar görüşmek üzere…

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1026 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler